Hülya

Puan vermedi·376 syf.··
Beğendi
·
2026 26. kitabı
·
19 günde okudu
·
Okunma: 26 Nisan 2026 14:47
Fyodor Dostoyevski kitaplarını incelemek için kendimi hep çok eksik görsem de hakkında birkaç cümle yazmadan geçemeyeceğim bir kitap #k:484. Kitabın konusunu ilk öğrendiğimde çok etkilenmiştim. "Ölüler Evi=Hapishane"; Yaşayan ama aslında yaşamayan, dünyadan dışlanmışları anlatmak için ne yerinde bir seçim... Sanıyorum ki bunu sadece bedensel değil ruhsal bir yaşamayış olarak da düşünebiliriz; ruhsal bir ölüm, ruhsal ölülerin yaşadığı bir ev=dünya. Ölüler çoğalıyor Dosto... Neyse konumuza dönelim. Fyodor Dostoyevski, Sibirya'da geçirdiği sürgün yıllarını Aleksandr Petroviç Goryançikov üzerinden anlatıyor. Hapishaneye gittiğinde oraya alışma sürecini, hastanede geçirdiği günleri, alt tabaka tarafından dışlanışını, kendini onlara açıklayamayacağını daha doğrusu onların onu anlayamayacağını fark edişini ve buna üzülüşünü hissettiriyor. Oysa sadece "insan" olmak istiyor, soyluluk onu bazen zorluyor. Oradaki insanlar üzerinde yaptığı gözlemler muazzam... Anlattığı pek çok kişi var; karısını öldüren, komutanını öldüren, vahşice ve zevk için cinayet işleyen, hırsızlık yapan... daha pek çok suçlu ve iftiraya maruz kalan suçsuzlar. Bu karakterleri derinlemesine incelerken bu korkunç görünen insanların içinde bile insanlık duygusu olduğunu, çocukça saflıklarını anlatmaya çalışıyor. Özgürlük kavramı... insanların orada hâlâ yaşadıklarına, hâlâ bu hayatın bir parçası olduklarını hissetme arzuları için yaptıklarına değiniyor. Yine beni en çok etkileyen durumlardan biri, orada bile kendini başkasının hizmetine adayan kişiler oldu. Değerli olduklarını mı hissetmeye çalışıyorlardı yoksa yaşadıklarını mı ispatlamaya çalışıyorlardı bilmiyorum ama gönüllü kölelik ilginç bir durum ve bu sadece hapishanelerde yok. "Ben buradayım." demek için belki bizlerin de kendi özgürlüğümüzü feda ettiğimiz kişiler
Ölüler Evinden AnılarFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202518,7bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Kurduğumuz kadar kuramadığımız bağlardan da sorumluyuz
Puan vermedi·216 syf.··
2026 11. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 05 Şubat 2026 20:26
"Duygularımızın gölgesini başkalarının üzerine düşürürüz onlarınki de bizim üzerimize düşer. Bazen boğacak gibi olur bunlar bizi. Yine de onlar olmasaydı yaşamımız kapkaranlık olurdu." diye eski bir mezar yazısına yer verilmiş kitabın baş kısmında. Kitapta da tam olarak bunun, insanı boğulacak gibi hissettiren duyguların, üzerinde durulmuş. Kitap hakkında birkaç inceleme okudum, sanırım biraz yoğun duygular görmeye alışmışız, sevginin her türlüsünde tutku ve derin bi' bağlılık hissedince çekiliyoruz olayın içine. Ama burada sevgisini hissettiremeyen daha doğrusu nasıl hissettireceğini bilmeyen bir baba görüyoruz; Martijn van Vliet. Belki de daha da ötesinde sevmeyi bilmeyen bir baba... Kızının kendisine göstermediği sevgiyi başkalarına göstermesini kabullenemeyen hatta onları kıskanan (buradaki Lea'nın sevgisini de abartı beklemeyin, sevmeyi bilmeyen bir babanın ne kadar sevebilen bi' kızı olabilir ki zaten!) ama kızı keman çalabilsin diye onun için tüm fedakârlıkları yapan bir baba... Çünkü Lea'nın sevgisini kazanmak için aracı olabileceğini düşünüyordu bu fedakârlıkların, ama her seferinde hayal kırıklığına uğradı. Lea ise annesinin ölümüyle gömüldüğü yalnızlıkla baş edemedi, kemana tutundu/ tutunmaya çalıştı. Aldığı eğitimlerle kendini mükemmel bir şekilde geliştirdi ama sadece müzik konusunda. İnsanlarla arasına koyduğu mesafe, yaşadığı stres bedensel tepkilerle açığa çıkıyordu. En sonunda da buna dayanamadı. Dayanılabilir miydi?.. emin değilim. Lea'nın babasıyla kuramadığı bağ dünya ile de bağ kuramamasına neden oluyordu. Sessizliğiyle, içe dönüklüğüyle kendini korumaya çalışıyordu ama aynı zamanda da tüketiyordu. Baba ile yakınlık kurmaktan korktuğunu bile düşünebiliriz, sonuçta yakınlık kurduğu annesini küçük yaşta kaybeden bir çocuğun babasıyla yakınlık
LeaPascal Mercier · Sia Kitap · 2022345 okunma
Puan vermedi·904 syf.··
Beğendi
·
2025 49. kitabı
·
29 günde okudu
·
Okunma: 23 Ekim 2025 00:34
Çok çok derin bir kitap... İçeriği nedir? Liberalizm, ateizm, nihilizm ve tabii ki Fyodor Dostoyevski denilince akla gelen ilk şeylerden biri olan insan psikolojisi... bunların hepsi çok derin bir şekilde işlenmiş. Konuya direkt liberalizm demek aslında biraz yanlış, bu ifade sadece içini yansıtmayan kapak işlevi görüyor. Çünkü kitapta sözü geçen Pyotr Stepanoviç, liberalizm adı altında aslında kendi çıkarlarını önemseyen, manipülasyonu çok iyi kullanan, yalan söyleyerek herkesi istediği yola sokup aynı yöntemle işlerden çok iyi sıyrılabilen, kendine hakaret eden bir insanı kurduğu örgütü ihbar edeceği yalanıyla yine örgüt üyelerine öldürten bir karakter. Kitabın bir bölümünde bu tarz insanlar hakkında çok doğru bir yorum vardı ve şöyle diyordu "... hatta tam bunların istediği türden bir reform yapılsa ve ülke birdenbire çok zengin, çok mutlu olsa, ilk onlar korkunç bir şekilde mutsuzluk duyar. O zaman nefret edecekleri, küçük görecekleri, aşağılayıp alay edecekleri kimse kalmaz çünkü! " Ne kadar da doğru, öyle değil mi? Nikolay Vsevolodoviç-Stavrogin, romanın en nihilist karakteri sanırım. Neye inanacağını bilmiyor, bazen aslında doğru şeyleri savunuyor ama yanlışın da önüne geçmek için herhangi bir hamlede bulunmuyor. Kadınlarla çok karmaşık ilişkileri var, valinin kulağını ısırmak gibi pek çok ilginç anları ve pek çok düellosu var. Yaptığı şeylerden pişman ama pişman olduğunu kendine itiraf edemeyecek kadar da korkak, onu tam anlamıyla ifade edebilmek için ise "boşlukta" kelimesini tercih ederim. Mutluluk nedir bilmiyor ama çok da aradığı söylenemez. Kirillov ile konuşurken ona " İnsanoğlu mutlu olduğunu bilmediği için mutsuz; yalnızca bu nedenle mutsuz. " deyip aslında herkesin iyi olduğunu söylediğinde kendi işlediği suçlardan gizli örnek vererek onların da mı iyi olduğunu
EcinnilerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20197,3bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
Beğendi
·
2025 24. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 20 Nisan 2025 01:23
Kitabı, Gogol'un ruhunun deli sahillerinde dolanıyormuş hissiyle okudum. Okurken hangi sayfaya baksam insanlığa(!) çarpıp gülüyordum. Mizahı olağanüstü... Kitapta altı tane öykü yer alıyor, kısaca bakalım :) 1. Neva Bulvarı Burada karakterlerimizden birincisi olan Piskarev, peşine takıldığı kadının hayat kadını olduğunu öğreniyor ve kendi hayal dünyasında, rüyalarında kadını yüceltiyor. "Aşk" dediğimiz şeyi anlatıyor aslında, onun ruhu yakan hastalığını, olanı değil olmasını istediğimizi gördüğümüzü vurguluyor. Diğer karakterimiz ise Pirogov, evli bir kadına kafayı takmış ve onu sadece bir madde olarak görüyor adeta. Bencillik, güzel duyguların kollarına bu kadar mı vurmuş kelepçeyi, diye düşünmeden edemedim. 2. Burun Burnunu kaybeden bir insan, görünüşünü kaybettiği için her şeyini kaybeder mi sizce de? Bürokrasiye yine saydırmış sevgili Gogol... Kaybettiği burnunun bile kendinden daha yüksek bir rütbe sahibi olmasının altında ezilen bir insan düşünün... Ahh şu şekilciliğimiz. İşleyen düzenin (nerede olduğunu yazmıyorum cümlemden çok bellidir) aslında hiç de işlemediğini, çıkarlara, "ne derler"e dayalı olduğunu gözler önüne seriyor. 3.Portre Geçim sıkıntısı yaşayan bir ressamın satın aldığı bir portre nedeniyle aniden değişen hayatını anlatıyor. Maddi olarak zenginleşiyor ama yeteneği karşısına çıkan insanlar yüzünden yetenek denilebilecek halden çıkıyor, sıradan ve hep aynı istekler yüzünden hep aynı şeyi yapmak zorunda kalıyor. İnsanların birbirini taklit etmesi durumu... Çok uzak değiliz aslında değil mi? Gittikçe kadınların birbirine benzemesi durumu ile ne kadar da benzer... Herkes mutlu olduğu şekilde yaşasın elbette ama aklıma gelen soru "Herkes mutluysa herkes, nasıl herkesleşiyor bu kadar?" Ruhların kirliliği... Portre' de yüksek makam sahibi kişileri öyle
Duygu ve Düşünce
Bir Delinin Anı Defteri - Palto - Burun - Petersburg Öyküleri ve FaytonNikolay Gogol · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202538,5bin okunma
Güncel haliyle ;)
10/10
·368 syf.··
Beğendi
·
2025 21. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 05 Nisan 2025 00:38
Özledim... Bu kitabı öyle çok özledim ki, tekrar okuma zamanı dedim :) Joe Dispenza benim kendime seyahatimin en güzel rehberi oldu. Bir nörobilimci olan Joe Dispenza zihin, beden, zaman, meditasyon gibi kavramları olağanüstü bir şekilde anlatıp dönüşümün basamaklarını adım adım tırmanmanıza yardımcı oluyor. Kişisel gelişim ya da dönüşüm hakkında yazılan çoğu kitapta, her şeyin mümkün olduğundan, istediğimiz olayları hayatımıza çekebileceğimizden bahsedilir, birkaç örnek olay verilir... insanların bir kısmı bunlara inanır ve kendileri de dener ama çoğunlukla başarısız olurlar (çünkü neden'ine bakılmadan, nasıl'ını anlayamadan sonuç görülmeye çalışılır), insanların diğer kısmı ise bunları saçma bulduğu için sadece yargılar. Aslında verilen iki tepki de normal... Joe Dispenza'nın farkı da burada ortaya çıkıyor. Bir şeye inandığımız zaman beynimizde neler gerçekleşir? Düşüncelerimizi kontrol ederek hayatımızı yönlendirmemiz daha da ötesinde hastalıkları iyileştirmemiz mümkün müdür?Nöropeptitler nasıl üretilir? RNA'nın ürettiği proteini belirleyebilme imkanımız var mı ve bu süreç nasıl ilerler? Düşüncelerimiz nasıl bedenimizin gerçeği haline dönüşür? Minnettarlık hali neden önemlidir? Meditasyon yaparken nelere dikkat edilmelidir? Doğru meditasyon nasıl yapılır? Bu gibi pek çok soruya muazzam cevaplar veriyor. Yani Dispenza, inançlarımıza sağlam bir temel oluşturuyor. Sonuçta bir şeye inanmadan onu yapmak ne kadar fayda sağlar ki? Plasebo Sensin'de pek çok plasebo olayı anlatılıyor; sadece tuzlu suyun ilaç sanıldığı için pek çok iyileşmeye ya da ameliyata vesile olduğundan bahsediliyor. O kadar fazla örnek var ki kendi hayatınızdaki plasebolarınızı fark edeceksiniz ve bunu pozitif yönde kullanmayı öğreneceksiniz. Ayrıca kitapta pek çok kişinin hayatında gerçekleştirdiği iyileşme
Duygu ve Düşünce
Plasebo SensinJoe Dispenza · Ray Yayıncılık · 2019650 okunma