Hız uyuşturuyor. Artık her yerde ve hiçbir yerdeyiz. Orada ama buradayız. Dostumuzla sohbetteyiz ama telefonun veya sohbet ağının ucundayız. Aslında bütün varlığımızla bir yerde değiliz, parça parça orada ve buradayız. Anlaşmak için zaman gerekir, zaman ve mekân. Konuşmanın yanında susmak da gerekir, birbirinin söylediğine dikkat kesilebilmek, kalbini dostunun kalbine yaklaştırmak gerekir. İnsana ve gerçek hayata ayrılan zaman azaldıkça yabancılaşma çoğalıyor.
Ama bu yavaşlığın getirdiği fiziksel rahatlamayı hissettiğimde dahi, ertesinde bir tür suçluluk duygusu kabarıyordu hep. Geri döndüğümde tezcanlı, stresli arkadaşlarıma bunu nasıl açıklayacaktım? Bu hissi daha çok yaşamak için hepimiz hayatlarımız nasıl değiştirebilirdik? Dünya hız alırken biz nasıl yavaşlayabilirdik?

“Texnoloji geliştikçe, hız arttıkca, özgürlükler çoğaldıkça insanın daha da yalnızlaşıyor olması düşündürücü değil mi ?”
Şimdi etrafıma bakıyorum da imkanlar daha fazla ama kimsenin ne cesareti var, ne hevesi, ne de zamanı…
“Sabırlı olursan, intikamını alacağın gün gelir,” dedi Tuek. “Hız Şeytan’ın aracıdır. Kederini içine göm... seni oyalamanın yollarını buluruz; insanın içini hafifleten üç şey vardır: su, yeşil çimenler ve güzel kadınlar.”
Bütün gece kitap okuyorum ve okuduğum her kitapla, olmayan mutluluğum biraz daha kararıyor.
Ve sonra hep kendime soruyorum, ben bu kitapları nasıl okuyorum da bu çözümsüz bir tuzak olan aynalar labirentinde kendimi hep eksik, hep yetersiz, hep anlamsız görüyorum diye...
Sanki kendimden ve bütün yakınlarımdan öç almak için okuyorum onca kitabı ve ruhum önce yıkanıyor, sonra coşkulu bir rüzgarla şişiyor, hız alıyor, sonra nasılsa kesiliyor rüzgâr ve birden ben hiç yol almadığımı anlıyorum, hiç gelişmediği-mi, hiç değişmediğimi, gece boyu karanlık bir denizde hep kendi etrafımda döndüğümü anlıyorum.
Birkaç yakamozun, bir iki oyuncu yıldızın, kim bilir ne zaman balmış batık teknelerin gözümü aldığını, benimle, yeniyetme bu ruhla bir zaman oyunu, bir hayat oyunu oynadığını hissediyorum... Garip, ürkütücü bir oyun...
Çünkü kurallarını asla öğrenemediğim bu dünyada kimin
özgürlüğünü savunsam, benim ölmemi istiyor.
Bir şarkının anısında sizin emekle kazandığınız duygular, tüketim toplumunun dudaklarında kolaycı ve çoğaltmacı bir hız ve hazla öğütülerek sonsuza savruluyor.