Hayat hızlanmıştı sanki. Birileri dizi filmi ileriye sarıyordu. Henüz birine alışmadan diğer sahnenin şaşkınlığıyla olduğumuz yerde kalakalıyorduk. Biz duraklamıştık ama her şey korkutucu bir hızla akıyordu.
Sayfa 64 - Profil Yayıncılık, 9, Baskı 2013·Kitabı okuyor
O sakinlikte bile derinlerde bir hareket vardır. Hayatın ritmini anlamak, her anın senden aynı şeyi istemediğini fark etmektir. Bazı günler üretmek içindir, bazı günler dinlenmek için. Bazı sabahlar gülmek içindir, bazı akşamlar susmak için. Ve hepsi, bütünüyle senindir. O yüzden acele etme. Zaman senin düşmanın değil, yol arkadaşındır. Unutma: Bir ritim duyuyorsan hala hayattasın, hala hissediyorsun demektir. Ve bu bile yeterince güzel bir başlangıçtır.
Hayat acele etmez, sadece akar. Sen onunla yürümeyi öğren, savaşmayı değil. Zorlama, hızlanma, direnme. Her şey olması gerektiği anda sana gelir.
Yapmamız gerekenlerin birçoğu o kadar bariz ve alelade şeyler ki: yavaşlamak, aynı anda tek bir iş yapmak, daha fazla uyumak.Bunların doğru olduğunu bir düzeyde hepimiz biliyoruz, ama tam tersi yönde hareket ediyoruz: daha çok hız, daha çok o işten bu işe geçmeler, daha az uyku. Ne yapılması gerektiğine dair bilgimiz ile ne yapabileceğimize dair hissettiklerimiz arasında uçurumda yaşıyoruz.
Saplantılı bir zaman hastalığı bize"hiç zaman kalmadığını, acele etmemiz gerektiğini" telkin ediyor. Büyüğün küçüğü yendiği bir dünyadan,hızlının yavaşı yuttuğu bir dünyaya doğru gidiyoruz.Artık hepimiz hız tarikatının müritleriyiz.Sabbah'ın fedaileri gibiyiz. Ancak bizim başımızı döndüren, bizi sarhoş eden,hızın ta kendisi.Suikast ettiğimiz kendi hayatlarımız.