Emirhan

Emirhan
Bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. Gücünü buradan alır.
öyle yorgun ki kentimiz düşlerden ve söyleşmekten yok duyacak kimse sesimizi gönderdik göndermesine, yüzümüz oradan da yok olarak geri geldi sesler, şarkılar... alışkanlık elbet. Edip Cansever - Düş Suda youtu.be/1miwaIZwJbk
Reklam
7/10
·280 syf.··
2017 90. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2017 13:12
Ernest Hemingway'in kurguyla karışık gençlik anılarından oluşan kitap. Sürekli para kazanabildiği, onun için garanti bir iş olan gazeteciliği bırakıp hayali olan yazarlığa başladığı süreci de içerdiği için okura ister istemez "yazar olma" hakkında belli tüyolar da veriyor kitap. Ama ilk cümlede belirttiğim gibi, insanda nostalji duygularını uyandıran bir anı kitabı öncelikle. Yazarın Paris anılarını yaşadıktan yaklaşık 40 yıl sonra hem eski Paris'e hem de kendi gençliğine duyduğu özlemle kaleme alması kitabın bu özellikte olmasında önemli bir etken. Kitabı okurken bu nostaljik anıların Woody Allen'ın Midnight in Paris filmini çekmesine ilham kaynağı olduğunu düşündüm. Teması nostalji olan bu filmde genç bir yazar Paris'e geliyor ve cep telefonların, televizyonların, bilgisayarların, son model arabaların dünyasından sıkıldığı anda kendini daha önce hayalini kurduğu 1920'lerin Paris'inde buluyor (Filmin 1920'ler kısmındaki sahnelerinde Paris Bir Şenliktir kitabından epeyce faydandığı belli oluyor Allen'ın) burada tanışmayı hayal ettiği yazarlarla ve ressamlarla tanışıyor, onların gittiği kafelere gidiyor, onların katıldığı partilere katılıyor. Sonra burada tanıştığı bir kadın ona hayalini söylüyor: Sıkıcı olan şimdiki zamandan (1920'ler) kurtulup geçmişe gitmek! Adamın hayali gibi kadının hayali de gerçek oluyor ve bir anda kendilerini daha eski bir tarihteki partinin içinde buluyorlar. Tabi orada da aynı durum gerçekleşip daha eskiye gidiyorlar. Matruşka bebeği gibi sürüp duruyor bu durum. Her dönem, kendinden önceki döneme hayran ve onun daha iyi olduğu görüşünde. Siyah-beyaz Yeşilçam filmlerinde bile duyduğumuz "Nerede o eski bayramlar!" lafından fazlası değil aslında yaşadığımız nostalji duygusu. Bence özlediğimiz şey geçmişteki teknoloji, giyim, yemekler,
Siyaset
Paris Bir ŞenliktirErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 2016343 okunma
Hayal ettiği şeyler ne kadar güzel bir şekilde gerçekleşirse gerçekleşsin, hiçbir zaman istediği şekilde gerçekleşmediğini düşündüğü için umutsuzluğa sürüklenip anlık hazlardan medet ummanın ötesinde mutlu bir yaşamın hayalini bile kuramayacak duruma gelmek en kötüsüydü belki de.
"Suriyelilere Ne Ekmek Ne De Su"
"Birlikte reddetmek ve birlikte nefret duymak, iç bağları sağlamlaştırmaktadır. İki insanın bir olup bir üçüncüye çamur attığı anda, artık bunlar, birbirlerinden korkmamaktadırlar. Bireysel korkunun kolektif özdeşleşme yoluyla aşıldığı her yerde, faşizme giden psikolojik yol artık uzak değildir. O zaman, egemen sınıflar her ciddi toplumsal bunalımın üstesinden, psikolojik faşizmi, açık - politik olanına dönüştürerek gelebiliyorlar." (Dieter Duhm, Kapitalizmde Korku, s. 188-189, Psikolojik Faşizm, Ayrıntı Yayınları) i.hizliresim.com/XX04jO.jpg
Değerlendirmede Dürüstlük Üzerine
"Milliyetçilik, insanları tıpkı böcekler gibi farklı sınıflara ayırma ve bu sınıflara dayanarak kimlerin iyi, kimlerin kötü olduğuna karar verme alışkanlığıdır. Milliyetçiye göre, herhangi bir eylemin iyiliği ya da kötülüğünü o eylemin niteliği değil, kimin tarafından yapıldığı belirler. ‘Biz’im tarafımızdan yapıldığı sürece ahlaki açıdan hoş görülmeyecek hiçbir eylem yoktur." demiş George Orwell. Orwell, burada "milliyetçi" sözcüğünü "bir görüşe körü körüne bağlı kimse" anlamında kullanmıştır. Çoğu insan ilk okuyuşunda bu söze katılır ve asla üstüne alınmaz. Çünkü onların görüşleri zaten doğrudur (İnsanlık tarihinin en berbat insanlarından birinin dediği gibi "Doktrinler kendilerini 'hata işlemez' olarak tanımlarlar.") ve onlara tamamiyle uymalarının bir sorunu olmadığı gibi diğer görüşlere karşı ılımlı olmalarının da hiçbir gereği yoktur. Dünyanın en iyi hali alması için gereken şeyi ellerinde bulundurmaların egosu yeter onlara. İzledikleri filmlerin-dizilerin, okudukları şiirlerin-romanların başarısını değerlendirirken onların bu görüşünü ne kadar yansıttıklarına bakarlar sadece, objektifliğini yalnızca görüşüyle alakası olmayan konularda sağlarlar ve çevredekilere "tarafsız olup kendi görüşünü sorgulama" nasihatını verirler utanmazca.