Salt niceliksel olan paranın hiçbir içeriği yoktur, ama içeriği olan bir şeyle değiş tokuş edilebilir: para satın alır. Aynı şey zaman için de geçerli duruma gelmiştir: zaman da artık, kendisinde bulunmayan içeriğe karşılık alınıp satılabilmek-tedir. Ücrete karşılık emek-zaman, satın alınan şeye "tıkılmış", ya-şanmamış zamana karşılık ücret: otomobilin "hız"ı, televizyon ek-ranının sonsuz şimdi'si, yüzlerce ev aletiyle "kazanılan" zaman, ge-lecek emekli aylığının sağlayacağı huzur vb.
Bugün yüzlerce yıl evvel Ehl-i beyt'in kanıyla sulanan topraklarda, Filistin'de, Yemen'de, Myanmar'da, Afrika'nın ücra bölgelerinde mümin kanı akmaya devam ediyor. Alem-i İslâm ise daha kendi içerisindeki zulümleri engelleyemezken zalimlerin katliamına "dur" bile diyemiyor. Daha kendi evinde ailesinde adaleti tesis edemeyen müslüman, yalnızca sokaklara çıkıp protesto gösterisi yapıyor. Birkaç saat slogan atıyor, bayrak sallıyor, özçekimleri sosyal medya hesabından paylaşarak vicdanını rahatlatıyor. Hashtag'lere destek vererek sözüm ona bir hançer de o saplıyor zulmün kalbine! Sonra daha fazla kazanmak için, hız ve haz üzerine kurgulanmış hayatı tüm pervasızlığıyla yaşamaya devam ediyor.
"Bak, burada gördüğün gibi, sırf olduğun yerde kalabilmek için bile elinden geldiğince hızlı koşman gerekir. Eğer başka bir yere gitmek istiyorsan, en azından bunun iki katı hızlı koşmalısın!"
İnsanların tekrar bir araya gelişini görmek hoşuma gidiyor, aptalca belki ama ne diyebilirim, insanların birbirlerinin kollarına atılışını görmek, öpüşmeler ve gözyaşları, sabırsızca bekleyişler, ağzın anlatmaya hız yetiştiremediği öyküler, büyüklükleri yetmeyen kulaklar, onca değişimin hepsini birden göremeyen gözler, sarılmalar, birleşmeler, birini özleyişin bitişi hoşuma gidiyor.