Geri Bildirim
Adı:
Sen Kimsin?
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
448
ISBN:
9786052981672
Kitabın türü:
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Sen kimsin!
Kimsin sen yav!
Sen kimsin be!
Sen kim oluyorsun!
*
Akp döneminde en çok duyduğumuz laf buydu...
*
Kim olduklarını yazdım!
Yılmaz özdil okumaktan keyif aldığım nadir köşe yazarlarından, her kitabını edinip oğluma yakın dönem tarihi kitabı bırakmak en büyük hedeflerimden biri. Olan biten her şeyi tüm çıplaklığıyla yazan mangal yürekli bir insan bana göre, önceki kitaplarında hissettiğim duyguların aynını yaşayarak okudum bu kitabı da, ne kadar balık hafızalı bir toplum olduğumuzu ve en anormal durumların bile doğal karşılandığı bir toplum olduğumuzu bir kere daha içim ezilerek anladım. Söylenecek çok şey var, okuyun, okutturun. Saygılar.
Yılmaz Özdil gerçekten çok iyi bir günlük tutuyor. Her şeyi günü gününe yazıyor, kaydediyor. Özdil bu eserinde yine döktürmüş. Bu ülkede neler yaşanmış neler yapılmış neler olmuş bir bir anlatıyor müthiş anlatım tarzıyla. Okudukça hafızanızı tazeliyorsunuz. Sen kimsin? ile kimin ne olduğunu çok iyi anlıyorsunuz. Okumanızı tavsiye ederim. Ayrıca da okuduklarımızdan ders almamız gerekiyor. İyi bir gelecek için yapılanları asla unutmamalıyız.
"Yarınların aydınlık olmasını istiyorsak, bu karanlık günlere nasıl süreklendiğimizi asla unutmayalım diye yazıyorum."
Genel olarak köşe yazılarının derlemesi olan bu eserinde Özdil çok iyi günlük tutmuş.Yakın siyasi tarihe ilgisi olanların mutlaka okumasını tavsiye ederim.Okurken bazen çok şaşıracak, bazen de ağlanacak halimize güleceksiniz.
Yılmaz Özdil kendine has üslubuyla bu kez "adam olamayanları" yazmış. Daha önce "Adam" adlı eserinde, yakın tarihimizde önemli yer edinmiş adamları yazmıştı. Benzer şekilde "Kadın" adlı eserinde, önemli kadınlardan söz etmişti. Bu eserinde bizi genelde güldüren Özdil'in yazdıkları gerçek bir ibret vesikası. Adam olamayan ama bugün önemli makamları işgal eden kişileri tanıyalım: Sen kimsin?
Kitap, kim kim değildir? Ya da kim kimdir!! Sözünü özetliyor. Eksiklikler ya da fazlalıklar var ya da yok diyebilirsiniz ama en çok da çarpıcı gerçekler var derim. Hani dinlerin ve peygamberlerin varlığı insanlara diğer dünya için bir sorumluluk atfeder ya. Bu kitap ve Yılmaz Özdil gelecekte biz nasıl görememişiz, kandırıldık diyecekler için, yoo kandırılmadınız bakın Özdil hepsini yazmıştı ama eksik ama fazla, diyebileceğimiz bir kitap.. Kitap için bir nevi Çöküşün arka yüzü de denilebilir kanımca.. Daha çok farkındalık için okuyunuz..
Arşiv güzel, kritik noktalar yakalanmış, akıcı, yer yer sıkıcı ama kesinlikle ve kesinlikle objektif değil. Bizim aydınlarımız neden milleti bütün farklılıklarına rağmen kucaklayamıyor. Öyle olunca da her kesimi etkileyemiyorlar.
Kısa kısa biyografi tarzında ismini bu dönemlerde sık sık duyduğumuz insanları kendi yoğurt yeyişi ile incelemiş okunası güzel bir eser. İlk kez Yılmaz Özdil okuyacaklara yürek mi yemiş lan bu adam dedirten tipten.
Bu kitap çok yakın siyaset tarihimizdeki kişileri ve yaşanan olayları traji komik bir şekilde kaleme almaktadır. Herkesin okuması gerektiği kanaatindeyim. Bazen çok şaşıracak, bazen çok üzülecek, bazen çok güleceksiniz, ağlanacak halimize.
Yılmaz ÖZDİL'in köşesini takip edenler bu kitabını da severek okur. Recep Tayyip ERDOĞAN'ı da Kemal KILIÇDAROĞLU'nu da bir güzel eleştirmiş. Bu iki isim üzerinden kimseyi ayırt etmeden, sağcı solcu dinlemeden herkesin hatasını, gafletini, delaletini yüzüne vurduğunu söyleyebiliriz. Tabii mevcut iktidar ve çevresindekiler kitapta büyük bir hacim kaplıyor. Bu memlekete böyle gazeteciler lazım. Ancak kitapta bana göre asıl eksiklik; isimler hakkında çok az bilgiye yer verilip sürekli aynı güncel aksaklıkların, yolsuzlukların dile getirilmesi... Gönül isterdi ki Soner YALÇIN gibi okurun bilmediği bilgileri gün yüzüne çıkarıp onlarla paylaşsın.
Abdülhamid

Atatürk'ün mareşal üniformalı tablosunu depoya kaldırtan TBMM başkam İsmail Kahraman, Dolmabahçe Sarayı'nda padişah Abdülhamid'i anma sempozyumu düzenledi. "Ne yazık ki tarihi ve kültürel miras bilinmiyor, özellikle gençler bilmiyor, unutturuluyor, hükümdarımız Abdülhamid'e vefa borcumuz var" dedi.
Bence de öyle.
Mesela, bu topraklardaki ilk "rakı" fabrikası Abdülhamid döneminde kuruldu. Şahsen büyük vefa borcum var.
(Kendini yeni Osmanlı filan zanneden İsmail Kahramangiller, rakının 19 Mayıs 1919'da icat edildiğini zanneder ama... İlk rakı fabrikası Cumhuriyet'ten 22 sene önce kuruldu. Hem de, bizzat Abdülhamid'in başmabeyincisi Sarıcazade Ragıp Paşa tarafından Tekirdağ' da kuruldu. Padişahın isteği, şeyhülislam'ın onayıyla kuruldu. O dönemin en meşhur markalan, Deniz Kızı Rakısı ve Üzüm Kızı Rakısı'ydı. Deniz Kızı Rakısı'nm asıl ismi Tenedos Rakısı'ydı ama, etiketinde güzeller güzeli bir deniz kızı resmi olduğu için, ahalimiz Deniz Kızı Rakısı diyordu. Abdülhamid döneminde üretilen tüm rakı markalarının etiketinde, kız resimleri kullanılıyordu.)
(Sayfa 136)
Peki, bu topraklardaki ilk "bira" fabrikası kimin döneminde kuruldu? Gene Abdülhamid döneminde kuruldu.
Gel de vefa borcu hissetme birader.
(Cumhuriyet'i kuranlara "ayyaş" diyorlar ama... Abdülhamid döneminde, yılda 10 milyon litre bira tüketiliyordu. Cumhuriyet bu rakama, yani Osmanlı'nın içtiği kadar biraya, anca 1940'h yıllarda ulaşabildi. Henüz bira fabrikası kurulmadan önce, övünmek gibi olmasın, Osmanlı'da ilk birahane İzmir'de açıldı. Birahanelerin açılma iznini veren de, Abdülhamid'in babası Abdülmecid'ti.) Osmanlı'nın ilk "şampanya" fabrikası da Abdülhamid döneminde kuruldu. Resmi, mühürlü evrak var, Abdülhamid'in izniyle kuruldu.
(Abdülhamid şampanya fabrikası kurdurduğunda, elitler kurdu denilen Cumhuriyet'in kurulmasına 30 sene vardı. Şampanya fabrikasını, musevi Alatini kardeşler kurdu. Abdülhamid hazretleri, bu Alatini kardeşleri madalyayla ödüllendirdi, kendi elleriyle, bir değil, iki değil, üç defa "Mecidi Nişanı" taktı. Musevi Alatini kardeşlerle öylesine cankuştu ki, tahttan indirilip Selanik'e gönderildiğinde, üç sene boyunca, Alatini ailesine ait Alatini Köşkü'nde kaldı.)

Abdülhamid efendimiz, rakı, bira ve şampanya fabrikası kurdurdu ama, kendisi "rom" tercih ederdi. Bizzat torunu Osman Ertuğrul televizyonda anlattı: "Dedem rom içerdi, babama söylerdi, bak ben bunu içiyorum, çünkü bu yasak değil, Kuran'a bak, orada şarap diyor, şekerden yapılanın bahsi geçmiyor derdi."
Acayip "sigara" içerdi Abdülhamid... Birini yakar, birini söndürür, vapur gibi tuttururdu. Saraydaki işi sadece sigara sarmak olan özel ustalar vardı. Kızlarının hatıralarında yazıyor, sürgüne giderken, bavullara en önce sigara paketleri doldurulmuştu.
(Türk tütünüyle yapılan Amerikan sigarası Ateshian'ın tiryakisiydi. Chicago'da üretilen bu sigara, New York, Boston ve San Francisco'nun yarusıra İstanbul ve Kahire'de satılıyordu. Hatta, Ateshian firması, 1900'lerin başında Amerikan gazetelerine verdiği reklamlarda "Türk sultam Abdülhamid'in içtiği sigarayı
için" sloganını kullanıyordu. Bu reklamlarda "haremde, oryantal giysiler içinde sigara içen, saçı açık, hatta göbeği görünen, seksapel bir kadın" resmi kullanılıyordu. Paketi 25 cent'ti.)
Abdülhamid'in en önemli tarihi ve kültürel miraslarından biri ise... Bu topraklardaki ilk "kerhane"yi açtırmasıydı.
(Fuhuş elbette vardı, şehre yayılmasını önlemek, kontrol altına alabilmek için, varlıklarını ticarethane olarak sürdürmelerini sağladı. Acem'in hanesi, Alaycı Kadri'nin hanesi, Keseci Hürmüz'ün hanesi, Langa Fatma'mn hanesi gibi evler vardı, zaptiye rüşvet alıyor, göz yumuyordu. Abdülhamid buna son verdi. İstanbul Karaköy'deki Zürefa Sokak'ı hizmete açtırdı. Bugün hayvan zannedip zürafa sokak diyorlar, aslmda zürefa'dır, Osmanlıcadır, lezbiyen anlamına gelir. Kendini muhafazakar zannedenler inanmakta güçlük çekecektir ama, bu topraklar kerhane kültürünün kurumsallaşmasını Abdülhamid'e borçludur.)
Ha bu arada... Binlerce yurtseveri Fizan'a Yemen'e sürgün etmiş, zindanlarda boğdurmuş, hafiyeleriyle jurnallerle 33 sene kan kusturmuş, Mısır'ı Tunus'u Kıbrıs'ı Sırbistan'ı Karadağ'ı Romanya'yı, toplam 1,5 milyon kilometrekare toprağı kaybetmiş, tarihçilerin bileceği iştir... Ben kendi payıma, vefa borcumuzu ödemek için "hayırlı" faaliyetlerini yazıyorum!
Dolayısıyla... "Gençlerimiz tarihi ve kültürel mirası bilmiyor, kendisine vefa borcumuz var" diyerek, Abdülhamid'i parlatmaya çalışan İsmail Kahraman'ı hakikaten tebrik ediyorum.
Padişahımızın doğumgünü vesilesiyle düzenlenen sempozyuma, eskort kızlar çağırıp, şampanya ve rom servisi yaparsanız dört dörtlük olur yani... Ben bile iki duble atmaya gelirim gari....
Ahlakın, onurun yerini ''ciro ve kar '' aldı. Toplumların tek kutsalı, para oldu.
Hayattaki en hakiki mürşit ilimdir '' vizyonuyla, '' ulemaya soralım '' arasındaki tercih senindir..
Kısa bir süre önce bir sokak röportajında Rıdvan Dilmen'e mikrofon uzatılmış, "Türkiye hangi yarım kürededir, Türkiye kaç coğrafi bölgedir" soruları sorulmuş, Rıdvan Dilmen iki soruya da cevap verememişti. Türkiye'nin hangi yarım kürede olduğunu bilmeyen, Türkiye'nin kaç coğrafi bölge olduğunu bilemeyen arkadaş, Türkiye'nin rejimine dair fikir yürütüyor, kampanya yürütüyordu. Üstelik Arda Turan, Burak Yılmaz ve Murat Boz "istiklal savaşı"na çağrı yapıyorlardı ama, üçü de askerliğini bedelli yapmıştı. Koğuş nöbeti bile tutmayan tipler, memleketin gençlerini "istiklal savaşı"na davet ediyordu.
Yılmaz Özdil
Sayfa 99 - kırmızı kedi
Akıl doğuştandır.
Aptallık öğrenilir
Rus Atasözü
Yılmaz Özdil
Sayfa 44 - Kırmızıkedi
Nur dağındaki Hira mağarasında, Hazreti Muhammed'e gelen ilk vahiy neydi?
Oku!
Okumak lazım.
Yılmaz Özdil
Sayfa 7 - kırmızı kedi
Asrın liderimiz "benim gitmem demek, devletin yıkılması demektir." dedi. Atatürk "benim naçiz vücudum elbet bir gün toprak olacaktır, fakat Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır." derken, bu böyle dedi.
Yılmaz Özdil
Sayfa 49 - kırmızı kedi
Eli silah tutacak durumda olan 500 bin Suriyeli erkek, kendi memleketlerine sahip çıkmak yerine, bizim memleketimizde götünü gezdirecek, kanoya binecek, kayak öğrenecek, piknik yapacak, kumsala yayılıp nargile tüttürecek, paintball oynayacak...
Bizim gençlerimiz, bunların memleketini kurtarmak için oralarda vuruşacak, şehit düşecek, gözünü, bacağını kaybedecek, sonra da hiç utanmadan buna "vatan savunması" denecek öyle mi?

Kitabın basım bilgileri

Adı:
Sen Kimsin?
Baskı tarihi:
Ekim 2017
Sayfa sayısı:
448
ISBN:
9786052981672
Kitabın türü:
Yayınevi:
Kırmızı Kedi Yayınevi
Sen kimsin!
Kimsin sen yav!
Sen kimsin be!
Sen kim oluyorsun!
*
Akp döneminde en çok duyduğumuz laf buydu...
*
Kim olduklarını yazdım!

Kitabı okuyanlar 131 okur

  • Ertan Uzun
  • Dilek Akarsu
  • Ceyhun
  • Mert Efe
  • Şevket Yıldırım
  • Meryem
  • Özge SAKA
  • HAKAN...
  • Eren BİÇER
  • Mustafa TURE

Yaş gruplarına göre okuyanlar

0-13 Yaş
%9.5
14-17 Yaş
%0
18-24 Yaş
%6.3
25-34 Yaş
%25.4
35-44 Yaş
%38.1
45-54 Yaş
%17.5
55-64 Yaş
%0
65+ Yaş
%3.2

Cinsiyetlerine göre okuyanlar

Kadın
%30
Erkek
%70

Kitap istatistikleri

Okur puanlamaları

10
%57.5 (46)
9
%21.3 (17)
8
%10 (8)
7
%6.3 (5)
6
%1.3 (1)
5
%2.5 (2)
4
%0
3
%0
2
%0
1
%1.3 (1)