• Aç olmayan açlığın kıymetini bilmez.
    Cennetteki bir kimse de(eğer dünya hayatı olmasaydı) cennetin kıymetini bilemezdi.
    Bu dünya midenin açlığı mesabesindedir.
    Dünya hayatını yaşamayan cennetin tadını alamaz.
    Hz. Adem’in cennetten çıkarılmasının bir hikmeti de budur.

    --Mehmed Kırkıncı Hocaefendi --
  • Efendimiz (Sallallahu Aleyhi Ve Sellem) insanları İslâm'a çağırmak için, Hac için konaklayan çadırları gezmeye, onları İslâm'a çağırmaya gitmişti. Ne var ki, 3 günde yalnızca, 3 insan iman etmişti. Hz. Ebubekir ise; "Ya Resulallah! Olmadı, gidelim" dedi. Giderlerken dönüş yolunda Akabe'de küçük bir çadır gördüler. İçeri girdiler. 6 yiğit delikanlı içeride. Hepsi de imanla şereflenecek. Biriside Esad b. Zürare'dir. Es'ad b. Zürare, o gün sadece 16 ayet öğrenmiş ve vedalaşmış, Yesrib'e gelmiş. (Bugün hepimizin sıkıntısı var; Nereden başlayacağımızı bilememek! Bunu bilmiyoruz. Es'ad b. Zürare bize bunu öğretiyor.)

    Evden başlayacak. 6 kişiden, 6 ev, 6 aile oldular. İmanın mesajlarını evlerine taşıdılar. İçerideki putlar kırılmaya başlandı. Yesrib daha Medine olmadan, evler Medine oldu.

    Bizim evlerimiz Yesrib, biz sokakları Medine yapmaya çalışıyoruz! Böyle şey olur mu Allah aşkına? Her işin bir yasası var. Sen bir evini Medine yap..İslâm'ın şehri olsun senin evin. Evinde Kur'ân hakim olsun... Evinde Peygamber'in sözü okunsun... Evinde hadisler okunsun.. Evinde cemaatle namaz kılınsın.. Evinde Allah deyince, Resulullah deyince, gözü yaşaracak evlatların olsun. Sokaktan korkma! Sokak gelecek arkadan..! Şimdi gelmemesinin sebebi budur.

    Muhammed Emin Yıldırım Hocaefendi, 82 İl, 82 Sahabi, Es'ad b. Zürare
  • Din ve Edebiyat iki kapılı ev gibidir. Hangi kapıdan girersen gir, orada evi değil kendini görürsün. Fakat bu dediğim ev Ortadoğu'dadır.
    Ecnebilerin iki kapılı evinde Din evin ardiye bölümündedir. Eve girince evin kendini görüyor, kendini evden görüyorsun.

    Belki de din kalın kalın kitap külliyatı, bitmek bilmeyen vaazlar, topraktan biter gibi çoğalan cemaatler değildir. Sahi Din neydi? İnsanı zapt-u rapt altına alan ilahi mesajlar mı? Yoksa insanın insan üzerindeki hegomanyasını bileyleyen yönetim biçimi mi? Allah ile kul arasında mı? Yoksa Allah ile imtiyazlı kullarının ruhbanlık sınıfı mı? Söyler misinin Hacı Bey, Allah denilince kalbiniz mi titrer yoksa biriktirdiğiniz çil çil altınlar mı aklınıza gelir? Ya siz Hocaefendi hazretleri; etrafınızla aynı ilaha mı iman ediyorsunuz? Kuş tüyü ipeksi koltuklarınız... Ah o firdevs cennetini temsil eden halılarınız... Sımsıcak bir cennet yaşayan ayacıklarınız. Hocaefendi! Allah'ın ismini duvara asıp kalbinizin tahtını Şeytan'a açmışsınız...
  • Zamanın birinde bir memlekette, ağzından küfür eksik olmayan bir adam yaşarmış. Nerede hoşuna gitmeyen bir durum görse basarmış küfrü, basarmış küfrü. Zamanla o memleketin en küfürbaz adamı olarak nam salmış tabi. Gel zaman git zaman, herif bu kötü namından rahatsızlık duymaya başlamış; fakat küfretme alışkanlığından da bir türlü vazgeçemiyormuş. Gitmiş bir tekkeye. Şeyh efendiden derdine bir çare dilemiş. Şeyh buna bir avuç bakla vermiş. Al bunları demiş, birini ağzına koy, tam küfredeceğin zaman bakla diline değer; küfretmemen gerektiğini hatırlayıp, kendine hakim olursun. Bizim adam uygulamaya başlamış. İşe yarıyormuş da. Neyse bir gün yine bu şeyhle bizimki gezerlerken müthiş bir yağmur başlamış. Acayip ıslanmışlar. Tam tekkeye doğru koşarlarken bir evin penceresinden bir kadıncağız seslenmesin mi: "Hocaefendi bir bakıver!" Ulan koskoca keramet sahibi şeyh, yağmur yağıyor diye halkın talebini geri mi çevirerek: durmuşlar tabi. Ama yağmur nasıl yağıyor! Penceredeki kadın kaybolmuş, bizimkiler de kapıyı açmaya geliyor sanıp beklemişler. Neyse, beş dakika sonra kadın bir daha belirmiş pencerede: "Biraz bekleyiver hocaefendi!" Haydaaa! Ulan yağmur sırılsıklam etmiş bunları, kadın bekletiyor, bizim küfürbaz homurdanmaya başlamış tabi. Şeyh de 'ya sabır' çekmeye koyulmuş. Kadın birazdan tekrar görünmüş pencerede, "Tamam hocaefendi gidebilirsiniz." demiş. Hayda ki haydaaa! "İyi de hanım, bizi niye beklettin boş yere şu yağmurun altında?" diye kızmış şeyh. "Yok." demiş kadın gülümseyerek, "Boş yere bekletir miyim hiç hocaefendi; bizim tavuklar kuluçkada. Yumurtayı tavuğun altına koyarken kapıdan bir şeyh geçerse, yumurtadan horoz çıkar derler, o yüzden beklettim sizi." İyi mi. Dangalaklığın bu kadarına artık dayanamayan şeyh, bizimkine dönmüş, "Ulan arkadaş demiş, çıkar ağzından baklayı!"
  • İnsan, sevdiği bir dostunun fotoğrafını yere atabilir mi? Elbette atmaz.
    Allah, o gölgenin sahibi olan, ahsen-i takvim suretinde yaratılan insanı nasıl adem(yokluk) çukuruna atar ve hiç kalkmamak üzere onu toprakta yatırır?

    --Mehmed Kırkıncı Hocaefendi--
  • Hizmette herkesi kucaklayın.
    Günümüzde insanların kusuruna bakarsanız, davanıza adam bulamazsınız.
    Hizmette sabredin, sabredin, sabredin.
    Bir gün gelecek hizmette sabrettiğiniz en acı anlar, sizin hayatınızın geçmişte kalan en tatlı hizmet hatıraları olacaktır.
    Ahirette de en çok sevap kazandığınız hususlar olacaktır.

    --Ali Sert Hocaefendi--