Kitabı, Gogol'un ruhunun deli sahillerinde dolanıyormuş hissiyle okudum. Okurken hangi sayfaya baksam insanlığa(!) çarpıp gülüyordum. Mizahı olağanüstü...
Kitapta altı tane öykü yer alıyor, kısaca bakalım :)
1. Neva Bulvarı
Burada karakterlerimizden birincisi olan Piskarev, peşine takıldığı kadının hayat kadını olduğunu öğreniyor ve kendi hayal dünyasında, rüyalarında kadını yüceltiyor. "Aşk" dediğimiz şeyi anlatıyor aslında, onun ruhu yakan hastalığını, olanı değil olmasını istediğimizi gördüğümüzü vurguluyor.
Diğer karakterimiz ise Pirogov, evli bir kadına kafayı takmış ve onu sadece bir madde olarak görüyor adeta. Bencillik, güzel duyguların kollarına bu kadar mı vurmuş kelepçeyi, diye düşünmeden edemedim.
2. Burun
Burnunu kaybeden bir insan, görünüşünü kaybettiği için her şeyini kaybeder mi sizce de? Bürokrasiye yine saydırmış sevgili Gogol... Kaybettiği burnunun bile kendinden daha yüksek bir rütbe sahibi olmasının altında ezilen bir insan düşünün... Ahh şu şekilciliğimiz.
İşleyen düzenin (nerede olduğunu yazmıyorum cümlemden çok bellidir) aslında hiç de işlemediğini, çıkarlara, "ne derler"e dayalı olduğunu gözler önüne seriyor.
3.Portre
Geçim sıkıntısı yaşayan bir ressamın satın aldığı bir portre nedeniyle aniden değişen hayatını anlatıyor. Maddi olarak zenginleşiyor ama yeteneği karşısına çıkan insanlar yüzünden yetenek denilebilecek halden çıkıyor, sıradan ve hep aynı istekler yüzünden hep aynı şeyi yapmak zorunda kalıyor. İnsanların birbirini taklit etmesi durumu... Çok uzak değiliz aslında değil mi? Gittikçe kadınların birbirine benzemesi durumu ile ne kadar da benzer... Herkes mutlu olduğu şekilde yaşasın elbette ama aklıma gelen soru "Herkes mutluysa herkes, nasıl herkesleşiyor bu kadar?" Ruhların kirliliği...
Portre' de yüksek makam sahibi kişileri öyle