Orhan Düz

Orhan Düz

YazarDerleyenÇevirmen
8.2/10
946 Kişi
·
3.305
Okunma
·
5
Beğeni
·
2109
Gösterim
Adı:
Orhan Düz
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Erzurum, 21 Eylül 1974
21 Eylül 1974'te Erzurum'da dünyaya geldi. 2000'de Boğaziçi Üniversitesi Molekler Biyoloji ve Genetik bölümünden mezun oldu.
Acı çekme düşüncesi Dostoyevski'nin kafasını hep meşgul etmiştir. Ona göre acı çekmek, varlığımızın merkezine yapılan bir yolculuktur.
Orhan Düz
Sayfa 15 - Kaknüs Yayınları
240 syf.
·Beğendi·Puan vermedi
Tarih: 2009
Yer: İstanbul, Bakırköy
Mekan: Caorusel avm Gloria Jean's Coffees, Bahçe bölümü sol sıranın en arka masası.
İçecekler: Sade şekersiz filtre kahve (ben) ve White chocolate mocha.
Konu: Farkındalık.
Katılımcılar: Ben ve bir arkadaş. (ismi lazım değil) Tabii o zamanlar bekarım nerede akşam orada sabah modu:)

Arkadaşıma dedim ki ''sence farkındalık bir lanet mi yoksa bir lütuf mu'' hemen yapıştırdı cevabı ''eğer farkındalığı kaldırabilecek bir zihin yapısına sahipsen lütuf, değilsen bir lanet''

O an düşündüm acaba lanetlendim mi yoksa bir lütufla ödüllendirildim mi? Sonra araştırmaya karar verdim ve araştırma sırasında sevgili Krishnamurti ile tanıştım.

Kris bana farkındalık düzeyinin aşamalarını ve hangi aşamalarda insanın zihninde neler olduğunu anlattı. O'nu okudukça önceden lanetli gibi gelen şeyler bir anda lütuf olarak zihnimde belirmeye başladı. Sanki realitenin kırılmaz kalkanı benim için inivermiş ve yıllardır depoladığım bütün bilgilerim gün ışığına çıkmış emrime amade olarak duruyorlardı gözümün önünde. ( tabii bunu bir tek ben görebiliyordum) Kris'in her hangi bir kitabı ile ilgili bir şey yazmak yerine onun zihin yapısını anlamak kitaplarının hepsi için fikir sahibi olmaya yetecektir. Çünkü düşünce yapısı hep aynı olan bir adamın kitaplarında sadece konular değişir ve her konunun başlığı zaten kitabın adı dır.

Eminim herkesin dikkatini çekmiştir. Yolda yürürken sadece sesleri duymaya odaklandığınızda bir anda sesler çoğalır ve normalde farkında bile olmadığınız sesleri duymaya başlar sınız. Herkesin dikkatini çekmiştir dedim ama bence çekmemiştir yani herkes yolda yürürken dur şu seslere odaklanayım demez:)) Bazı insanlar hariç onların şu an evet ben dediğini duyar gibiyim. Tabii bu yazıyı buraya kadar okuyan saklı seçilmişler.:)

Bir de hissiyat olarak farkındalık vardır. Mesela bir insanın samimiyetini ölçer siniz. Gülerken içten mi yoksa o an kendini gülmek zorunda hissettiği için mi güldüğünü anlar sınız. Ya da yalan söyleyen bir insanı anında mimler siniz. Düşünsenize kimse size yalan söyleyemiyor ve bu insanlar sizin bu özelliğinizi fark etse eminim hiç biri sizinle konuşmaz bile.

Zihinsel olarak bu farkındalığı kaldırabilen insanlar ya asosyal olur (mesela ben) ya da olayı dalgaya alıp sosyal bir insan olarak herkesin yüzüne vurur fark ettiklerini.

Bu kitabı okuyup anlayabilen ve hayatına uyarlayabilen herkes zihinsel mutluluğun yada farkındalığın tadına bakabilir. Lakin zamansal bir sorun var. Kris'in yaşadığı dönemden yola çıkarak ele aldığı konular o zamanın şartlarına göre uyarlanabilirliliği yüksek fakat şimdi ki zamanda herkesin bir paye olarak tırtıklayarak uyarlaması elzem bir konudur.

Bir de farkındalık düzeyi yüksek insanlarda şöyle bir zorluk vardır. Düşünsenize bir restoran da çalışıyor sunuz. Yemek molasında farkındalığın dibine vurmuş nirvanaya çıkmış süzülerek aşağıya iniyor sunuz. Ve bir anda bir kart ses ''oğlum şu masayı babam mı toplucak'' ya da '' lan şu bulaşıkları yıka gelmiyim oraya'' gibi:)

Yine de siz siz olun Farkında olun.

Keyifli okumalar...
192 syf.
·8 günde·8/10
ciddi #SPOİLER# içerir !

''Godot yu beklerken ....''

Aslında ....otobüs bekliyorum ..karanlık ..eve gitmek.... temizlenmek,beslenmek.....insan olmak arzusundayım...
seyyarda yeni kapaklar var kırmızılar..beyazlar...siyah üstüne altın yaldızlı isimler...en siyah olanını alıyorum......ardında bu kadar karanlık bir ömür ..böyle buzlu kelimeler olduğunun farkına varmadan...

sekiz gündür '' Samuel Beckett'' ile dolaşıyorum ..kah koltuğumun üzerinden çökmüş avurtlarıyla bana bakıyor ..kah koltuğumun altında İstanbul'u arşınlıyor ...yeni tanışmamıza rağmen ...birbirimizden hoşlanmış olabiliriz :)) gerçi o ..hiç gülmüyor ...dünya derdinden muzdarip.

bir Otobiyografik inceleme diyebiliriz adına çunkü hem Beckett in hayatını hemde yazarın fikirlerini aynı potada eritiyoruz.. 189 sayfa güle oynaya biter dediğimiz kitap bir tavşan ebatında ...ama tavşan ''dag doğuruyor'' bilin diye söylüyorum...

daha 16. sayfada kalbim çarpıyor...kitap benimle konuşuyor ..diyor ki '' beni bilindik yerlerde arama ..çünkü ben oralarda bulunmam''...

Kökü Dublin ..kalbi Fransa da bir adam..
1920 Portora kraliyet okulu...21 KASIM '' Kanlı pazar' Belfastta katliamlar vardı İngiltere -irlanda savaşı kapıdaydı..

1923-1926 Trinity College ..''.BECKED EDEBİYAT FAKÜLTESİNDEN MEZUN OLMAK İSTİYORDU '' İrlanda iç savaşa giriyordu..

ve Fransız Ekolü nedir öğrendiğimiz :)) ECOLE NORMALE SUPERİEURE ..
işte bu okul bir buz dağı arkadaşlar :) lütfen incelemeden geçmeyin

(bkz: Ecole Normale)

burada adı geçen ve ekleyemediğim bir çok yazar ..düşünür..felsefeci nin listeme eklenen kitapları 10 larca ..:)) binleri bulan kitap listelerimize 10 / 20 itap daha eklemişiz çok mu ..:))

1936-1937 -1938 endişe yıllarıydı ...Almanya kaynıyor Beckett kaygılarıyla boğuluyor ..bedeni bu kadar kötülüğe tepki veriyordu

...(bkz: "Metaforik ")


Beckett in o yıllarda yazdığı ''Alman günlükleri'' nin herhangi bir baskısına rastlamadım ..ki çok merak ediyorum ...

joyce un henüz deviremediğim '' ULYSSES''kitabındaki Stephen Dadalus karekterine şaşırıtrıcı benzerlikleri var denilerek anlatılan ...bir adam Samuel Beckett

belki bu yıl olmasada bir sonraki yıl oyunlarını ..kitaplarını listelerime dahil ettiğim bir karanlik adam...kitap uzerine yazılacak daha yüzlerce not var..hemen hemen her sayfasını çizerek ..katlederek okudum...sizinde okumanızı dilerim

sevgiyle kalın ...



BECKETT i tanımak adına ...


https://youtu.be/oSWRHQWzeXY

''Ve arada ağzımızda bir ömür dolandırıp durduğumuz onca laf, kağıtlara döktüğümüz onca kelime sadece bir tür duygu kalabalığıdır."



.
260 syf.
·2 günde
Kitabı Cep boy olarak aldım bu sayede hayatin icindeykende okuma fırsatım oldu. Bazı yerleri tekrar etsede beğendim. insanı derinlere götürüp sorgulatan bi kitap. Sizlere tavsiyem Kitap cep boy olarak almaniz bu sayede Otobüs/Metro uzun yolda rahatlıkla okunabilir hatta tekrar tekrar okunacak türden.
176 syf.
·6 günde·Beğendi·9/10
Sık alıntı yapan biri olmama rağmen en fazla alıntı yaptığım (31) kitap oldu kendileri. Kitabı ne kadar takdir ettiğimi ve ne kadar beğendiğimi söylememe gerek yok bu yüzden :)). Zaten Fromm benim için, hem mesleki hem de ıdeolojik olarak müstesna bir konumda bulunduğu için kendisini ayrıca severim...

Kitabın içeriğini, hangi sorulara cevap verdiği üzerinden ifade etmek istiyorum.
Işte o sorulardan bazıları;
1- "Sahip Olmak" ve "Olmak" ne anlama gelmektedir?
2- Insan, hayatını "Sahip Olma"ya adarsa neler olur?
3- Dünya tasarımı, gerçeğe nasıl yaklaşacak?
4- Insan için, yaşamın amacı nedir?
5- Giderildiğinde mutluluk getiren ihtiyaçlarımız nelerdir?
6- Istediğim hazzı elde edersem, mutlu olur muyum?
7- Endüstri toplumu kavramların içeriğini nasıl değiştirmiştir?
8- "Büyük Özgürlük" nedir?
9- "Büyük Yalan" nedir?
10- Bedenin özgürleştirilmesi ve zihnin özgürleştirilmesi nasıl olur?
11- "Önemsiz Konuşma" bireye nasıl etki eder?
12- Çaba göstermek neden önemlidir?
13- Bireye dayatılan "korku" nedir?
14- Kişisel özgürlük kurgusu, kapitalist tuzak mıdır?
15- "Bireyselleşme" diye adlandırılan durum, "Yabancılaşmaya" sebep olur mu?
16- Tek bir şeyi amaçlamak neden önemlidir?
17- Uyanık olmak, Farkında olmak...?
18- Meditasyonun hayatımıza katkıları neler olacaktır?
19- Öz- Farkındalık ve Psikanaliz ilintisi nasıldır?
20- Oto-Analiz yöntemleri nelerdir?
21- Sahip Olma'nın Kültürü, Felsefesi ve Psikolojisi ne şekilde sirayet eder?
22- Sahip Olmak mı Iyi Olmak mı?

Bu 22 soru ve çok daha fazlasının cevabını bulabileceğimiz kitap, hem düşünmeye hem de eyleme sevk ettiği için son derece kıymetlidir.
Kitapla ilgili tek eleştirim keşke daha kalın olsaydı...
288 syf.
·2 günde
Kitabın ilk 50 sayfası biyografi şeklinde ele alınmış özellikle resimlerle anlatılması yazarın hayatindan kesitlerle daha anlaşılır olmuş. Yayinevinin yani Avrupa Yakası Yayıncılıktan okumuşu olduğum kitapta olumsuzluklar olarak şunlarla karşılaştım kitabın bazı yerlerinde aynın sözlerin farklı anlamlarla çevrilmiş olarak 10 veya 15 sayfa sonra tekrar karşıma çıkması bende şaşkınlık yarattı farklı yayınevinden okumanızı tavsiye ederim.
240 syf.
On yıl kadar önceydi sanırım Krishnamurti ile tanışmam. Farkındalık üzerine bir makale hazırlarken rastlamıştım yazılarına. Krishnamurti bir çok insanın hayatını değiştiren özgün düşüncelere sahip pek az insandan biridir. Onu tanımış olmanın verdiği his bazı insanlar için evrende yanlız olmadığı düşüncesi doğurmaktadır. Çünkü bu tarz insanlar bana göre saklı seçilmişlerdir.

Kitapta mutlu bir yaşam sürmek için insanların izleyecekleri yol, zihin yapıları, düşünce sistemleri ve farkındalık duyguları soru cevap şeklinde okura sunulmuş ve saçma ayrıntılara girmeden soluksuz okunan bir eser ortaya çıkmıştır. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus hayati bir önem taşımaktadır; FARKINDALIK

Farkındalık onu taşımayı bilmeyen yada öğrenemeyen biri için bir bela ve lanettir. Farkındalığın kullanım alanlarını kestiremeyen ve bunu her alanda kullanmayı öğrenen biri eğer kontrol etmeyi başaramazsa maalesef hayatı bir kabusa dönüşür. Hayatınızı düzene koymak için, kendinizi disiplin altında tutup çelik gibi bir iradeye sahip olmak için ya da idealleriniz için sonuna kadar kullanabilir siniz. Fakat ikili ilişkilerde, özellikle gönül ilişkilerinde farkındalık duygusu kazanmış bir insan farkına vardıkları yüzünden ve aslında her şeyin çok farklı cereyan ettiğini öğrendiğinde iş işten geçmemiş ise yani henüz yolun başında ise bunun çaresini bulabilir. Fakat belli bir yol katedildikten sonra eğer herşeyin yani doğru bildiklerinin aslında yanlış olduğunun farkına varırsa işte o zaman toparlanması çok güç bir döneme gireceği aşikardır. Ve hatta üzülerek söylemeliyim ki bu işin sonu tımarhanede bile bitebilir. Çünkü farkına vardığı şeylerin doğruluğunu teyit edecek bir ortam bulamazsa işin sonu paranoyaklık ve paranoid şizofreniye kadar gider.

Bu kitabı referans alıp hayatına uygulamayı başarabilen ve zihin yapısını buna göre ayarlayan bir insan mutlak psikolojik rahatlamayı ve daimi huzuru bulacaktır. Çünkü içinde ki bilgiler tamamen insanın karmaşık zihin yapısını, hayatının yolunun yordamını ve farkındalıklarını bir araya getirip kendi içinde doğruyu bulmasını amaçlayan felsefi bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

Not: Bundan böyle çok sık aktif olamayacağım ve alıntıları da asgari düzeye indireceğimin bilinmesini isterim. Çünkü hem fiziksel olarak hemde zihinsel olarak çeşitli aktiviteler entegre ettim hayatıma. Genelde okuduğum kitapların incelemelerini yayınlayacağım.

Not not: Tevazu ve tebessüm hiç eksilmesin hayatınızdan.
432 syf.
·Beğendi·8/10
Eski çağlardan başlayarak 19. yüzyılın sonuna kadar kronolojik olarak anlatılmış güzel bir eser. Kitabı okuduktan sonra kadının toplumdaki yerini görmemi bir kez daha sağladı. Bunun dışında insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu bir kez daha gözler önüne seren kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
184 syf.
1. Özgürlük bir fikir değildir. 'Düşünce özgürlüğü' vardır ancak özgür düşünce yoktur. Düşüncenin kendisi hiçbir zaman özgür olamaz. Düşünce, hafıza, bilgi ve deneyimin tepkisidir; her zaman geçmişin ürünüdür ve asla özgürlüğe yol açamaz çünkü özgürlük, yaşayan aktif şimdiki zamanla ilgilidir.
2. Tasvir, tasvir edilenden ayrıdır.
3. İnsan binlerce yılın ürünüdür. Uzmanlar bilinçdışı hakkında çokça yazarlar ama bunun bilgisi zaten içimizdedir ve kendimizi tanırsak bulabiliriz.
4. Korku zihni bulandırır. Korkunun sebeplerini bulmak korkuyu sona erdirmeye yetmez. Daha derine inilmelidir.
5. Düşünce, psikolojik zaman vasıtasıyla korkuyu sürdürür; düşünce korkunun kaynağıdır; düşünce ıstırabın kökenidir.
6. Bir toplum yarattık, biz yarattık. Kibrin, şiddetin, acımasızlığın başat rolde olduğu bir toplum. O yüzden TOPLUMUN AHLAKI AHLAKSIZLIKTIR.
7. Bu hasta toplumda hemen şimdi bir psikolojik devrim yapamayacağımız fikrine inandırılmışızdır ancak eviniz yanarken yavaş yavaş söndürmeye çalışmazsınız.
8. Belli bir soruna karşı tepki oluşturmaya ve ona göre hareket etmeye öylesine alışmışız ki insanın tüm sorunlarının birbiriyle ilişkili olduğunu göremiyoruz.
9. Özgürlük istenen bir şey değildir. Belli durumlardan kurtulmak istesek de özgürlüğün gerektirdiği muazzam disiplinden hepimiz kaçarız. Bu disiplin askeri bir disiplin ya da uyumun disiplini değildir.
10. Soru sormak en zor şeylerden biridir. Zira soru yanlış olursa cevap da yanlış olur.
11. Bu karmaşık düzeni değiştirmek için ne yapabilirim sorusu yanlıştır. Bunun yerine "bu karmaşayla karşı karşıya olan ben ne yapabilirim" denmelidir.
12. Zihin her zaman kesin, emin, güvencede olmak ister. Kendinden emin ve güvencede olan zihin bir burjuva zihnidir, değersiz, bayağı bir zihindir. Ne var ki hepimiz böyle bir zihnimiz olsun istiyoruz.
13. Propaganda yapmak yalan söylemektir. Eğer birisi sizi bir şeye ikna etmeye çalışıyorsa sakın ikna olmayın. Gerçeklerin iknaya ihtiyacı yoktur. Bakar ve görürsünüz.
14. İlişkilerimizi savaşa çevirdik. Hayat, insanın insana karşı olduğu bir alan.
15. Bildiğini söyleyen insan bilmiyordur. O halde yapılmayacak ilk şey bir otoriteyi takip etmektir.
16. İnsanların uzun yaşama isteği gariptir. Böyle korkunun, gerilimin, bencilliğin kol gezdiği bir dünyada neden daha çok yaşanmak istenir ki? HAYATIMIZI BİR HARABEYE ÇEVİRDİK!
17. Elimizde kalan tek özgürlük bu olduğu için seks çok büyük bir mesele haline geldi.
18. Nevrotiğim, nevrotiksin, nevrotiğiz.

Jiddu Krishnamurti'nin okuduğum ilk kitabı, daha doğrusu konuşmalarından derlenmiş. Konulara yaklaşımı alışılmışın dışında o yüzden okunması gerekiyor. Kendisinin bir peygamber veya kurtarıcı olmadığını, hele otorite hiç olmadığını dile getiriyor. Peki o halde neden dünyanın dört bir yanını gezip bunları anlatıyor, bu bir çelişki değil midir? Düşüncenin korkuya-ve tabii hazza- sebep olduğunu söyleyip yine de düşüncelerini aktarıyor. Dinleyicilerden biri bu tarzda bir soru sordu ve cevap olarak: "Şu an için ortak dili kullanmak zorunda olduğumuzu, sözsüz bir iletişim için yoğun bir çaba gerektiğini" söyledi.
Ayrıca inziva veya zihni köreltme şeklindeki meditasyonları kabul etmiyor. Insan yalıtılmış bir varlık olmadığı için "erdem" in ancak diğer insanlarla bir aradayken ortaya çıkması gerektiğini söylüyor.
Hatice Kavun
Hatice Kavun Sherlock Holmes - Matematik Dehasının Hikayesi'ni inceledi.
183 syf.
·8/10
Biraz spoiler ama olsun..
Sonunda holmes öldü diye ağlamıştım..
Duygusallığımdan mıdır bilemem ama yazar bütün kitaplarında olduğu gibi kalemi iyi kullanmış..
Yine ustalıkla yazılmış,şaşırtan ayrıntılarla donatılmış ve ince detaylarla olayları başkalaştırmış..
Matematik ile alakası şu ki baş düşmanı bir matematik dehası..
260 syf.
Hayata olan bakış açım düşüncem değişti ilk başta on yargı ile başladığım bu kitap belkide hayatımın dönüm noktası oldu . Severek okudum ve herkesin bu kitabı okumasini tavsiye ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan Düz
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Erzurum, 21 Eylül 1974
21 Eylül 1974'te Erzurum'da dünyaya geldi. 2000'de Boğaziçi Üniversitesi Molekler Biyoloji ve Genetik bölümünden mezun oldu.

Yazar istatistikleri

  • 5 okur beğendi.
  • 3.305 okur okudu.
  • 191 okur okuyor.
  • 3.319 okur okuyacak.
  • 70 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları