''Doğru davranışın yanlıştan kesin bir şekilde ayrıldığı, hataların sonuçlarının olduğu, canavarların yenilgiye uğradığı kolay bir yer olan dünyasına bayılıyordum. Ben öyle bir dünya bilmiyordum ama bana izin verdiği sürece orada yaşardım.''
4 yıl önce okuduğumu anımsıyordum ama dün gece içimde karşı koyamayacağım bir okuma isteği yankılanınca tekrar elime aldım ve bu kez daha önce altını çizdiklerimden çok daha farklı noktalara takıldım. Kitabın çok kısa olması onu daha çekici hale getiriyor bence. Tam bitmesi gereken noktada bittiği için bu kadar etkileyici. R. mektupları okuduktan sonra aksiyon alsaydı ne yapardı? Bunu merak etmiyorum doğrusu. Kitapta da buna yer verilmemesini sevdim. Burada asıl olan, bilinmeyen kadın. Onun duyguları, onun görünmezliği ve bilinmezliği. Ancak ölürken sevdiği adamın hafızasında bir saniyeliğine bile olsa anılmak isteyişi...Bilinmeyen kadının büyük bir aşkı olduğu kadar büyük de bir gururu var. Bu kadar aşık ve aynı zamanda bu kadar gururlu olmak mümkün müdür? Kitapta en sevdiğim kısımlardan biri bilinmeyen kadının sevdiği adamın 'iyilik' anlayışına değindiği kısımdı. Tembel bir iyilik, diyor. Gelip alınsın istenen, istendiğinde derhal verilip baştan savılan. Ve bilinmeyen kadın bu iyilik şeklini de gururuna yediremeyeceğinden her şeye rağmen sevdiği adam için bilinmez kalmaya razı olabiliyor. Takdire şayan.