Beş yüz sayfada onlarca karakter ve onlarca seneden sonra inceleme yazmak zor hissettiriyor. Sayıca çok olsa da aslında aynı karakterler var hep, içlerinde de aynı gösteriş, zevk, para arayışı. Vatanı kurtarma tartışmaları ile kendi çıkarını arama sohbetleri arasındaki çizgi çok ince.
Kitaptan beklentim ülkenin, halkın o dönemlerdeki durumunu görmekti ama yalnızca bu samimiyetsiz hayatlara sahip insanları takip ediyoruz. Ülkenin durumunu aralardaki - çok etkileyici - yazılmış birkaç paragrafla görebiliyoruz sadece, yozlaşmışlık perdesinin ardından ulaşabildiğimiz ufak kesitler. O dönemi böyle kısıtlanmış şekilde görmek hoşuma gitmedi açıkçası. Yazarın kaleminin gücü belliyken, psikolojik tahliller bu kadar iyiyken, benzer bayağı olayları bu kadar anlatmasına gerek var mıydı diye düşünmeden edemiyorum.
Ama kitap bunca kirin ardından neredeyse temiz bir hisle bitiyor. Adnan'a Ankara'dan gelen kalpaklının hesap sorma konuşmasının ardından ve, Süheyla'nın Adnan'dan kalan kağıtlara "yakın" demesiyle. Bütün o ihtişamlı, sefil, tesadüflerle dolu dönemlerin ardından, geriye hiçbir şey kalmıyor işte.
Üç İstanbulMithat Cemal Kuntay · Oğlak Yayıncılık · 20203,378 okunma