Bana öyle geliyor ki adalet yanıldığını anlayınca geri veremeyeceğini baştan almamalı. Ben yaşlı bir avukatım. Masumluk karinesini şimdi daha iyi anlıyorum.
"Bence mahkeme, hakim ile sanık arasına bir tampon bölge koyma isteğinden doğdu. Halbuki yazarı bilinmesi gereken en kutsal yapıt hükümdür. Hakim, 'Bu hükmü ben verdim.' diyebilmeli. Ya toplu mahkeme? Üç kişiyi bir araya getiriyoruz, mahkeme diyoruz. Üç kişiyi toplayınca mahkeme çıkmaz. Toplu mahkemeyi kabul edersek arkasından oy gelir. Oylama yoluyla adalet (!). Hakimlerden biri karara muhalif kalırsa bu onun kararın doğruluğuna inanmadığını gösterir. Bir hakimin dahi şüphe ettiği kararın doğruluğunu topluma nasıl kabul ettireceğiz?"
İhtiyar adam, kör köpeği, mısır fidesi, kuraklığın altında hayatta kalmaya çalışan üç can. Mısırın yetişmesini her şeyden çok önemseyen ihtiyar adamın en büyük düşmanı başta kuraklık gibi görünse de ardından işin içine sıçanlar giriyor ne yazık ki, bununla birlikte çok rahatsız edici sahneler yaşanmaya başlıyor. Her kötü olayın ardından bunun üstesinden nasıl gelecekler ki endişesi sarıyor. Ama bir şekilde atlatıyorlar.
Dört ayı aşkın mücadelenin sonunda çabalarının meyvesini alıyorlar diyebilsek de, yenilgi ile başarı arasında ince bir çizginin üzerinde. Üzücü, rahatsız edici, biraz da ümit aşılayıcı bir kitap.
Kitabın içinde on iki öykü var. Genel olarak içinde bulunduğumuz hayatlarda, sistemlerde kısılı kalmışlık hissi vardı öykülerde, günlük hayatta sıradan insanlar vasıtasıyla anlatılmış. İlk iki öykü güzeldi ama diğerlerinden çok etkilenemedim. Yine de Türk bir yazardan kendi kültürümüzü böyle yalın bir dille ve hayatta derinde yer alan birtakım şeylere dokunma hissiyle okumak güzeldi.
İsmi ilgimi çektiği için okumaya karar vermiştim, kimsenin atlamadığı balkonlar ifadesinin geçtiği ikinci öykü de kitaptaki açık ara en iyi öyküydü benim için. Bir hapishaneden kaçarcasına gizlice tuğlaları sökerek evine kaçak balkon yapan adamı hep hatırlayacağım.