• Karanlıktan korkan çocukların
    müzik kutusudur Kız Kulesi
    kapağı açıldığında
    dansa başlayan balerinin
    hınzır martıların şakalarıyla
    ıslanır elbisesi...
  • "Onu unutmak için neler yapmadım... Hiçbir şey kâr etmedi, hınzır kız beynimin içinde burgulu bir çivi gibi saplanmış kaldı. Ondan daha çok güzelleriyle düşüp kalktım, ondan bin kat daha seçkinlerini tanıdım; fakat hiçbiri, hiçbiri, onu bana unutturamadı, hiçbiri bir dakika için onu hatırımdan silemedi. Bazen kendi adımı unutacak kadar sarhoş oluyordum. Lakin onun adı her vakitten daha canlı, daha manalı, dilimden hiç düşmüyordu. Bazen bir kumar masası başında kendimi kaybediyordum, fakat onun hayalini daima yanıbaşımda hazır, kağıtların üzerine aksetmiş ve yeşil çuhanın ortasında raksederken görüyordum."
  • Doğa Ana’yı (ikiyüzlü orospu!) ve Zaman Baba'yı (adı batasıca piç!) suçluyorum.
  • Hayatta yüzleşmen gereken en zor şey, kendini olduğun gibi kabul etmek.
  • 400 syf.
    ·5 günde·9/10
    Hınzır ne demek?

    TDK'ya göre;

    1. Yaramaz, haylaz
    2. Katı yürekli, kötü düşünen, gaddar
    3. Kurnaz, içten pazarlıklı olan

    Romanın orijinal ismi "Kötü Kız" ustaca bir çeviriyle dilimize "Hınzır Kız" olarak çevrilmiş ve çevirmen bütün kitabı tek kelimeyle adeta özetlemiş. Vargas da kitaba güzel bir isim bulmuş. İyi Kız diye bir kitap yazsa kimin dikkatini çekerdi ki? Hem iyi kızlar hakkında yazılmış bir kitabı merakla kaç kişi okumak isterdi? Kitap ismi kadar çeviri de bence çok başarılı. Çevirmen çok iyi bir iş çıkarmış. Vargas'ın külliyatını bitirmeye iki kitap kalmışken şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki yazarın okunması en kolay kitabı kesinlikle bu. Yazarın diğer kitaplarının aksine burada çok az karakter görüyoruz. Bunun dışında olaylar zaman ve mekânda farklılık göstermiyor. Anlatılar iç içe geçmiyor. Vargas'ın çok sevdiği alternatif anlatım tekniği de yok. Bu sefer karşımızda tümüyle bir aşk kitabı var. Yazarın bu tarzdaki tek kitabı bu. Kitabı okurken aklınıza Madam Bovary gelebilir. Zaten yazar bu kitabını yazarken ondan çok etkilendiğini ve biraz da bu hikâyenin modern bir versiyonunu yazmak istediğini itiraf eder. Tıpkı Emma gibi, hınzır kızımız da cinsel zevkler ister, başka dünyalar tanımak ister.

    Romantik aşığımız Ricardo bize, 1950'li yıllarda Peru'da ergenlik yıllarında tutulduğu bir kıza olan aşkını hiç sansürlemeden anlatıyor. O yıllarda aşkına cevap alamadığı bu kız ortadan yok olduktan sonra onu hiçbir zaman unutamıyor ta ki bir on sene sonra onunla tesadüf eseri Paris'te tekrar karşılaşıyor. Aslında bizler bu ikilinin belli aralıklara dünyanın farklı şehirlerinde tekrar tekrar karşılaşmalarına şahit oluyoruz. Peki bu hınzır kız kim?

    Kübalı devrimci yoldaş Arlette
    Madam Arnoux
    Bir Unesco çalışanın eşi
    Zengin bir İngilizin eşi Bayan Richardson
    Tokyolu bir gangsterin fahişesi Kuriko

    Bu kızımız iç çamaşır değiştirir gibi kimliğini sürekli değiştirir. Zaten kitap boyunca ağır basan temalardan biri de bu kimlik karmaşası ya da bir yere ait olma endişesi. 30 yılı aşkın bir aşk macerasında pek çok ülke ve kıtada romantik aşığımız bu kadını yatağa atmayı başarır ama her seferinde yatağındaki kadın aynı kişi olmasına rağmen, seviştiği o kadın hep farklı bir kimlik ve statüde olur. Kızımız her seferinde Ricardo'yu başkalarıyla aldatsa, onu terk etse, sürekli eleştirse, onunla hırslarının olmadığı için dalga geçse, cömertliğini sonuna kadar sömürse de eninde sonunda kader onları bir araya getirir. Her terk ediş sonrası Ricardo aşk acısı çekse de her seferinde onu yine affeder. Roman genelde hep bu havada gidiyor gibi görünse de merak ve gizem kitabın sonuna kadar korunuyor ve yazar kendini okutmayı başarıyor. Bu olay örgüsünün arka planında daha pek çok alt temalar var: gerilla hareketleri, cinsel mazoşizm ve sapkınlıklar, AIDS, küresel sorunlar ve daha benzeri konular hep bu ikilinin aşkının arka planında karşımıza çıkıyor.

    Okuması gerçekten çok keyifli bir kitap, ancak kitabı bulmanız bir hayli zor olabilir. Gördüğüm kadarıyla yazarın kitaplarının baskıları birer birer tükeniyor. Hele ki bu kitabı ikinci el kitapçılarda bile bulmanız neredeyse imkânsız. Bir yerde gözünüze çarparsa kaçırmayın derim.
  • Faik Bey: “Bir kadına hiç tutuldunuz mu? Ben sizin yaşınızdayken epeyce kadınlarla münasebete girmiş aldanmış ve aldatılmıştım. Yirmi beş yaşıma girdiğim zaman artık bıkmış, usanmış bir adam gibiydim; kadınlığın benim nazarımda hiçbir sırrı kalmamıştı; kendi kendime diyordum ki: ‘Adam sen de, işte evveli de bu, ahiri de bu?’ Hele aşk, sevda filan gibi sözler bana vız geliyordu; bunlar hep romancıların uydurduğu martavallar diyordum; fakat bir gün... Yirmi beşimi geçmiş ve hiç olmazsa yirmi beş kadın tanımıştım, birdenbire ne oldu bilmem... On sekiz yaşında bir çocuk gibi... Siz kaç yaşındasınız?”

    Hakkı Celis Bey: “Yirmi iki.”

    Faik Bey: “Yirmi iki... Fakat siz de günün birinde on sekiz yaşındaydınız; o yaşta nasıl sevilir, bilirsiniz; mutlaka bilirsiniz. Zira, hatırlıyorum ki, siz de sevdiniz; siz de benim gibi... Siz de onu sevdiniz. Evet, evet biliyorum. Fakat, monşer, hiç o sevilir mi? Ne kadar zaman kendisinden kaçtım; ne kadar zaman bana uzanan elleri ellerimle ittim. Ben istemedikçe o arkamdan koştu; uzun uzun anlatmaya ne hacet... Herkes gibi siz de gördünüz, siz de öğrendiniz; benim karşımda ne kadar zelildi. Fakat, vaktaki o benden kaçmaya başladı ben kovaladım. Hem nasıl kovalayış monşer, hem nasıl kovalayış! Hudutlar aşıyordum, memleketten memlekete koşuyordum ve yanına vardığım vakit de nefesim tıkanıyor, soluk soluğa kalıyordum, bir şey söyleyemiyordum, yalnız diyordum ki: ‘Bırak seni seveyim. Bırak seni seveyim. Sen istediğini yap, istediğini sev; fakat müsaade et ki, ben daima yanında bulunayım.’ Zira onun yanından ayrılır ayrılmaz sanki havasız kalıyordum, tıpkı sudan çıkarılan balık gibi can çekişmeye başlıyordum. Bilseniz bu ıstıraptan kurtulmak için ne zilletlere katlandım, ne zilletlere... Herkes sanıyordu ki, ben bilerek, ben isteyerek göz yumuyorum; vallahi billahi herkes böyle sandı... O kızıl saçlı kız, bir ateşin önünde duran bir cadı gibi, beni yerden yere, çukurdan çukura sürüklenir gördükçe, otuz iki dişini birden gösteren bir gülüşle gülüyor ve memnuniyet mesamelerinden fışkırıyordu. Azizim, aşk, bir izzetinefis meselesi, bir izzetinefis mirasıdır. Ondan mutlaka intikamımı alacağım, mutlaka..."

    Hakkı Celis Bey: “Unutunuz! En iyi intikam bu değil mi?”

    Faik Bey: “Unutmak, unutmak! Ah, öyle ise sizin hiçbir şeyden haberiniz yok. Onu unutmak için neler yapmadım... Hiçbir şey kâr etmedi; hınzır kız beynimin içinde burgulu bir çivi gibi saplanmış kaldı. Ondan daha çok güzelleriyle düşüp kalktım, ondan bin kat daha seçkinlerini tanıdım; fakat hiçbiri, hiçbiri, onu bana unutturamadı, hiçbiri bir dakika için onu hatırımdan silemedi. Bazen kendi adımı unutacak kadar sarhoş oluyordum. Lakin onun adı her vakitten daha canlı, daha manalı, dilimden hiç düşmüyordu. Bazen bir kumar masası başında kendimi kaybediyordum, fakat onun hayalini daima yanıbaşımda hazır, kağıtların üzerine aksetmiş ve yeşil çuhanın ortasında raksederken görüyorum. Niçin bu kız benim izzetinefsimle oynadı. Beni çamurdan çamura sürükledi. Vallahi billahi intikamımı alacağım, göreceksiniz. Mutlaka...”
    Yakup Kadri Karaosmanoğlu
    Sayfa 203 - Birikim Yayınları