Demek hayat böyle iki adım ilerisi bile görülmeyen sisli ve yalpalı bir Denizdi. Tesadüflerin oyuncağı olduktan sonra ne diye bir irademiz vardı? Kullanamadıktan sonra göğsümüzü dolduran hisler ve kafamızda kımıldayan düşünceler neye yarardı? Yaşayışımıza ve etrafımıza şekil vermek arzusuyla dünyaya gelmekten ise hayatın ve muhitin verdiği şekli kolayca alacak kadar boş ve yumuşak olmak daha rahat, daha makul değil miydi?
Tarik Tufanın okuduğum ilk kitabıydı ama bundan sonra da okumaya devam edeceğim bir yazar.
Ayni semtte oturan insanların hayatları 3-5 sayfalik hikayeler seklinde yazarin agzindan anlatılmış ama hikaye deyip geçmek ne mümkün!
Hani temizlik bilmez, kendi eviyle bir türlü bas edememiş beceriksiz kadınlar vardır. çöplerini halinin altına süpürürler. bu semtteki insanlarda aynen o hesap. hep halinin altına süpürülmüş hayatlar.. Hepimizin hayatında vardır Ceylan ablalar, muezzin Ismailler, Gülseren teyzeler, ve tabiki Aysel Gürel! O kadar gerçek ki; bazi sayfalarda aglamayi bile beceremedim.
Yazarın felsefe okumuş olması kitabi bende essiz kılan ozelliklerden biri.
Hem cok çabuk okunuyor hemde insan olana çok şey katıyor.