İbrahim Anlaşmaları’nın en büyük günahı, 2002 yılındaki Arap Barış Girişimi’ni (yani "Filistin devleti kurulmadan İsrail’i tanımama" kırmızı çizgisini) tamamen çöpe atmasıdır. Körfez monarşileri (BAE, Bahreyn, Fas), Filistin halkının haklarını ve maruz kaldığı asimetrik şiddeti kendi ekonomik ve askeri çıkarları uğruna takas ettiler. Bu durum, Filistinlileri tamamen yalnızlaştırmak, onları açık hava hapishanelerine mahkum etmek ve uluslararası hukukun gözü önünde yaşanan o sistematik mülksüzleştirme ve yok etme (erasure) sürecine diplomatik bir yeşil ışık yakmak anlamına geliyor. Anlaşma barış değil, bir halkın yok oluş fermanına atılan imza niteliğindedir. Bu anlaşmanın metninde Filistinliler olmadığı gibi, bölgenin diğer kadim ve ezilen halkları olan Kürtler veya Peştunlar da yoktur. İbrahim Anlaşmaları, bölge halklarının (Arap sokağının, Kürtlerin veya diğer toplulukların) rızasıyla yapılmış bir toplumsal sözleşme değildir. Bu, Washington-Tel Aviv ve Körfez’deki otoriter liderler arasında yapılmış bir "istihbarat, teknoloji ve silah ticareti" ortaklığıdır. Bu pakt, bölgedeki statükoyu ve otoriter yönetimleri korumayı hedefler. Dolayısıyla kendi kaderini tayin etmek isteyen Kürtlerin veya on yıllardır küresel güçlerin savaş laboratuvarına dönen Peştunların hakları, bu devasa şirket benzeri jeopolitik çarkın dişlileri arasında ezilmeye mahkum edilir. Batı dünyasının kendi vicdan azabını (Holokost trajedisini) Ortadoğu coğrafyasına ve masum bir halk olan Filistinlilere fatura etmesi, modern tarihin en büyük adaletsizliğidir. Bugün Gazze’de ve Batı Şeria’da uygulanan sistematik abluka, tehcir ve kitlesel yıkım yöntemlerinin, tarihin en karanlık sayfalarındaki baskı rejimlerinin metotlarıyla benzerlik göstermesi, bölgedeki öfkenin ve varoluşsal çığlığın en büyük