Emirhan

Emirhan
Bizim yolculuğumuz ise tümüyle düşseldir. Gücünü buradan alır.
28 okur puanı
Nisan 2017 tarihinde katıldı
Gerçek Dünyaya Hazırlık
10/10
·452 syf.··
Beğendi
·
2023 1. kitabı
Robert Greene'in Hollywood'da çalıştığı ve oldukça mutsuz olduğu bir dönemde gözlemlediği; insanların birbirine kurduğu tuzakları, uyguladığı taktikleri, stratejileri ve manipülasyonları sistematik bir biçimde ele aldığı ilk kitabı. "Egoistlerin hatta psikopatların başucu kitabı" eleştirisine katılmıyorum. Bu tip manipülatif insanların eğitim seviyesinden ya da bu kitabın varlığından bile haberdar olup olmamasından bağımsız olarak kitaptaki bazı taktikleri adeta bir içgüdüyle günlük hayatta uygulamaya çalıştıklarına tanık oldum. Dünya naif insanlar için uygun bir yer değildir. Kötü niyetli, manipülatif insanlar ve onların entrikaları her zaman varlığını sürdürecek. Kitapta bu insanların yöntemleri kurallar adı altında tarihten gerçek karakterlerin o kurala uyan ve uymayan örnekleriyle pekiştirici bir biçimde açıklamış ve adeta manipülatif insanların sırları afişe edilmiş. Bunları uygulamak içimizden gelmese bile kendimizi bunlara karşı hazırlamak ve farkında olmak için bunları iyice öğrenmemizin gerekli olduğunu düşünüyorum.
The 48 Laws of PowerRobert Greene · Penguin Books · 20003,615 okunma
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
7/10
·552 syf.··
2017 15. kitabı
Daha önce Türkçe ve edebiyat derslerinde öğretmenin ödev olarak verdikleri dışında yerli kitap okumayan 16 yaşındaki benin, internette görüp ismi hoşuna gittiği ve romanın yazarı hakkında oradan buradan duyduğu iddia ve spekülasyonlar da merakını uyandırdığı için satın aldığı kitap. "Şimdi bir ölüyüm ben, bir ceset, bir kuyunun dibinde." Romana başladığım anda bu romanın daha önce okuduklarımdan çok farklı olduğunu anladım. Tek iyi özelliği okuma sırasında geçici bir heyecan yaratmak olan, okuma esnasında insana yeni olaylar görmek dışında hiçbir şey katmayan, okuyup bitirince bir lunapark aletine binmiş gibi bir his bırakmaktan daha fazlasını okuyucuya bırakamayan alışılagelmiş polisiye romanlardan değildi bu kitap. Katil dahil olmak üzere roman karakterlerinin birinci ağızdan sırayla anlatmalarıyla oluşan bir cinayet hikayesinin olmasının yanı sıra, hikayeden bağımsız olarak -başta Ben Bir Ağacım ve kitabın adını taşıyan Benim Adım Kırmızı olmak üzere- insanın çok hoşuna giden ilginç bir anlatımla yazılan bölümlere de sahip bu kitap. "Kırmızı olmaktan ne de mutluyum! İçim yanıyor; kuvvetliyim; fark edildiğimi biliyorum; bana karşı koyamadığınızı da." Cinayet bölümünde hakim renk olan kırmızının kitabın başlığında adının geçmesi şaşılacak bir durum değil. Ama sonradan kitabın adının (Orhan Pamuk'un da arkadaşı olan) Umberto Eco'nun yazdığı, (benzer şekilde) eski bir dönemde geçen ve cinayet hikayesinin yanısıra dini tartışmaların da yer aldığı Gülün Adı kitabına bir gönderme olduğunu öğrendim. Bana kalırsa cinayet hikayesi olarak Benim Adım Kırmızı daha iyi olsa da tarihsel arka plan Gülün Adı'nda daha başarılı bir biçimde oluşturulmuştu. Son olarak romanın yazılış hikayesini de merak ediyorsanız YKY basımlarından birini almanızı öneririm.
Edebiyat
Benim Adım KırmızıOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 202320bin okunma
8/10
·262 syf.··
2017 91. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 18 Temmuz 2017 05:14
George Orwell hakkında en çok tartıştığım yazarların başında gelir herhalde. 1984 ve Hayvan Çiftliği romanlarının çok popüler olması, herkesin yazarı övmesi, can sıkan "o sosyalizm değil, Stalinizm karşıtı" lafı ve pek az kişinin Orwell'in istihbarat birimlerine 1949 yılında verdiği Stalinist-Troçkist ayrımı yapmadığı gibi komünist olmayıp sempatizan olanları bile dahil ettiği listesinden haberdar olması buna neden olan etmenlerden bazıları. Orwell, bir muhbirdi (En azından 1949'da, İspanya İç Savaş'ına da bir ajan olarak gittiğine dair internette elle tutulur bir şey bulsaydım kitabı asla satın almazdım). Bunu kitabı okumak aklımda yokken de biliyordum. İspanya İç Savaşı'na olan yoğun ilgi ve merakım, beni "Bakalım ne yazmış bu" diye küçümser bir tavırla bu kitabı almaya itti. İspanya İç Savaşı benim için -kısa süreli de olsa- anarşistlerin başrolde olduğu bir dönem, o zamana kadar (Orwell'in de dediği gibi) faşizm seçimlerle ya da darbelerle zorlanmadan iktidara gelirken bu sefer Franco buna kalkıştığında işçilerin yüzüne tokadı vurup başlangıcını yaptığı bir olaydır. Kitaba gelirsek; Orwell insanı ikna edici bir üslup kullanmış. Ölmeyi (gönüllü olarak) göze alıp gittiği bir savaşı kahramanlık destanı olmaktan çok uzak, mizahi; cepheden ayrılıp izne çıktığı zaman gözlemlediği iç savaş içinde iç savaşı, basının bunu nasıl çarptığını, 1984 romanında okuduğumuz Parti uygulamalarının Orwell için ilham kaynağını olduğunu düşündüğüm olayları tarafsız ve eleştirel bir tavırla ele almayı başarmış. İster istemez Orwell'in kimseye eyvallahı olmayan bu tavrına hayran kaldım ve keşke kitabın arkasında yazılı, Noam Chomsky'nin sözüne katılabilseydim diye düşündüm: "... Orwell dürüst bir adamdı. Kendisini, ideolojik denetim sistemlerinden kurtarmaya çalışmış ve bunda başarılı
Katalonya’ya SelamGeorge Orwell · Bgst Yayınları · 20121,901 okunma
7/10
·280 syf.··
2017 90. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 02 Temmuz 2017 13:12
Ernest Hemingway'in kurguyla karışık gençlik anılarından oluşan kitap. Sürekli para kazanabildiği, onun için garanti bir iş olan gazeteciliği bırakıp hayali olan yazarlığa başladığı süreci de içerdiği için okura ister istemez "yazar olma" hakkında belli tüyolar da veriyor kitap. Ama ilk cümlede belirttiğim gibi, insanda nostalji duygularını uyandıran bir anı kitabı öncelikle. Yazarın Paris anılarını yaşadıktan yaklaşık 40 yıl sonra hem eski Paris'e hem de kendi gençliğine duyduğu özlemle kaleme alması kitabın bu özellikte olmasında önemli bir etken. Kitabı okurken bu nostaljik anıların Woody Allen'ın Midnight in Paris filmini çekmesine ilham kaynağı olduğunu düşündüm. Teması nostalji olan bu filmde genç bir yazar Paris'e geliyor ve cep telefonların, televizyonların, bilgisayarların, son model arabaların dünyasından sıkıldığı anda kendini daha önce hayalini kurduğu 1920'lerin Paris'inde buluyor (Filmin 1920'ler kısmındaki sahnelerinde Paris Bir Şenliktir kitabından epeyce faydandığı belli oluyor Allen'ın) burada tanışmayı hayal ettiği yazarlarla ve ressamlarla tanışıyor, onların gittiği kafelere gidiyor, onların katıldığı partilere katılıyor. Sonra burada tanıştığı bir kadın ona hayalini söylüyor: Sıkıcı olan şimdiki zamandan (1920'ler) kurtulup geçmişe gitmek! Adamın hayali gibi kadının hayali de gerçek oluyor ve bir anda kendilerini daha eski bir tarihteki partinin içinde buluyorlar. Tabi orada da aynı durum gerçekleşip daha eskiye gidiyorlar. Matruşka bebeği gibi sürüp duruyor bu durum. Her dönem, kendinden önceki döneme hayran ve onun daha iyi olduğu görüşünde. Siyah-beyaz Yeşilçam filmlerinde bile duyduğumuz "Nerede o eski bayramlar!" lafından fazlası değil aslında yaşadığımız nostalji duygusu. Bence özlediğimiz şey geçmişteki teknoloji, giyim, yemekler,
Siyaset
Paris Bir ŞenliktirErnest Hemingway · Bilgi Yayınevi · 2016340 okunma
9/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2017 38. kitabı
Biri tarihçi (Faruk) biri devrimci (Nilgün) biri de zengin (Metin) olmak isteyen üç gencin hikayesi. Olayların kahramanları ağırlıklı olarak gençler olduğu için bir gençlik romanı gibi görülse de aslında içinde cumhuriyetin ilk yıllarına kayda değer eleştiriler barındırır. Ayrıca "geliyorum" diyen bir askeri darbenin arifesinde ülkenin içinde bulunduğu kaotik ortamı bir yazlık yeri mekan olarak kullanarak anlatır. Kitabı okuduğumda akranım olması nedeniyle kendimi en yakın hissettiğim karakter (istemeyerek de olsa) Metin olmuştu. Zengin arkadaşlarını bir yandan eleştirip diğer yandan onlara özenmesi, fena olmayan ekonomik durumundan sürekli olarak yakınması, toplumsal sorunları umursamaması beni rahatsız etse de hayal kurup sonunda hayal kırıklığına uğraması, arkadaşları arasında kendini yalnız hissetmesi, sevdiği kız tarafından reddedilmesi 17 yaşındaki bene uyan şeylerdi. Kitabın en çok üzerinde durulması gereken karakterinden biri olan Nilgün, bu özelliğine rağmen yazarın konuşturmadığı tek ana karakterdir. Bunun nedenini bazıları genç kadının komünist olmasına bağlayarak "Türkiye'de solun sesinin duyulmamasına gönderme" olarak değerlendirse de bence bunun yanı sıra Nilgün'ün kitaptaki (sürekli geçmiş ile şimdi arasında gidip gelen bunamış babaanne dışındaki) tek kadın karakter olmasıdır. Pamuk'un da bir röportajında itiraf ettiği gibi erkek bir yazarın kadın karakterin ağzından konuşması her zaman daha zordur, özellikle daha gençlik döneminde olan bir yazar için.
Tarih
Sessiz EvOrhan Pamuk · Yapı Kredi Yayınları · 20248,6bin okunma