Türk dizisi
1/10
·%25 (145/576 syf.)·
Merhabalar, ben Sülde. Saka ve Sanrı yazardan okuduğum ilk kitap (Medusa'nın Ölü Kumları'na başladım ama devamını getiremeden araya başka şeyler girdi) dolayısıyla bu kitap, yazarla tanıştığım kitap oldu. Keşke olmasaydı. Öncelikle söylemem gereken ilk şey kitabı yarıda bıraktığım. İncelemelerim SPOILER a.k.a SÜRPRİZ BOZAN içerir daima. Bunu bilerek lütfen bu incelemeyi okuyun. Kitap Yerme Geceleri formatında kitabı 1 saat boyunca eleştirdiğim podcast'e ulaşmak için linke tıkaynız: youtube.com/watch?v=ORV9vxQ... Kanal adım: benSülde 1) Abartılmış Karakterler Kitapta bir tane düzgün, halktan birisi yok. Duha denilen eleman manipülasyon ve strateji uzmanı, Elon Musk kadar zengin, vergi verse Türkiye Cumhuriyeti vergi rokertmeni olacak kadar para içinde yüzen, mafyaların *bile* önünü iliklediği bir PARALEL DEVLET YAPILANMASI. Ki bu da benim çıkarımım çünkü böyle bir kişinin var olması ancak devlet üzerindeki bir paralel yapılanmayla mümkün olabilir. Aynı zamanda kendisi Roberto adında bir sıradan allah kulunu kendisine gelmesi vesilesiyle Meksika'ya başkan seçtirmiş. Düşünün artık NASIL DA HEYBETLİ! Duha'nın Karun adında kendi kadar zengin, korkutucu havalı vs vs vs vs vs bir rakibi var. Şöyle diyeyim, Duha elmas madeni almış bunun üzerine Karun gitmiş o madenin olduğu adayı almış. Duha özel jet almış, Karun gitmiş uçak almış falan. Öyle bir sidik yarışındalar bir de. Şimdi bu über süper, Christian Grey seviyesinde zengin ve devletten bile üstün olan adamları cebimize koyduğumuza göre devam edelim. Kadem denilen bir süzme mal var, Duha'nın yancısı. Çilek sevdalısı, pembe seven ama mal olan bir adam. Mallığının sebebi de 3 iqya sahip olması. Yazar bu Kadem'i kitabın komedi unsuru olsun diye yazmış belli ama o kadar çocukça o kadar saçma
Saka ve SanrıMaral Atmaca · Ephesus Yayınları · 20252,434 okunma
Hm hm tatlım
7/10
·320 syf.··
2025 56. kitabı
Dear Rina bacım Allah kitap için neden kitaplarında hep bir oha hm hm tamam ama oha him hmmmm olmak zorunda kalıyoruz yalan serisinde de belli seyleri anlamamiz çok uzun sürmüştü bize ipucu kırıntısı bile vermiyorsun ve hikayeyi anlayamiyoruz bölük pörçük kaliyor resmen simdi de üçüncü kitapla tamamlayıp huzura kavusmaya calisicam onun disinda Elsa ve aidenin hikayesinde ilerlemeler elsanin hikayesini sukurki bir nojtada artık öğrendik ama aidenin hikayesini tam olarak hâlâ bilmiyoruz yorum yok ben açıkçası hala elsayi havuza kimin ittiğini bulma merakindayim kitap fena değil birde kitabı çözmek icin beklemenin sorunu olmasa harika olurdu
Çelik PrensesRina Kent · Ren Kitap · 2024809 okunma
Reklam
1/10
·738 syf.·
2025 26. kitabı
bu kitabın bana öğrettiği tek şey içimde bulunan saf Haruki Murakami sevgisini yok edip yerini tüm varoluşumu ele geçiren bir nefretle doldurması oldu. 101 gün önce sakin bir günde başlamaya karar verdiğim bu kitabın ben de bu etkiye bırakacağını elbette tahmin etmiş ama bunu engellememiştim. aynı dönemde gene Haruki Murakami'den okuduğum Kadınsız Erkekler kitabı ile resmen aynı çizgide ilerleyişi, okudukça Norwegian Wood ile arasındaki benzerlikleri farketmem ve farkettiklerimin ruhumu gün geçtikçe daha da daraltması kitabı bitirmeme sebep olan en büyük etkendi. murakamiden hayatım boyunca nefret etmek istedim ve istediğime de ulaşmış bulunduğumu rahatlıkla söyleyebilirim. çok uzun kadın giysisi, ense, ayak, el ve insan vücudunda seksist bir şekilde bakılmaması gereken ne varsa onlar üzerine uzun ve erotik betimlemelerle bu adamın ne yapmak istediğini cidden anlayamıyorsunuz. tamam fetişlerini yazmak istiyor olabilirsin ya da tüm gidik kadın karakterlerin sana yanık olduğu bir şey de yazabilirsin ama zaten bunun için apayrı bir kitap türü ve hatta sektör var? neden seks ve eser miktarda bilinçaltı sembolizmine büyülü gerçeklik adı verirsin ki. kitapta anlamadığım daha doğrusu anlaşılmayan o kadar fazla şey var ki, neden diye sormaya başlasam buradan murakaminin adresine yol olurmuş gibi hissediyorum. aynı şeyleri sekiz yüz defa sanki bir bok varmış gibi içli içli yazılmasından çok sıkıldım. karakterler arasında tüm bağlar her ne kadar "derin" yansıtılmak istendiyse kağıtta o kadar sığ durmuş ve bu sığlık 750 sayfa boyunca kendini derin sanarak ilerlemeye devam etmiş. hani adamın tek bir kitabında bu tema hakim olsa tolere edebilir ve okumaya keyifle devam edebilirim ama her kitabındaki karakter arketipleri, olay örüleri ve hatta meme tasvirleri birebir örtüşüyor. kitaptaki bunca sıkıntı
Zemberekkuşu'nun GüncesiHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20182,941 okunma
Dünyasızlar'dan Dünyalılara!
8/10
·448 syf.··
2025 2. kitabı
Baştan uyaralım; Bir miktar spoiler içerir! Çok değerli birisinin önerisi ile okumaya başladım. Yazacağım ilk inceleme de olacak, hediye edilen kitaba verdiğim sözdür. Zorlama bir inceleme de olmayacak zira buna değer bir kitaptı. Kitapta gözümüzü İstanbul’da açıyoruz. Sonrasında nerelere gitmedik ki! Kah kendimizi Bakü’de kah kendimizi Leningard’ın soğuğu ile çarpışırken buluyoruz. , Nergis’in hikayesi ile başlıyoruz, başlıyoruz da orda kalmamış yazar efendi! Kendimizi Firuz dedenin, çoğunlukla da kitapta Firuz olarak başlayan bambaşka bir hikayenin ortasında buluyoruz. Yazar bey, geçişi çok güzel yapmış; o hikayeyi tam olması gerektiği yerde anlatmaya başlıyor. Karakterlerimiz Firuz ve roman boyunca çok seveceğiniz Ayvaz arasında geçiyor. Sonra bir de Maral’ın dahil olmasıyla başka aksiyonlar başlıyor. Açıkçası, “Maral olmasaydı ne olurdu, hikayede ne değişirdi sorularını kendime sorduğumda çok da eksik bir yer bulamadım”. Ben mühendisim, belki tartışma konusu da olur; belki kaçırdığım yerler olabilir. Ayvaz’ın Firuz’a arada çizgiye getirecek siyasi eleştirileri çok güzeldi. İnsanın Ayvaz gibi arada hizaya sokacak dostları da olmalı dedirtti bana yazar. Yazarın çok ama çok iyi kotardığı bir şey ise olay örgüsü. Uzun zamandır bu kadar düzenli bir hikaye örgüsü okumadım. Hikayelerin neden-sonuç ilişkisi güçlü kurulmuş. Sadece piramit olayı saçma geldi. Sincap da bir yere kadar tamam insanlar değil hayvanları da eğitelim kabülünü yaptım ama piramit fazla mistik kaçmış. Oraya kadar fevkalade gerçekçi olabilecek bir hikayeye bu şekilde bir mistik dokunuş fevkalade anlamsız geldi bana. Bu muydu yahu! dedim. Bu da farklı bir tartışma konusu olabilir. Yazarın dili çok sade ve akıcı. Yaşının da genç olduğunu göz önünde tutunca gidecek yollar çok umutlandırıyor beni.
DünyasızlarKaan Murat Yanık · Ketebe Yayınları · 20254,211 okunma
Deliler de ölür, ama hiç ölüler delirir mi?
8/10
·343 syf.··
2025 11. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 27 Nisan 2025 19:17
"Diploman var mı, okul diploman?" dedi. "Yok, dedim, okula gidemedim." "Hmmmm, demek diploman yok... Öyleyse sana yüksek bir iş vereceğiz..." dedi. Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz’ı okurken hem güldüm hem sinirlendim, hatta zaman zaman “Yok artık, bu kadarı da olmaz!” dediğim anlar oldu. Ama oldu. Çünkü Aziz Nesin, bu romanında öyle bir sistem eleştirisi yapıyor ki, insan ister istemez kendi hayatına, çevresine, yaşadığı ülkeye dönüp bir daha bakıyor. 1977 yılında yayımlanmış bir romanın, 2025’te hâlâ bu kadar güncel olabilmesi, aslında içinde bulunduğumuz sistemin yıllardır ne kadar az değiştiğinin en acı göstergesi. Romanın ana karakteri Yaşar, ne doğumda tanınıyor ne ölümde… Varlığı bile resmiyete geçmeyen bir insan düşünün. Onu okudukça, yalnızca onun değil; sistem içinde kaybolmuş, görünmez hale gelmiş, kimliği yok sayılmış binlerce insanın sesi olduğunu fark ettim. Yaşar aslında bir sembol. Ve bu sembol bana, bazen kendi içimde hissettiğim çaresizliği, kurumlar arasında sıkışmışlığı, isimlendirilemeyen ama her gün yaşadığım o yorgunluğu hatırlattı. Aziz Nesin’in mizahi dili, olayları absürt bir şekilde anlatıyor gibi görünse de, aslında yaşananlar çok tanıdık. Okurken güldüm ama içimden bir şeyler koptu. Çünkü bu roman, beni eğlendirmekten çok sarsmak için yazılmış gibi geldi. Tiyatroya ve sinemaya da uyarlanmış olması boşuna değil; çünkü bu hikâye sadece bir karakterin değil, toplumun hikâyesi. Ve ne yazık ki, bu sistemsizlik, bu bürokratik karmaşa, bugün hâlâ yaşıyor. Üzerinden yıllar geçmesine rağmen değişen pek bir şey yok. İnsanlar hâlâ devlet dairelerinde sürünmekte, kimlikleriyle, belgeleriyle, haklarıyla var olmaya çalışmakta. Bazen yaşamak bile bir formaliteye bağlı hale geliyor. Bu yüzden kitap bittiğinde sadece bir roman değil, bir toplum aynası okumuş
Duygu/Düşünce
Yaşar Ne Yaşar Ne YaşamazAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 200816,2bin okunma
Bir daha Ahmet Ümit okumama sebep olan kitaptır kendileri…
1/10
·448 syf.··
2024 15. kitabı
• Bu platformu genellikle okuduğum kitapları kayıt altında tutmak için kullanıyorum, o yüzden uzun süredir kitaplar hakkında inceleme eklemiyordum bu kitabı okuyana kadar… Yırtıcı Kuşlar Zamanı, Ahmet Ümit’i bir daha okuyamayacak kadar kaleminden soğuttu beni. “Hadi Nevzat’ın ailesine ne olduğuna ilişkin bir şeyler karalayalım da bu hikaye de böylece kapansın…” dercesine yazılmış bir roman. Saçma tesadüflerle kurulmuş bir kurgu. Sürekli tekrarlanan içsel konuşmalar, toplumsal olaylara karşı adeta, “Hmmmm ben yazarım her şeyi yazarım.” edasıyla bir yaklaşım. Saçma sapan tesadüfler silsilesi. Ya da ne bileyim sanki böyle, “Bir şeyler karalayayım nasıl olsa okunur, gündem de kalalım.” çabasıyla zorlama bir hikaye gibi. Sevmedim ve Ahmet Ümit defterini de kapattım. Elveda Güzel Vatanım gibi muhteşem bir eseri yazan insanın böyle bir kitapla okurlarının karşısına çıkması ve okurların da sırf yazarın adı için bu kitabı bu kadar abartması da beni ayrıca hayal kırıklığına uğrattı. Zaman ve para kaybı…
Yırtıcı Kuşlar ZamanıAhmet Ümit · Yapı Kredi Yayınları · 202413,2bin okunma
Reklam
Reklam