Hasan Suphi

Sosyolojik Tahayyül Üzerine
9/10
·318 syf.··
2020 57. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 13 Kasım 2020 21:15
anlamak, sevgilim, o, bir müthiş bahtiyarlık, anlamak gideni ve gelmekte olanı. Nazım Hikmet Bu, bir kitap inceleme yazısından ziyade sosyolojik tahayyülün ne olduğuna ve bu yetiyi neden elde etmeye çabalamamız gerektiği üzerine bir yazı. Sosyolojik tahayyül üzerine olan bu düşünceler zaten size kitabı okuyup okumamanız ve kitapta ne bulacağınız üzerine yeterince bilgi vereceği için, bir inceleme kadar yararlı olacağını düşünüyorum. Bir kurum, kişi, nesne ya da metodun kıymeti bazen yokluğunda anlaşılır. Bu nedenle bir alanı tanımlamak ya da önemini anlamak için uygulanabilecek yöntemlerden birisi de, karşı-olgusal (counterfactual) düşünme deneyidir. Karşı-olgusal düşünme kabaca “Peki, bu olmasa nasıl olurdu?” sorusunu sorup, bunun üzerine düşünme edimidir. Bu sayede, gündelik hayatta farkında olmadığımız, ara sıra kullandığımız şeylerin, aslında nasıl büyük bir boşluk doldurduğunu ve olmaması halinde dünyanın ne yöne seyredeceğini görme şansına sahip oluruz. Bu bağlamda, sosyolojik tahayyülün önemini anlamak için, yokluğunun beyanı olan psikolojizm üzerinde durmak bence uygun bir yöntem. Psikolojizm kabaca, dünya üzerindeki tüm olguları bireylerden yola çıkarak anlamayı tercih eden bir öğretidir. Yani nihayetinde toplum bireylerden oluşmuştur ve toplumu anlamanın yolu da bireyleri ve onlar arasındaki ilişkileri anlamaktan ibarettir. Uç noktasına taşındığında bu öğreti, şu biçime dönüşür: cinayetin sebebi, insanların bunu tercih ve taklit etmesi; yoksulluğun sebebi insanların yeterince çaba göstermemesidir vs. Bazı okuyucular, bu yorumu abartılı bulacak bazıları ise bunda yanlış olan ne diye düşünecek. İkisini de irdeleyelim. Wright Mills, kitapta esas tartışmalardan birisini “liberal pratikçilik” adı verilen öğretiye karşı yürütüyor. Özellikle Amerikalı
Sosyolojik TahayyülC. Wright Mills · Hil Yayınları · 2016116 okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·192 syf.··
2020 28. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Haziran 2020 21:59
Rivayet edilir ki, hemen her konuda cinsellikle ilgili bir arka plan arayan Freud’a bir gün kendisinin sürekli puro içmesinin nasıl yorumlanması gerektiği ile ilgili ironik bir soru sorulur. Freud’un cevabı epey meşhurdur: “Bazen bir puro, sadece bir purodur.” Anlatılan olay gerçekte yaşanmamış olsa bile neden böyle bir hikâye uydurulduğu, bunun neden özellikle Freud’a yakıştırıldığı ve Freud’un ağzından neden bu tarz bir cevap verildiği bence üzerine düşünmeye değer bir mesele. Bilindiği üzere Freud, psikanalizi her şeyden önce bir yorum sanatı olarak tanımlar. Son tahlilde ondan bize miras kalan temel motif de, gündelik yaşamda üzerinde durmaya değmez gördüğümüz, rüya, eylem ve söylemlerin aslında kendi kişiliğimize ve geçmişimize dair derin izler taşıdığı ve uygun yorumlar yoluyla bunların ortaya çıkarılabileceği değil midir? Ancak yapılan bu yorumların doğruluğunun ölçütü nedir? Yorum hangi durumda ve hangi koşulları taşıdığında doğrudur? Hangi noktaya kadar makul kabul edilen yorum, o noktadan sonra bir aşırı yorum niteliği göstermeye başlar? Psikanaliz, birçok yazar tarafından tam da getirdiği yorumların aşırıya kaçtığı iddiasıyla hor görülmüş ve eleştirilmiştir. Örneğin Nabokov Lolita’sında eline silah alan karakterine şu sözleri söyletir: “Unutmayınız ki tabanca Freud'a göre dünya yüzündeki ilk babamızın belden aşağısının ortasına düşen organının simgesidir.” Woody Allen da Freud’a atfen verdiği bir kaynakçanın ismine “Metterling’in Çoraplarının Fallik Annenin Dışavurumu Olarak Yorumlanmaları”nı uygun görmüştür. Yani bu ve benzeri birçok yazara göre psikanaliz yorum meselesini abartmış, olmadık şeylerden olmadık yorumlar çıkarmış nihayetinde bir aşırı yoruma kaçmıştır. Psikanaliz ve yorum ile ilgili tüm bu konuları bir arada düşünüp taşınırken Eco’nun
Felsefe
Yorum ve Aşırı YorumUmberto Eco · Can Yayınları · 2014430 okunma
Resmi İdeolojinin Eleştirisine Giriş
9/10
·368 syf.··
2020 27. kitabı
·
18 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2020 12:54
İnsanlardaki kafa karışıklığının sebeplerinin başında kavramların düzgün kategorize edilmemesi, değerlendirme ölçütleri oluşturamaması dolayısıyla sap ile samanın sıklıkla birbirine karıştırılması gelir. Bilim ve felsefe bize bu konuda oldukça sağlam elekler sunar. Eğer bunları tanır ve etkili bir biçimde kullanmayı öğrenirsek, sap ile saman birbirinden ayrılır ve kafa karışıklıkları bir nebze azalmış olur. Kitapla ilgili düşüncelerimi aktarmadan önce böylesi bir elek olan betimsel ve normatif düşünce ayrımından söz edeceğim. Betimsel önermeler ahlaki herhangi bir yargıda bulunmadan olayların ortaya çıkışları, gelişme seyirleri ve sonuçlarını elden geldiğinde objektif biçimde tasvir eden önermelerdir. Bilimsel düşünceye yakıştırılan tavır budur: Gözlemler ve deneyler neticesinde olayları not etmek ve bunlar arasındaki örüntüleri irdeleyerek belirli teori ya da yasalara ulaşmak. Normatif önermeler ise içerisinde değer kavramını barındıran önermelerdir. Bir olayın iyi ya da kötü, değerli ya da önemsiz, geliştirici ya da geriletici olduğuna dair yargıda bulunduğumuzda normatif bir söylem geliştirmiş oluruz. Bilim insanları inceledikleri alanın daha sağlam bir betimini sunmak için sürekli yeni araçlar ve yöntemler geliştirip bu konuda gerçeklikle aralarındaki mesafeyi giderek daraltırlar. Zaten betimsel ifadelerde çok fazla sıkıntı yoktur, genellikle uzun vadede üzerinde uzlaşılır. Peki, normatif ifadelerde bir evrensellik yakalamak mümkün müdür? Nihayetinde birisine zaruri görünen, diğeri için pekâlâ önemsiz olabilir, burada nasıl bir yöntem izlemek gerekir? Normatif ifadelerinizin bir anlam taşıması için onlara dair değerlendirme standartlarınızın olması gerekir. Bu değerlendirme standartlarınız ne kadar kapsayıcı olursa, normatif ifadeleriniz de o düzeyde anlamlı
Tarih
Paradigmanın İflasıFikret Başkaya · Yordam Kitap · 2019570 okunma
10/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2020 21. kitabı
·
10 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2020 20:11
"İnsan insan derler idi, İnsan nedir şimdi bildim." Muhyiddin Abdal Egon Friedell, artık çağımızda pek rast gelemediğimiz, birçok alanda uzmanlaşmış, çok yönlü bir kişilik. Alman edebiyatı, felsefe ve doğa bilimleri alanında eğitim gören Friedell; yaşantısını eleştirmen, yazar, gazeteci ve oyuncu olarak sürdürür. Yahudi bir ailenin çocuğu olarak doğmuş olmasına rağmen zamanla Lutherciliği benimsemiş; 60 yaşında Naziler evini bastığında ise pencereden atlayarak intihar etmiştir. Rivayete göre son sözleri de üstüne düştüğü kalabalığa “Dikkat edin! Yoldan çekilin!” olmuş. Böylesine rengârenk, çok yönlü ve ölüm anında bile başkalarını düşünecek düzeyde ahlaklı birisinin eşliğinde tarihte yolculuk yapmak da ister istemez diğer yazarlarla çıkılanlardan başka, tadı uzunca süre unutulamayacak bir etki yaratıyor. Sadece gündelik yaşamdaki bazı sorunlara pratik çözümler (praxis) bulmak yerine olguların örüntüleri ya da kaotikliğinden yola çıkarak düşünce sistemleri (theoria) inşa etmeye çalışan her düşünce erbabının yolu ister istemez Eski Yunan’a düşer. Ancak gelin görün ki, ne o peygamberane konuşan filozoflar, komutanlar, şairler gerçek gibidir; ne de onların kendilerine dert edindiği meseleler bizimkilere benzer. Dolayısıyla etkileşim kuramayan kimi akademik çevrelerin yazdığı kitaplara baktığınızda sanki yazılacak her Yunan tarihi de gri, ciddi ve didaktik olmak zorundaymış gibi görünür. Friedell, bunun onların değil bizim problemimiz olduğundan dem vurur: “Dünya ruhunun en canlı çehrelerinden biri, koskoca insanlığın belleğinde neden donuk, gözsüz bir ölü maskından başka bir iz bırakmamıştır? Yoksa malum "yüksekokulların” ve her maddeyi kurşuna dönüştüren gizemli simyacılarının suçu mu bu?” Akademik yaklaşım her ne kadar bir mevzuyu sulandırmamak, işin içerisine
Felsefe
Antik Yunan'ın Kültür TarihiEgon Friedell · Dost Kitabevi · 200850 okunma
8/10
·176 syf.··
2020 15. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 26 Mart 2020 20:19
Karl Kerényi, Klasik Filoloji alanında eğitim görmüş; Antikçağ, Dinler Tarihi ve Mitoloji konularında bolca eser vermiş, saygın bir Macar bilgin. Başlangıçta Alman filolog Wilamowitz'in etkisiyle mitlerin filolojik tahlil yöntemini benimsese de 1929'da karşılaştığı Walter F. Otto sayesinde “mitlerin psikolojik yönden açımlanması” daha çok ilgisini çekmiş ve bu minvalde eserler vermiştir. Her ne kadar ömrünün sonlarına doğru kültürel antropolojiyi merkeze almaya başlamışa da, Prometheus kitabı, onun mitlere özellikle Carl Gustav Jung’un fikirlerinden etkilenerek yaklaştığı döneme aittir. Kitabın alt başlığı olan “İnsan Varoluşunun Arketip İmgesi” ifadesi de bunu kanıtlar nitelikte. Kerényi kitapta mitolojiyi anlamlandırmak için, onu ele almış, işlemiş şairler üzerinden ilerliyor. Günümüze en yakın olanın bizim için daha anlaşılır olacağını düşünerek ilkin Goethe’nin Prometheus şiirini tahlile girişir. Bu bölümde görüyoruz ki Goethe, Prometheus’un özellikle “akıldan dolayı acı çeken” yönünü ön plana çıkarmakta ve onu kendisi ile özdeşleştirmektedir. Goethe kendisinin de giriştiği şiir yorumuna şu sözlerle başlar: "İnsanoğlunun ortak kaderine ait, hepimizin katlanması gereken yükün en büyük ağırlığı, entelektüel güçleri erken ve hızlı yayılanların üzerinde olmalı." Prometheus, Zeus'a denk entelektüel gücü ve ona boyun eğmeyişi yüzünden en büyük yüklerden birisine maruz kalmıştır. Goethe de içinde bulunduğu çağda kendisini böyle hissediyor olmalı. Bunun yanı sıra Prometheus, Zeus’un göklerdeki dünyasına karşılık bu dünyayı kutsayan, insanla, çamurla iç içe yaşamayı tercih etmiş bir titandır. Bu Nietzscheci anlamda, öte dünyayı hor görmek, “İnsanca, Pek İnsanca” bir biçimde yaşamayı öğrenmek, buradaki acıyı da sevinci de olumlamak anlamına gelir. Goethe’nin tercih ettiği
Kültür-Sanat
PrometheusCarl Kerenyi · Pinhan Yayıncılık · 201239 okunma