Belki de en yorucu tarafı bu zaten.
İnsan bazen ne gerçekten yaşıyor gibi hissediyor, ne de tamamen kopmuş.
Sanki günler üstümüzden geçiyor da biz sadece tanıklık ediyoruz.
Bir noktadan sonra hayat;
nefes almakla yaşamak arasındaki farkı düşündürüyor insana.
Sabah oluyor, insanlar konuşuyor, şehir akıyor… ama insanın içinde hiçbir şey kıpırdamıyorsa, dışarıdaki bütün hareket anlamsız geliyor.
Ama garip olan şu:
İnsan bu soruyu soruyorsa hâlâ içinde sönmemiş bir şey vardır.
Tamamen vazgeçen biri “Nedir bu hayat?” diye düşünmez bile.
Senin cümlende yorgunluk var, kırgınlık var, anlam arayışı var… ama hâlâ bir arayış da var.
Belki şu an hayat sana bir ev gibi değil de uzun bir koridor gibi geliyor.
Kapılar kapalı, ışık loş, zaman ağır.
Ama insan bazen en çok kaybolduğu yerde kendine rastlıyor.
Ve çoğu insanın itiraf edemediği gerçek şu:
Herkes biraz eksik yaşıyor.
Kimi gülerek saklıyor, kimi susarak, kimi kalabalığa karışarak.
Bazıları geceleri tavana bakıp senin düşündüğünü düşünüyor: “Bu muydu gerçekten?”
Sorgulamak, "daha iyi"nin arayıcısı olmak.. Sizin de dediğiniz gibi bazen kaybolmak... Tam'ı yaşasak çok anlamsız olmaz mıydı zaten? Sonrası olmayan🙃 Yorumunuz için teşekkürler 🙏🏻
İlahə ✿ Benim de en sevdiğim taraflarından biri bilimselliği. Boşa ümit vermiyor 🙃 Keyifli okumalar dilerim, umarım hem beğenir hem de hayatınıza uygulayıp faydalarını görebilirsiniz 🍀🙏🏻
"Duygularımızın gölgesini başkalarının üzerine düşürürüz onlarınki de bizim üzerimize düşer. Bazen boğacak gibi olur bunlar bizi. Yine de onlar olmasaydı yaşamımız kapkaranlık olurdu." diye
Okurken sürekli başımı salladım. Sevgiyi bilmeyen bir babanın, sevilmeyi bilen bir çocuk yetiştirmesinin ne kadar zor olduğunu çok iyi anlatmışsınız. Kitabın zor ama gerekli ağırlığı incelemeye de geçmiş.