"Amsterdam'da Düello" Üzerine
Puan vermedi·144 syf.··
2026 8. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 19:11
İngiliz edebiyatının güçlü kalemlerinden Ian McEwan’ın Amsterdam'da Duello adlı eserini henüz bitirdim. İlk bakışta sıradan bir modern zaman anlatısı gibi dursa da metin kendi içinde birbirine bağlanan birkaç güçlü felsefi ve ahlaki odak noktasına yayılıyor. Roman, durağan gibi görünen ama aslında içten içe kaynayan bir psikolojik gerilim hattında ilerleyerek okurunu zihinsel bir düelloya davet ediyor. Romanın temel tartışma alanlarından biri, kişisel verilerin gizliliği ve basın ahlakı üzerine kurulu. Bir devlet adamının, dışarıya yansıttığı muhafazakâr imajla tamamen zıtlık gösteren mahrem özel hayatı, onun siyasi kariyerini bitirmek için bir silaha dönüştürülebilir mi? Kitabın ana karakterlerinden gazeteci Vernon üzerinden yazar bizleri zorlu bir ikilemle baş başa bırakıyor: Kamuoyunu "aydınlatma" kisvesi altında bir insanın özel hayatını ifşa etmek erdemli bir gazetecilik faaliyeti midir, yoksa tiraj ve şöhret uğruna işlenmiş modern bir cinayet mi? McEwan, medyanın ikiyüzlülüğünü ve hırslar uğruna ahlaki pusulanın nasıl şaştığını oldukça çarpıcı bir şekilde resmediyor. Eserin diğer odak noktası ise sanat, eser üretmek ve "ölümsüzlük" arasındaki o tehlikeli ilişki. Bu tema, romanın diğer ana karakteri olan müzisyen/besteci Clive’ın hayatı ve düşünce dünyası üzerinden ustalıkla dile getirilmiş. Bir sanatçı, başyapıtını yaratma ve ölümsüzlüğe ulaşma arzusuyla gerçek dünyadan, ahlaki sorumluluklardan ve hatta başka hayatların güvenliğinden bile vazgeçebilir mi? Clive’ın yaratım süreci uğruna insani değerleri nasıl hiçe saydığı, sanatın kibrinin insanı nasıl körleştirdiğinin en net göstergesi. ​ Roman başlardan sonlara kadar karakterlerin iç dünyalarındaki ahlaki çürümeyi ağır ve durağan bir tempoyla işliyor. Ancak bu durağanlık, okuru rehavete sürüklemek için özenle
Amsterdam'da DüelloIan McEwan · Yapı Kredi Yayınları · 2019537 okunma
Puan vermedi·376 syf.··
2026 34. kitabı
Romanın merkezinde, terk edilmiş ya da kullanılmayan arazilere gizlice sebze meyve eken çevreci bir topluluk bulunur. Grup yıllardır idealleri uğruna mücadele ederek maddi zorluklarla ayakta kalmaya çalışır. Bir gün büyük bir heyelan sonrasında ulaşımı kesilen kırsal bir bölgede, uzun süredir değerlendirilmeyen geniş bir arazi ortaya çıkar. Kolektifin lideri Mira, bunu grubu kurtarabilecek büyük bir fırsat olarak görür. Ancak araziyle ilgilenen tek kişi o değildir. Karşısına son derece zengin, karizmatik ve gizemli bir teknoloji milyarderi çıkar. Bu adamın sunduğu iş birliği teklifi, grubun geleceğini değiştirebilecek kadar caziptir. Fakat roman ilerledikçe mesele sadece bir tarım projesi olmaktan çıkar. Güven, çıkar çatışmaları, gözetlenme hissi, idealler ile kişisel hırslar arasındaki gerilim giderek büyür. Her karakter kendi doğrularıyla hareket ettiği için, kimin gerçekten haklı olduğunu çözmek zorlaşır. Öncelikle Kül ve Tohum, Booker ödüllü yazar Eleanor Catton tarafından yazılmış; çevre aktivizmi, güç, etik ve insan doğası üzerine kurulu bir düşünsel edebî gerilim romanı. Özellikle ilk yüz sayfada ciddi sabır isteyen, sonrasında da kolay okunmayan bir roman. Kurgunun politik ve toplumsal fikir tartışmaları olay örgüsünden daha baskın. Çevrecilik, kapitalizm, güç ilişkileri üzerine sorgulamaları ve finale doğru karakterlerin yaptıkları seçimlerin sonuçlarını merak ettiğim için ben severek okudum. Ancak her okura aynı şekilde hitap edeceğini düşünmüyorum. Kitap vadettiği gerilim duygusundan ziyade karakter çözümlemeleriyle ilerliyor. Özellikle içerdiği konu alanlarına ilginiz yoksa, sıkılma ihtimaliniz oldukça yüksek. Şayet merakınızı cezbediyorsa ilginç ve farklı bir deneyim olacaktır. Karar sizin.
Kül ve TohumEleanor Catton · Domingo Yayınevi · 20268 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
9/10
·238 syf.··
2026 2. kitabı
Bu kitabı kısaca özetle derseniz, önce doğru bilginin ne denli kuvvetli bir güç olduğu, sonra da hırslar koca bir kudreti nasıl batırır onu anlatır. Kitabın sonuna ulaşıp kapağını kapattığımda bir yandan da metaforlar kitabı dedim içimden. Uzun İhsan Efendi oğlu, Bünyami'nin uzak uzak diyarlara gitmesini , maceralar yaşamasını ,bilmek, yeni yeni yerler keşfetmesi ve tanıması için cesaretlendirir. Çünkü büyük filozofların dediği gibi, Uzun İhsan Efendi için" Macera büyük bir ibadettir" çünkü O'nun(Allah) evrenini tanımanın başka bir yoludur. Bünyaminin kendisine tesadüfler sonucu gelen ,görünüşte adi demir bir para kitabın kötü karakteri Efendi Ebrehe için hayatı boyunca hırsla aradığı bir metadır. Bütün bir hayatını bu parayı aramak ve hırsla ölümden ebediyen kaçmak için mücadele ve hırslar üzerine şekillendirmiştir ama...sonunu yazar kitapta o kadar güzel anlatmış ki sizin okumanıza bırakıyorum. İlk 50 sayfa, kitabın diline alışma evresinden sonra hikaye öyle bir içine alıyor ki elimden bırakmadan bitirdim. Eski zamanlarda ,normal halkın içinde geçen bir hikaye olduğu için , eski zamanlarda insanlar nasıl yaşarmış kısmına da ışık tutar. Yazarın betimlemeleri öyle başarılı ki bir sahne anlatmaya başlayınca direkt gözümde sinema gibi oynamaya başladı. En çok memnun olduğum kısmı ülkemize ait böyle başarılı bir hikaye anlatıcısı yazar tanımak oldu
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
8/10
·200 syf.··
2026 50. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 16 Mayıs 2026 05:00
Ahmet Hikmet Müftüoğlu’nun Çağlayanlar’ını elime alıp sayfalarını çevirmeye başladığımda, aslında sadece bir hikaye kitabı değil, koskoca bir imparatorluğun çöküş acısıyla kıvranırken kendi küllerinden doğmaya çalışan bir milletin çığlığını okuduğumu anladım. Yazarın bu satırları karaladığı dönem, dört bir yanda toprakların kaybedildiği, cephelerden durmaksızın kara haberlerin geldiği ve insanların "Biz kimiz, nereye gidiyoruz?" sorusunun ağırlığı altında ezildiği o kapkaranlık İkinci Meşrutiyet yılları. İşte tam bu umutsuzluk girdabında Ahmet Hikmet, köşesine çekilip bireysel aşk acıları ya da soyut bunalımlar anlatmak yerine, eline adeta edebi bir meşale alıp toplumun önüne düşüyor. Kitap boyunca hissettiğim en baskın duygu, yazarın Türk milletine kendi özünü, Orta Asya’dan süzülüp gelen o kadim ve asil kimliğini hatırlatma konusundaki o muazzam, sarsılmaz inancı oldu. Eserdeki her bir hikaye, birbirinden bağımsız olayları anlatsa da aslında görünmez bir ruh bağıyla birbirine kenetleniyor; sanki hepsi aynı nehrin, yani Türk tarihinin farklı kollarından coşkuyla akan birer çağlayan gibi önümüze dökülüyor.Beni bu kitapta en çok etkileyen ve üzerine uzun uzun düşündüren şey, yazarın mitolojiyi ve tarihi kuru birer bilgi yığını olarak değil, adeta damarlarımızda akan kanı canlandıracak birer şok dalgası gibi kullanması oldu. Alparslan’ı, Altın Ordu’yu ya da bozkırın o uçsuz bucaksız destansı havasını okurken, yazarın amacının sadece geçmişi övmek olmadığını, asıl niyetinin o geçmişteki erdemleri alıp bugünün çöken, ümitsizliğe kapılan insanına birer ahlak pusulası yapmak olduğunu çok net görebiliyorsunuz. Hikayelerde bireysel hırslar, küçük çıkarlar ya da bencillikler asla yer bulamıyor; her karakter, vatanı ve milleti söz konusu olduğunda gözünü kırpmadan kendi
Öykü
ÇağlayanlarAhmet Hikmet Müftüoğlu · Kapra Yayıncılık · 02,347 okunma
10/10
·1062 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 01 Mart 2026 23:28
Okurken çok farklı duygular içerisine girdiğim bir kitaptı. Uzun olmasına bakmayın, su gibi akıp gidiyor. Kitap aşk ve ayrılık temalarını çarpıcı bir şekilde işlemesiyle birlikte evlilik, boşanma ve sevgi hakkında pek çok çözümleme yapmanızı sağlıyor. Kitapta en çok kızdığım karakter Vronskiy oldu. Gençlik hevesleri için Anna'yı kullanmış gibi hissediyorum. Geçici bir hevesti belki de Anna onun için. Anna Vronskiy ile tanışmasaydı böyle bir deneyimi hiç yaşayamayacaktı, belki de hiç mutlu olamayacaktı. Hiç mutlu olamadan ölmektense bir dönem mutlu olup ölmek kabul edilebilir. Kitapta Aleksey Aleksandrovice çok kızılmasına rağmen ben onun da kendince haklı sebepleri olduğunu düşünüyorum çünkü bu evlilik kendi seçimi değildi, o da hayatını hırslar üzerine kurmuş ihtiraslı bir adamdı. Tabii bu yönü kötü ama şekil verilmemiş bir hamur olduğunu düşünüyorum. Yine de Anna'nın küçük Ani'yi doğurduktan sonra yanında olması çok mutlu etmişti beni. Kesinlikle şans verilmesi gereken bir kitap, okumadan yaşanmaması gereken bir kitap. 🩵
Anna KareninaLev Tolstoy · Türkiye İş Bankası Yayınları · 202555,7bin okunma
10/10
·440 syf.··
Beğendi
·
2026 99. kitabı
𝙰𝚂̧𝙺-𝙸 𝙼𝙴𝙼𝙽𝚄 "Sevmek, sevmek istiyordu. Hayatında sadece bu eksikti;fakat hayatta her şey bundan ibaretti: sevmek, evet, bütün mutluluk sadece bununla elde edilebilirdi." Herkese Merhabalar... Evet bu eseri bilmeyen yoktur diye düşünüyorum. Yoksa izlemeyen kalmamıştır mı demeliyim. Bende nedense önce izleyenlerden oldum. Eğer bir kitabın dizisi ya da filmi varsa ben önce kitabı okumaktan yana olanlardanım. Bu kıymetli eser için de önce filmini ki kitaba daha uygun ve o dönemi yansıtan çerçevedeydi. Ehh diziye gelince daha modern bir hava ile uyarlaması olmuş. Okuyunca bunu daha bir net görmüş oldum. Tabi izleyiciyi tutmak için hiçbir şeyden kaçınılmamış olduğunu da gördüm. Yine harika bir günümüz Türkçesi akan bir okuma sunmuş bu şahane kitap. Özlem hanım bu konu da gerçekten çok başarılı. Ziyagil ailesi ve Melih Bey takımı Sevmek ve Sevilmek kitabımızın üzerine kurulduğu hikâye burada başlıyor. Arzular, hırslar, entrikalar, aşklar, aldatmalar, yalanlar... Okurken ayrıca duygudan duyguya sürükleyen o kitabi mı arıyorsunuz işte o kitap bu kitap! Bazen gözünün önünde olan görülmez bazen görünen yakıştırılmaz bazen de göründüğü gibi olmaz. Öyle detayları olan öyle içine alan ve sarmalı olan bir hikaye ki zaten okuyanlar biliyor. Kimin açısından baksan kimin yanında olsan kimin tarafını tutsan elinde kalan olmak istemeyeceğin bir durum çıkıyor. Bihter ama en çok ona üzülüp aynı zamanda da ona kızıyorsunuz. Ne var ki hırsına yenik düşüp, kınadığı affetmediği, affetmeyeceğim dediği annesinin hayatını yaşıyor. Ve ne yazık ki annesi gibi üstesinden de gelemiyor. Ahh yazılacak çok şey var dediğim gibi nerden, kimin tarafından baktığınıza göre değişiyor. Mutlaka okumalısınız
Aşk-ı MemnuHalid Ziya Uşaklıgil · Puslu Yayıncılık · 201922,9bin okunma