(...) Hafif müzik, Batılı orta sınıf insanının dünya görüşünü gençliğimize benimsetmede mühim bir rol oynar. Henüz halk zevkine hitab etmeksizin, üniversitelerin ardından büyük şehir liselerine girer, oralarda da kendi kültürüne uygun tipler meydana getirir. Sultanahmed çevresinde, turistlerle alışveriş içinde, bu kültürün uç örnekleri, “hippi” tipleri görülmeğe başlar.
Veya bu müziğe “sosyal” bir buud ekleyip, onu sosyalizmin yakıtı hâline getirmek isteyen grublar ortaya çıkar. “Meyhâne”lerin yerini “gazino”lar ve “pavyon”lar, onların yerini “disko”lar ve “bar”lar alır… Gazinolar ve pavyonlarda, köçek havasıyla karışık mübtezel Türk müziği örnekleri hâlen yaşatılırken, disko ve barlarda Batılı “züppe” tipi gençler, “çağdaş Batı müziği” ile eğlenmeğe alışır. Önceki zümrenin “esafil-i Şark” görünümüne karşılık, bu sonuncular kendilerini Batılı gençlerle tamamen özdeşleştirir ve onların aynı sayarlar.
Bu arada, hâlen birkaç konser salonunda, 30’larda sokulmağa çalışılan “klâsik Batı müziği”nin varlığını Cumhuriyetle özdeşleştiren ve bu müziği dinlemeyi Cumhuriyetin bir gereği sayan dar ve ihtiyar bir kesim mevcuddur. Ve Şark’a kapılarını kapayan TRT, Garb söz konusu olunca her türlü hizmete hazırdır.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997, Feyyaz Aksakal imzasıyla) Müzik Zevki ve Cihad Şuuru Hakkında