...İlkin, bu nevrotik kaygı korkunun genel koşulunu, yani kendisini uygun herhangi bir düşünceye bağlamaya, yargıyı etkilemeye, beklentiler yaratmaya, aslında kısaca kendisini hissettirmek için herhangi bir fırsatı yakalamaya hazır bir yüzer-gezer anksiyete (free-floating anxiety)* koşulunu buluyoruz. Biz bu duruma, "korkuyla beklemek" veya "kaygılı bekleyiş" diyoruz.
Bu tür bir korku yaşayan kişiler olasılıklarının en kötüsünü öngörürler, her bir rastlantıyı kötü alamet olarak yorumlarlar ve bütün belirsizliklere korkunç anlamlar yüklerler. Hasta sınıfına sokmayacağımız birçok kişi felaket beklentisi eğilimi gösterir. Onları aşırı kaygılı ya da karamsar olmakla suçlarız.
*Herhangi bir tehlike veya tehlike belirtisi yokken deneyimlenen korku.
...Toplum, eğitimin en önemli görevlerinden biri olarak, üreme dürtüsü kendisini gösterdiğinde cinsel içgüdüyü kısıtlamasını, kontrol altına almasını ve toplumsal normlara uyan bireysel isteğe dönüştürmesini görüyor. Buna göre, kendi çıkarı adına toplum, çocuk belli bir zihinsel olgunluk evresine ulaşıncaya kadar çocuğun cinsel ihtiyaçlarının tam gelişimini erteleyecektir. Aksi takdirde içgüdü, bütün bariyerleri aşabilir ve medeniyetin zar zor elde ettiği sonuçları yok edebilir. Cinselliği frenleme görevinin üstesinden gelmek kimi zaman kolay, kimi zaman zor olmuştur. İnsan toplumunu motive eden kuvvet temel olarak ekonomik; üyelerinin çalışmadan yaşamalarına izin verebilecek kadar yeterli geçim kaynağına sahip olmadığından, toplum üyelerinin sayısını sınırlamak ve tüm enerjilerini cinsel aktiviteden çalışmaya yönlendirmek zorunda. Burada, insanlıkla beraber doğan ve bugüne kadar direnen ebedi yaşam için mücadele karşısında bulunuyoruz.
Freud, rüyaların dilinin şimdiye dek hiç kimseye öğretilmediğini, ama herkesin öğrendiğini ve kullanabildiğini, ancak aynı zamanda pek anlaşılmayan bir dile benzediğini fark etmişti. Rüya, onu gören için tam anlamıyla muhteşemdir, ama çok kolayca unutuluverir. (Uyanınca rüya çoğu zaman biz daha ne olduğunu anlamadan solup gider.) Neden unutmaya bu kadar hevesli olduğumuz bir dil kullanalım? Freud'un buna cevabı rüya görmenin yasak (ödipal, çocukluk) arzunun dili olduğu ve yasak olanın kuvvetli cazibesinden ötürü çok rahatsız edici olduğuydu.
Freud sözcüklerin ihtiyaç ve arzunun araçları olduğunu varsaymıştır; dil olmadan tarih olmayacağından psikanalitik tedavide mümkün olduğunca yeniden yapılandırılması gereken bireyin ihtiyaç ve arzu tarihidir. Psikanaliz hastaların geçmişlerini yeni bir tür dikkatli dinleyiciye yeniden sunarak arzularını geri kazanmalarına olanak tanımaktadır. İnsanların özdeşleşmek (ya da kendilerini tanımlamak) amacıyla kullanabilecekleri şeylerin -ırk, din, milliyet, sınıf, yetenek- gitgide arttığı bir dönemde Freud modern insanların kendilerini öncelikle arzulayan yaratıklar olarak tanımlamalarını isteyecektir.