”Yaşamı yalnızca performans,hız ve sonuç üzerinden anlamlandırmak,insanın hem kendisiyle hem de başkalarıyla kurduğu ilişkileri giderek mesafeli hale getiriyor.”
Zeynep Işıklar / Karanlığın Kalbi
Gerçeklerle kandırılmışlığın iç içe geçtiği bir hayatınız olduğunu öğrenseydiniz ne yapardınız?
Devin yirmi dört yaşında ve bir radyo programında iki saat boyunca aşk hakkında konuşan genç bir kadındır. Üniversitede tanıştığı ve üç yıldır evli olduğu avukat eşi Eymen ile kendince güzel bir hayatı vardır. Ta ki Eymen gözlerinin önünde üç kurşunla öldürülene kadar. Yaşadığı şoku atlatamadan, eşinin yıllardır onu her anlamda aldattığını öğrenmesi ise Devin için her şeyi daha da sarsıcı bir hâle getirir.
Bir yandan gerçeklerle yüzleşmenin ağırlığını taşırken bir de hayatının tehlikede olduğunu ve sıradaki hedefin kendisi olduğunu öğrenmesi onu bambaşka bir karanlığın kollarına iter. Bu karanlık, aylardır onu izleyen ve tehlikeli bir katil olan Karan’dır. Aydınlıkların ve karanlıkların nerede başlayıp nerede bittiğinin kestirilemediği bir hayatın içinde Devin ile birlikte gerçekleri ararken, Karan gibi bir karakterle de doğru ve yanlış kavramlarını sorgulayacaksınız.
Hikâyenin akıcılığını ve dinamizmini sevsem de böyle bir kurguda Devin’in duygu akışının sanki bir hız trenindeymiş gibi ilerlemesi bende küçük bir eksiklik hissi bıraktı. Yazardan okuduğum beşinci kitap oldu. Her kitabı akıcı bir şekilde okutuyor olsa da Karan karakteri ve gölge ekibi sayesinde bu kitabını daha çok sevdim. Suçlar üzerinden ilerleyen aksiyonu ve psikolojik karanlık ilişki tarafıyla “dark romance” sevenlerin ilgisini çekebilecek bir kitap.
Keyifli okumalar…
Türk edebiyatının naif, lirik ve insan ruhunun en hassas tellerine dokunan özgün kalemlerinden A. Ali Ural’ın kaleme aldığı ve yayımlandığı andan itibaren bir modern klasiğe dönüşen anıtsal eseri "Posta Kutusundaki Mızıka", mektup türünün o nostaljik zarafetini denemenin felsefi derinliğiyle harmanlayan sarsıcı bir varoluşsal ve edebi başyapıttır. Eser; yazarın hayali bir dosta, aslında doğrudan insanın kendi vicdanına ve kalbine hitaben yazdığı, her biri edebi birer mücevher niteliğindeki mektuplardan oluşan o soluk soluğa içsel yolculuğu merkezine alır. A. Ali Ural; modern dünyanın getirdiği mekanikleşmenin, hız çılgınlığının ve yozlaşan insan ilişkilerinin paralelinde; durup düşünmeyi, hayatın kıyısındaki o görünmez güzellikleri fark etmeyi ve ruhun derinliklerindeki saflığı korumayı dâhice bir kurguyla metne entegre eder. Kitap; nesnelerin dilinden kuşların kanat çırpışına, ölümün kaçınılmaz gerçeğinden aşkın ilahi boyutlarına kadar uzanan geniş bir tematik yelpazeyi cerrah titizliğiyle deşer. Ural’ın o son derece akıcı, adeta bir su gibi akan, her cümlesiyle insanı kendi içine bakmaya zorlayan, şairane ve görkemli dili; bu metni basit bir deneme kitabı olmaktan çıkarıp, insanın kendi yalnızlığıyla, modern çağın gürültüsüyle ve hayatın saklı anlamıyla olan ezeli imtihanını anlatan çok katmanlı edebi bir anıta dönüştürür.
En kısa yolu, kestirmeleri yeğlemem ben; yeğleseydim de pek birşey değişmezdi: Sapmadan, kıvrılmadan edemem, içimdeki pusula yarı sarhoştur yola düştüğümde - ona güvenirim.