Orhan Düz

Orhan Düz

YazarÇevirmen
8.1/10
213 Kişi
·
661
Okunma
·
0
Beğeni
·
1.364
Gösterim
Adı:
Orhan Düz
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Erzurum, 21 Eylül 1974
21 Eylül 1974'te Erzurum'da dünyaya geldi. 2000'de Boğaziçi Üniversitesi Molekler Biyoloji ve Genetik bölümünden mezun oldu.
Acı çekme düşüncesi Dostoyevski'nin kafasını hep meşgul etmiştir. Ona göre acı çekmek, varlığımızın merkezine yapılan bir yolculuktur.
Orhan Düz
Sayfa 15 - Kaknüs Yayınları
Biri eğer gözlerini senden kaçırıyorsa emin olki o gözlerde sana ait bir şeyler vardır...
Dostoyevski'yi dinlemeye davet ediyor: "Bu devir, sıradan insanın en parlak zamanı; duygusuzluğun, bilgisizliğin, tembelliğin, yeteneksizliğin, hazıra konmak isteyen bir kuşağın devridir."
MutIu oImanın iki yoIu var: Ya istekIerinizi azaItacaksınız ya da imkanIarınızı zorIayacaksınız.
192 syf.
·8 günde·8/10
ciddi #SPOİLER# içerir !

''Godot yu beklerken ....''

Aslında ....otobüs bekliyorum ..karanlık ..eve gitmek.... temizlenmek,beslenmek.....insan olmak arzusundayım...
seyyarda yeni kapaklar var kırmızılar..beyazlar...siyah üstüne altın yaldızlı isimler...en siyah olanını alıyorum......ardında bu kadar karanlık bir ömür ..böyle buzlu kelimeler olduğunun farkına varmadan...

sekiz gündür '' Samuel Beckett'' ile dolaşıyorum ..kah koltuğumun üzerinden çökmüş avurtlarıyla bana bakıyor ..kah koltuğumun altında İstanbul'u arşınlıyor ...yeni tanışmamıza rağmen ...birbirimizden hoşlanmış olabiliriz :)) gerçi o ..hiç gülmüyor ...dünya derdinden muzdarip.

bir Otobiyografik inceleme diyebiliriz adına çunkü hem Beckett in hayatını hemde yazarın fikirlerini aynı potada eritiyoruz.. 189 sayfa güle oynaya biter dediğimiz kitap bir tavşan ebatında ...ama tavşan ''dag doğuruyor'' bilin diye söylüyorum...

daha 16. sayfada kalbim çarpıyor...kitap benimle konuşuyor ..diyor ki '' beni bilindik yerlerde arama ..çünkü ben oralarda bulunmam''...

Kökü Dublin ..kalbi Fransa da bir adam..
1920 Portora kraliyet okulu...21 KASIM '' Kanlı pazar' Belfastta katliamlar vardı İngiltere -irlanda savaşı kapıdaydı..

1923-1926 Trinity College ..''.BECKED EDEBİYAT FAKÜLTESİNDEN MEZUN OLMAK İSTİYORDU '' İrlanda iç savaşa giriyordu..

ve Fransız Ekolü nedir öğrendiğimiz :)) ECOLE NORMALE SUPERİEURE ..
işte bu okul bir buz dağı arkadaşlar :) lütfen incelemeden geçmeyin

(bkz: Ecole Normale)

burada adı geçen ve ekleyemediğim bir çok yazar ..düşünür..felsefeci nin listeme eklenen kitapları 10 larca ..:)) binleri bulan kitap listelerimize 10 / 20 itap daha eklemişiz çok mu ..:))

1936-1937 -1938 endişe yıllarıydı ...Almanya kaynıyor Beckett kaygılarıyla boğuluyor ..bedeni bu kadar kötülüğe tepki veriyordu

...(bkz: "Metaforik ")


Beckett in o yıllarda yazdığı ''Alman günlükleri'' nin herhangi bir baskısına rastlamadım ..ki çok merak ediyorum ...

joyce un henüz deviremediğim '' ULYSSES''kitabındaki Stephen Dadalus karekterine şaşırıtrıcı benzerlikleri var denilerek anlatılan ...bir adam Samuel Beckett

belki bu yıl olmasada bir sonraki yıl oyunlarını ..kitaplarını listelerime dahil ettiğim bir karanlik adam...kitap uzerine yazılacak daha yüzlerce not var..hemen hemen her sayfasını çizerek ..katlederek okudum...sizinde okumanızı dilerim

sevgiyle kalın ...



BECKETT i tanımak adına ...


https://youtu.be/oSWRHQWzeXY

''Ve arada ağzımızda bir ömür dolandırıp durduğumuz onca laf, kağıtlara döktüğümüz onca kelime sadece bir tür duygu kalabalığıdır."



.
240 syf.
On yıl kadar önceydi sanırım Krishnamurti ile tanışmam. Farkındalık üzerine bir makale hazırlarken rastlamıştım yazılarına. Krishnamurti bir çok insanın hayatını değiştiren özgün düşüncelere sahip pek az insandan biridir. Onu tanımış olmanın verdiği his bazı insanlar için evrende yanlız olmadığı düşüncesi doğurmaktadır. Çünkü bu tarz insanlar bana göre saklı seçilmişlerdir.

Kitapta mutlu bir yaşam sürmek için insanların izleyecekleri yol, zihin yapıları, düşünce sistemleri ve farkındalık duyguları soru cevap şeklinde okura sunulmuş ve saçma ayrıntılara girmeden soluksuz okunan bir eser ortaya çıkmıştır. Yalnız dikkat edilmesi gereken bir husus hayati bir önem taşımaktadır; FARKINDALIK

Farkındalık onu taşımayı bilmeyen yada öğrenemeyen biri için bir bela ve lanettir. Farkındalığın kullanım alanlarını kestiremeyen ve bunu her alanda kullanmayı öğrenen biri eğer kontrol etmeyi başaramazsa maalesef hayatı bir kabusa dönüşür. Hayatınızı düzene koymak için, kendinizi disiplin altında tutup çelik gibi bir iradeye sahip olmak için ya da idealleriniz için sonuna kadar kullanabilir siniz. Fakat ikili ilişkilerde, özellikle gönül ilişkilerinde farkındalık duygusu kazanmış bir insan farkına vardıkları yüzünden ve aslında her şeyin çok farklı cereyan ettiğini öğrendiğinde iş işten geçmemiş ise yani henüz yolun başında ise bunun çaresini bulabilir. Fakat belli bir yol katedildikten sonra eğer herşeyin yani doğru bildiklerinin aslında yanlış olduğunun farkına varırsa işte o zaman toparlanması çok güç bir döneme gireceği aşikardır. Ve hatta üzülerek söylemeliyim ki bu işin sonu tımarhanede bile bitebilir. Çünkü farkına vardığı şeylerin doğruluğunu teyit edecek bir ortam bulamazsa işin sonu paranoyaklık ve paranoid şizofreniye kadar gider.

Bu kitabı referans alıp hayatına uygulamayı başarabilen ve zihin yapısını buna göre ayarlayan bir insan mutlak psikolojik rahatlamayı ve daimi huzuru bulacaktır. Çünkü içinde ki bilgiler tamamen insanın karmaşık zihin yapısını, hayatının yolunun yordamını ve farkındalıklarını bir araya getirip kendi içinde doğruyu bulmasını amaçlayan felsefi bir kaynak niteliği taşımaktadır.

Okuyan herkese teşekkür ediyorum.

Not: Bundan böyle çok sık aktif olamayacağım ve alıntıları da asgari düzeye indireceğimin bilinmesini isterim. Çünkü hem fiziksel olarak hemde zihinsel olarak çeşitli aktiviteler entegre ettim hayatıma. Genelde okuduğum kitapların incelemelerini yayınlayacağım.

Not not: Tevazu ve tebessüm hiç eksilmesin hayatınızdan.
184 syf.
1. Özgürlük bir fikir değildir. 'Düşünce özgürlüğü' vardır ancak özgür düşünce yoktur. Düşüncenin kendisi hiçbir zaman özgür olamaz. Düşünce, hafıza, bilgi ve deneyimin tepkisidir; her zaman geçmişin ürünüdür ve asla özgürlüğe yol açamaz çünkü özgürlük, yaşayan aktif şimdiki zamanla ilgilidir.
2. Tasvir, tasvir edilenden ayrıdır.
3. İnsan binlerce yılın ürünüdür. Uzmanlar bilinçdışı hakkında çokça yazarlar ama bunun bilgisi zaten içimizdedir ve kendimizi tanırsak bulabiliriz.
4. Korku zihni bulandırır. Korkunun sebeplerini bulmak korkuyu sona erdirmeye yetmez. Daha derine inilmelidir.
5. Düşünce, psikolojik zaman vasıtasıyla korkuyu sürdürür; düşünce korkunun kaynağıdır; düşünce ıstırabın kökenidir.
6. Bir toplum yarattık, biz yarattık. Kibrin, şiddetin, acımasızlığın başat rolde olduğu bir toplum. O yüzden TOPLUMUN AHLAKI AHLAKSIZLIKTIR.
7. Bu hasta toplumda hemen şimdi bir psikolojik devrim yapamayacağımız fikrine inandırılmışızdır ancak eviniz yanarken yavaş yavaş söndürmeye çalışmazsınız.
8. Belli bir soruna karşı tepki oluşturmaya ve ona göre hareket etmeye öylesine alışmışız ki insanın tüm sorunlarının birbiriyle ilişkili olduğunu göremiyoruz.
9. Özgürlük istenen bir şey değildir. Belli durumlardan kurtulmak istesek de özgürlüğün gerektirdiği muazzam disiplinden hepimiz kaçarız. Bu disiplin askeri bir disiplin ya da uyumun disiplini değildir.
10. Soru sormak en zor şeylerden biridir. Zira soru yanlış olursa cevap da yanlış olur.
11. Bu karmaşık düzeni değiştirmek için ne yapabilirim sorusu yanlıştır. Bunun yerine "bu karmaşayla karşı karşıya olan ben ne yapabilirim" denmelidir.
12. Zihin her zaman kesin, emin, güvencede olmak ister. Kendinden emin ve güvencede olan zihin bir burjuva zihnidir, değersiz, bayağı bir zihindir. Ne var ki hepimiz böyle bir zihnimiz olsun istiyoruz.
13. Propaganda yapmak yalan söylemektir. Eğer birisi sizi bir şeye ikna etmeye çalışıyorsa sakın ikna olmayın. Gerçeklerin iknaya ihtiyacı yoktur. Bakar ve görürsünüz.
14. İlişkilerimizi savaşa çevirdik. Hayat, insanın insana karşı olduğu bir alan.
15. Bildiğini söyleyen insan bilmiyordur. O halde yapılmayacak ilk şey bir otoriteyi takip etmektir.
16. İnsanların uzun yaşama isteği gariptir. Böyle korkunun, gerilimin, bencilliğin kol gezdiği bir dünyada neden daha çok yaşanmak istenir ki? HAYATIMIZI BİR HARABEYE ÇEVİRDİK!
17. Elimizde kalan tek özgürlük bu olduğu için seks çok büyük bir mesele haline geldi.
18. Nevrotiğim, nevrotiksin, nevrotiğiz.

Jiddu Krishnamurti'nin okuduğum ilk kitabı, daha doğrusu konuşmalarından derlenmiş. Konulara yaklaşımı alışılmışın dışında o yüzden okunması gerekiyor. Kendisinin bir peygamber veya kurtarıcı olmadığını, hele otorite hiç olmadığını dile getiriyor. Peki o halde neden dünyanın dört bir yanını gezip bunları anlatıyor, bu bir çelişki değil midir? Düşüncenin korkuya-ve tabii hazza- sebep olduğunu söyleyip yine de düşüncelerini aktarıyor. Dinleyicilerden biri bu tarzda bir soru sordu ve cevap olarak: "Şu an için ortak dili kullanmak zorunda olduğumuzu, sözsüz bir iletişim için yoğun bir çaba gerektiğini" söyledi.
Ayrıca inziva veya zihni köreltme şeklindeki meditasyonları kabul etmiyor. Insan yalıtılmış bir varlık olmadığı için "erdem" in ancak diğer insanlarla bir aradayken ortaya çıkması gerektiğini söylüyor.
432 syf.
·Beğendi·8/10
Eski çağlardan başlayarak 19. yüzyılın sonuna kadar kronolojik olarak anlatılmış güzel bir eser. Kitabı okuduktan sonra kadının toplumdaki yerini görmemi bir kez daha sağladı. Bunun dışında insan hayatının ne kadar ucuz olduğunu bir kez daha gözler önüne seren kitaplardan biri olduğunu düşünüyorum.
432 syf.
Kraliyet metresleri, eşcinsel at arabası yarışçıları, ortağ çağ travestileri, cadılar, keçi seviciler, rahibe fahişeler ve oglancılık;Eski çağlardan başlayarak 19.yüzyılın sonuna kadar toplumun verdiği tepkileri, cezaları kronolojik olarak anlatan bir eser.Cezaların mantıksızlıgı, kadınların tecavüze ugramasına rağmen suçlu görülmesi toplumda kadının değerini bir kez daha gözler önüne sürüyor.Seneler, yıllar, asırlar geçmiş ama hala ilerleyememiş olmamızı gözler önüne seriyor.
240 syf.
Soru cevap şeklinde ilerleyen akıcı bir kitap. Günlük kalıplara alıştığımız, hep öyle dayatıldığımız ve sorgulamadığımız için farkına varmadığımız görüşlerin yalın bir anlatımı.
Yeni bir dünya mı istiyorsunuz? Savaşlardan, çıkar çatışmalarından, huzursuzluktan sıkıldınız mı? Yoksa hala bana dokunmayan yılan bir yaşasın mı diyorsunuz? Öyleyse Krishnamurti'nin zeki olmadığını düşündüğü insanlardansınız.
Krishnamurti zekayı eğitilerek geliştirilecek bir şey olarak görmüyor. Zeka ona göre sorgulayan, isyankar ve kabul etmeyen bir davranış. Eğitimde ve aile içinde çocuğa kalıpların dayatılmasını kabul etmiyor. Bir şey yapılması ya da yapılmaması gerekiyorsa bunun nedenleri çocuğa açıklanmalı seçeceği davranış çocuğa bırakılmalı. Eğitimcinin görevi çocuğa merak ve sorgulamayı unutturmamak olmalı. Yeni bir dünya ancak korkulardan özgürleşmiş ve zekasını kullanan yeni bir nesille mümkün.
Eğitimciler ve anne babalar mutlaka okumalı ve düşünmeli... Yeni bir dünya için kendimi ve çocuklarımı nasıl özgürleştirebilirm.
432 syf.
·7 günde·Beğendi·8/10
Seks ve cinselliğin 4 bin yıllık tarihi. 19. yy sonuna kadar detaylı anlatılmış olsa da az da olsa 20.yy örnekleri de var. Ama kitap coğrafi olarak Avrupa ve Amerika ya odaklanmış durumda. İslamiyet öncesi Ortadoğu anlatılsa da sonrası hiç yok. Asya, Afrika ve Uzakdoğu kültürü de maalesef hiç değinilmemiş konular arasında. Bunun için tüm insanoğlunun değil de tarih boyunca Avrupa'nın (yani Hristiyanlığın) cinsel ilişkilere bakış açısını anlamak için iyi bir kaynak.
320 syf.
·1 günde·Beğendi·10/10
Etkileri yalnız yaşadığı yüzyılda değil, daha sonraları da uzun süre devam eden, dünyanın dört bir yanına kadar uzanan bir dini hareketin kurucusu olan Sabetay Sevi ve Sabetaycılık konusuna yazılmış güzel bir kitap. Sabetaycı hareketin hangi şartlarda ortaya çıktığını, nasıl ve neden bu kadar büyüdüğünü bütün dünya üzerindeki yankılarını bilimsel bir şekilde ele almış. Her ne kadar yazarın taraflı olduğunu düşünenler de olsa bu konuda yazılmış bence bilgilendirici kitaplardan biri…

▪️Sabetay Sevi, 1626 yılında tüccar bir ailenin çocuğu olarak İzmir’de doğdu. Sabetay Sevi’nin aile bireylerinin aksine ticarette değil, dini konularda başarılı olacağı küçük yaşlarda anlaşılmış ve Sabetay Sevi, 18 yaşlarında Tora ve Talmud üzerinde ciddi bir eğitim almış bir haham olmuştu. Sevi’nin ilgi sahası Kabala’ydı.
Yahudi mistisizm öğretilerinin bütünü olan Kabala; mistik alıştırmalar (pratik Kabala) ve Sefer Ha Yetzirah (Yaratılış Kitabı) adı altında Tora’nın yorumlarını içeren (Teorik Kabala) kitaplarını kapsar.
Zohar, İspanya kültürünün önemli bir simgesidir. Kabalistik düşünce ise, 16. yüzyılda Safed’de altın çağına ulaştı. Rabi İzak Luria ve öğrencileri, Tora’ya yeni anlamlar kazandırdıkları gibi, Sabetay Sevi hareketini hazırlayacak ‘Kurtarıcı Maşiah’ fikrini getirdiler.
Bu dönemde Doğu Avrupa ve Rusya’da yaşanan olumsuzluklardan Yahudiler sorumlu tutularak kitleler halinde öldürülmüş, sağ kalanlar ise yaşadıkları topraktan kovulmuşlar ve tedirginlik içinde yaşıyorlardı. Aynı dönemde Osmanlı topraklarında da siyasal çalkantılar vardı. Osmanlı orduları yenilgiler alıyor, iç isyanlar ve kargaşa bir bunalım ortamı yaratıyordu.
Yahudi din bilimcilerinin yaptıkları hesaplamalara göre, 1648 yılı beklenilen kurtarıcının geleceği yıldı. Kabala ile olan ilişkisi nedeniyle zorlu ve dindar bir yaşam süren Sabetay Sevi, beklenen Mesih’in kendisi olduğuna inanıyordu: Zohar’a göre, Mesih geldiğinde Yahudiler onu tanımayacaklar; üstelik Kurtarıcı Rab’den yeni mesajlar getireceğinden, Tora’nın kuralları da ihlal edecekti! Nitekim Sabetay Sevi, aynı yıl İzmir’de ‘Mesihliğini’ ilan ettiği zaman Tanrı’nın ağza alınması yasak olan ismini telaffuz etmek gibi ihlallerde bulundu.
Sabetay Sevi, etrafına hızla birçok mürit topladı. Diğer sahte Mesihlerin aksine, fikirleriyle felsefe alanında mücadele edemeyen Rabanut, Sevi’nin bilgisine ve zekâsına karşı gelemiyorlardı. Sabetay Sevi’nin 1650’lerin başında İslam mutasavvıfı, Niyazi Mısri ile görüştüğü bazı kaynaklar tarafından belirtiliyor. Nitekim 19. yüzyılda Osmanlı siyasal yaşamında önemli roller üstlenen Melamilik Tarikatı, fikirlerini Mısri’ye dayandırmış, üyelerinin pek çoğu Sebataycılardan oluşmuştu.
Sabetay Sevi,1663’te Kudüs’e gitti ve buradaki Yahudilerin temsilcisi olarak seçildi. Sabetay Sevi, bu arada Polonya’da kötü şöhretiyle tanınan ve Osmanlı ülkesine kaçan Sara adında bir kadınla da evlendi. Sabetay Sevi, bu hareketini Tanah’taki bir olaya dayandırmıştı.

▪️Sabetay Sevi’ye Mesihlik müjdesi
1664’te Sabetay Sevi, Gazalı teolog ve din adamı Natan Levi ile tanıştı ve bu olayı da Kral David’in Peygamber Natan ile buluşmasına benzetti. Natan, Sevi’ye Mesihliğini müjdeledi. Olay İzmir’de duyuldu. Efsaneler ve insanların kendilerini kaptırdıkları duyguların coşkusu, Yahudi din adamlarının engelleme çabalarını boşa çıkarıyordu.

İzmirli hahamların ihbarlarını dikkate alan Osmanlı otoriteler, sonunda 1666’da Osmanlı başkentine maiyetiyle beraber gelmekte olan Sabetay Sevi’yi tutuklayarak, Çanakkale’deki Aydos Kalesine hapsettiler. Müritlerin gözünde daha da kahramanlaşan Sabetay Sevi, ziyaretçi akınına uğradı. Eylül 1666’da divana çıkartılan Sabetay Sevi’ye Müslüman olması, aksi halde idam edileceği söylenince Sabetay Sevi dinini değiştirdi.

Mesih olarak Sevi’yi kabul edenler, bu durum karşında büyük bir düş kırıklığına uğradılar ve umutsuzluğa düştüler. Natan Levi’ye göre ise, Sabetay Sevi sadece zahiren dinini değiştirmişti. Amacı Yahudileri kurtarmaktı. Sabetay Sevi’nin dinini değiştirmesi genellikle tam olarak açıklanamayan gerekçelere bağlanır. Gerçekte, genel kanı Sabetay Sevi’nin mesihlik iddiası taşıyan bir paranoyak oluşudur. Ancak Sabetay Sevi’nin müritleriyle beraber olduğunu haber alan otoriteler, onu tek bir Yahudi’nin dahi yaşamadığı Arnavutluk’un Ülgün kasabasına sürdüler. Orada günlerini yalnızlık içinde melankolik ve mistik bir atmosferde geçiren Sabetay Sevi, 1676’da öldü. Müritleri, Sevi’nin denize girdiğine ve su üzerinde yürüyerek yok olduğuna inanmışlardır.
(Alıntı)

️ Kitabı okurken ülkemizde ve İslam coğrafyasında yaşanan “Mesih” tarzı dini hareketler aklıma geldi. Aslında tarihte o kadar çok buna benzer olaylar var ki hepimiz tarafından gayet iyi bilinen, eğer bir ülkede sahte din adamları, din istismarcıları kontrol edilmez ise neticede ne olacağı aşikar.. Garip olan hiçbir din ve tabii ki toplumlar bu gibi akımların önüne geçemiyor.. Neden mi? İktidarı ele geçirmek için, güç için…

️ Okumanızı tavsiye ederim...Ancak mutlaka ilave bilgilere ihtiyacınız olacak..
301 syf.
Bilim insanları ve mistik düşünürlerin belirli konulardaki düşüncelerini kıyaslayan bir kitap. İlginç ve aynı zamanda örneğine az rastlanır bir çalışma. Tahmin edileceği gibi bilim insanları genelde mistiklere bulaşmaz ve beraber anılmak istemez.
175 syf.
·3 günde·5/10
Bu kitapta yine çok güzeldi . Önceki okuduğum Suç detayda saklıdır kitabındaki bölümler vardı . Ve yazım yanlışlarıda vardı . Ama gayet süperdi . Okumaya değer .:))

Yazarın biyografisi

Adı:
Orhan Düz
Unvan:
Türk Yazar
Doğum:
Erzurum, 21 Eylül 1974
21 Eylül 1974'te Erzurum'da dünyaya geldi. 2000'de Boğaziçi Üniversitesi Molekler Biyoloji ve Genetik bölümünden mezun oldu.

Yazar istatistikleri

  • 661 okur okudu.
  • 58 okur okuyor.
  • 777 okur okuyacak.
  • 15 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları