• 128 syf.
    ·Beğendi·Puan vermedi
    tavsiye üstüne okudum.
    beğenmedim.
    ilginç değil.
    farklı ama ilginç değil. güzel yanları var mı?
    bazı göndermeleri hoş buldum ama hikayeler çok yorucu. insan okurken yoruluyor.
  • 320 syf.
    ·10 günde·8/10
    -Sex Hank sadece sex
    Bu kitap sadece sex içerir.

    "Pekçok iyi adam bir kadın tarafından köprü altına düşürülmüştür.
    5O yaşındaydım ve dört yıldır bir kadınla yatmamıştım." diyerek girişini yapıyor Henry Chinaski.

    Henry Chinaski ne kadar ahlâk dışı gibi görünse de bizde de durum çok farklı değil aslında...
    Sözgelimi:
    *ötünün kılıyım diyen türbanlı yeraltı edebiyatı yapmıştır...

    *Milletin orasına koyan müteahhit yeraltı edebiyatı yapmıştır...

    *Şeyhlerin muridlerini bademlemesi aslında yeraltı edebiyatıdır!

    *Kocasına arkadaşını tavsiye eden kadın yazar yeraltı edebiyatı yapmıştır...
    Henry Chinaski'yi ahlâk dışı bulan dini bütün toplum tüm bunları alkışlamıştır!

    O yüzden yazarın formatını dikkate aldığımda onun için ahlaksız diyemeceğim.
    Kitabın güncel fiyatı 28 tl korsan epub olarak ücretsiz sadece en ölü zamanlarımda okudum. İncelemeyi bile ölü bir zamandan yazıyorum.
    Henry Chinaski'nin düzüştüğü onlarca kadını anlatarak hem kadınlarını hem de anılarını ölümsüzleştirdiği eser diyerek tabir edebilirim.
    Bütün özel-cinsel hayatına gireceksiniz ve 28 tl ödeyeceksiniz bunu çok acımasızca buldum ama zaten sexte duygu yoktur onun ilişkilerinde.
    Elinize aldığınız kitabın nasıl bir bomba olduğunu bilin ve insanlığın maskelerinin perde arkasında şeytana parmak ısırtacak pisliğin yattığı gerçeği artık sır değil! Chinaski en azından daha dürüst ve cesaretli :)
    Son olarak batıda bira içilerek yapılan şeyler ahlâk kavramı dışına çıkarken doğuda deve sidiği içenlerin yaptıkları hoş görülüyor diyerek veda ediyorum.

    "Tanya başını oraya koyup göz­lerimin içine baka baka kamışımın ucundaki spermleri diliy­le yalamaya başladı. Bir çeşit mutfak hizmetçisi gibiydi"
  • 90 syf.
    ·Beğendi·9/10
    Rus edebiyatının önemli isimlerinden Anton Pavloviç Çehov'dan okuduğum üçüncü oyun kitabı Vanya Dayı oldukça güzeldi. Oyun okumayı seviyorum zaten bir de kalemini beğendiğim Çehov olunca daha güzel oluyor. Öyküleri ve romanları da güzeldir elbette ama oyun konusunda başarılı bir isim. İş Bankası Yayınları'ndan çıkan kapağı görünce boyama kitabı aldığımı sandım ancak çevirisi oldukça kaliteli. Oyun ilk sayfadan itibaren oldukça sarıyor özellikle Vanya Dayı'nın konuşmaları çok hoş. Toplam dört perde ve fazla uzun değil. Diyaloglar oldukça iyi ve oyuncuların hareketlerini belirten cümleler açıklayıcı olmuş. Karakter sayısı fazla değil ve olay bir çiftlikte geçiyor. Çehov'un oyunlarında nedense bir çiftlik aşkı var. Hikayesine gelirsek; köy hayatına alışmayan ve sürekli hasta olan profesör Serebryakov kayın biraderi Voynitsy, yani Vanya Dayı, ile pek anlaşamamaktadır. Profesörün kızı olan Sonya'nın ise dayısıyla arası iyidir ve aile doktoru olan Astrov'a aşıktır. Vanya Dayı ise profesörün genç karısı Yelena Andreyevna'dan oldukça hoşlanır ancak karşılık göremez. Sürekli bir karmaşa ve mutsuzluk hakimdir çiftlikte aynı zamanda karakterler oldukça maddiyatçıdır. Aile ve insan ilişkilerinin çıkmazlığını, insanların dışarıya bakışını ve ekonomik konulardaki açgözlülüğü anlatmaya çalışan bir oyun okuduğumuzu söyleyebilirim. Yelena zaten Sonya'nın üvey annesidir ve bu ikili de birbiriyle anlaşamaz. Herkesin kusurları ve tutkuları var ancak ifade konusunda sıkıntı yaşıyor hemen hepsi. Biraz kasvetli bir oyun gibi görünebilir ancak okuması eğlenceli. Vanya Dayı tam bizden bir karakter en çok sevdiğim o oldu diyebilirim. Elinize aldığınız an bitirebileceğiniz güzel bir oyun yazmış Çehov amca. Oyun kitabı merak ediyorsanız ya da oyun okumayı özediyseniz kaçırmayın derim. Sonu ilginç ve şaşırtıcı buldum ayrıca. Aslında tam son gibi olmasa da bize anlattığı önemli ipuçları mevcut. Vanya Dayı gerçek anlamda tam bir dayı diyebilirim. Hani bu köprüden geçene kadar ayıya dayı diyeceksindeki gibi ayı falan değil harbi dayı bu adam. Öyle dayım olsa keşke dediğim çok oldu okurken. Dayı mevzusu önemlidir aslında kimi dayı var ilk deneyimleri yaşatıyor, kimi var bayramda bile aramıyor. Dayımın kızını yolsa görsem tanımam şimdi, neyse.
  • "Neydim neyde buldum kendimi.
    Haktan olanı buldum, hak oldum.
    Gönlümü hoş buldum,hoş olana koştum.
    Ben kendimi buldum, Sema oldum
    Mevlevi oldum Hoş gördüm."

    Barış OLSUN.
  • 208 syf.
    ·6/10
    FAZLASIYLA *DETAY* İÇERİR!
    451 Fahrenheit: Kitap kağıtlarının yanıp tutuştuğu ısı derecesidir.” Diyerek başlıyor sözlerine Ray Bradbury. Belki de kitabı okumak istememin en çekici sebeplerinden biri bu söz oldu. Kitap içeriğini bir cümleyle çok güzel anlatıyor
    Tarafsız bir eleştiri yapmak adına öncelikle yazarı tanımam gerektiğini düşündüm ve yazar hakkında biraz araştırma yaptım. Ray Bradbury 1920 doğumlu ünlü bir yazardır. Amerikan edebiyatının saygın isimlerinden biridir. 2012’de hayata veda etmiş ve bu sürece kadar yaklaşık 500 civarı öykü,şiir, senaryo vb edebi türde yazı yayınlamıştır. Üstelik senaryo konusunda öyle başarılıdır ki, Moby Dick uyarlamalarını da kaleme almıştır. En ünlü ve benim de bugün eleştirime konu olarak aldığım Fahrenheit 451’i ise 1953 yılında kaleme almıştır. Günümüzde artan distopik eser merakıyla birlikte bu eser de tozlu raflarından kalkıp özellikle Türk halkının güncel kitapları arasına girmiştir.
    Eser 9 bölümden oluşmaktadır her bölüm birbiriyle ilişkili devam eder. Olaylar distopik bir arenada geçer itfaiyeci Montag, günümüzden çok daha farklı bir dünyada yaşamaktadır. Bu dünyada itfaiyecilerin görevleri yangını söndürmek değil, başlatmaktır. Bu yangın ise tahtaları değil tamamıyla bilgileri tutuşturmaktadır. Yani kitapları…
    Montag sanatla ilgilenen ve ruhu çok güzel olan Clarisse ile tanışır. Bu sefer farklı bir yangın başlamıştır. Clarisse’in etkili sözleri ve bir gün kitap yakma ihbarını aldığı bir eve gidip kitaplarının yanmasını izlemeyi reddedip kendini de kitaplarıyla birlikte yakan kadını görmek Montag’ın kalbinde hayatı sorgulama isteği oluşturur ve bu sefer kendi ile bir iç hesaplaşma içine girer. Ne yapıyordur? Neden bu kitapları yakıyordur? İnsanları büyüleyen bu kitapların içinde ne vardır da insanlar kitapları korumak uğruna ölmeyi göze alıyordur?
    Kitap yazılış dili bakımından oldukça sade olmasına karşın, döneminin getirdiği bir eskiliğe de sahip. Okurken bu kitabın bu dönemde yazılmadığını çok rahat anlayabiliyoruz. Bir yandan da içinde öyle hoş alıntılar var ki benim gibi kitapları çizmeye kıyamayan kitapseverleri bile bir fosforlu kalem alıp kitabı boyamaya itebiliyor. Bana göre bunlardan biri: Sözcükler yapraklar gibidir; onların çok bulunduğu yerde, anlam meyvesi pek fazla bulunmaz.
    Kitabın İngilizcesi ve Türkçesini güzel bir eleştiri yapabilmek adına okuduğumda şu farklılıklar da gözüme çarptı. Çeviri konusunda Türkçeye çevrilmesini oldukça başarısız buldum. O kadar yoğun kelimeler kullanılmış ki yazarın asıl anlatmak istedikleri Türkçenin aziz kelime yoğunluğu arasında kaybolmuş gitmiş. Oysa yazar kendini ne güzel anlatmış: Sözcüklerin çok olduğu yerde anlam meyvesi pek bulunmaz. Kitapta geleceğe ışık tutan bir sürü ayrıntı var. Bunlardan birisi televizyonun kullanılış amacı. Geçmişte de televizyon distopik bir eser olarak beyin yıkama aracı olarak ele alınmış. Söylenecek pek bir şey yok, günümüzde de bir distopya gerçek olmuş durumda. Ek olarak kitabın yapısı Avrupa’nın karanlık çağlarını da anımsatıyor. Skolastik düşüncenin etkin olduğu yılların kitapsız bir zamanda da aynı şekilde devam edeceğin vurguluyor. Kitapta halkın çok kolay yönlendiriliyor oluşu da aynı şekilde kitap okumayan ve cahil kalan toplulukların çok basit bir şekilde etki altına alınabileceğinden bahsediyor.
    Karakterin kendisi hakkındaki yorumlarıma gelecek olursak, Montag karakterinin ismi ile başlamak istiyorum. Bence çok zekice seçilmiş bir isim. Almancada Pazartesi anlamına gelen Montag aslında bir anlamda da yeni bir çağın başlangıcını ateşliyor. Belki de yazar bunu düşünerek yapmadı ama ben böyle bir izlenim edindim. Diğer bir izlenimim ise Montag’ın oldukça hevesli, ama bir yandan da hırsları (kitapta eşini Montag’ı yöneten hayat şartları olarak düşündüm) arasında kalmış bir kişi olarak gözlemledim. Patronunun düşünmeye iten etkenleri ortadan kaldırarak sadece “Çalış.” Demesi, eşinin onu sürekli terfii almak uğruna sorgulamasına engel olması ve en sonunda onu otoriter rejime, yani patronuna, ihbar etmesi gözlemlerimi destekleyen örneklerden bazıları.
    Günümüzle olan benzerliklerini de düşünürsek Ray Bradbury bir bakımdan gerçekleşmiş bir distopyayı kağıda dökmüş. Kitabın anlattıkları ve anlatış tarzı çok başarılı lakin Türkçe’ye çevirisi konusunda aynı şeyleri söyleyemeyeceğim. Kitap karakterleri gününün şartlarını yansıtan karakterler ama ayrıntılar konusunda sıkıntıları var. Ama buna rağmen konusu öyle ilgi çekici ki, bu konuyu keşke ben alıp uyarlasaydım, diye düşündürüyor eli kalem tutanlara. Karakterlerin anlatılışları (Montag dışında) daha iyi olsaydı çok daha ilgi çekici olacaktı bence. Şahsen son yirmi sayfada okumayı bıraksam mı diye bile düşündüm, ayrıntılara girilmesi gereken yerde gelişigüzel geçilip, detaya gerek duyulmayan noktalarda sürekli olayın tekrar edilmesi de kitabı bir noktada başarısız kılarak okuyucuyu yoruyor.
    Son olarak, “Okumaya değer mi?” Tabii ki değer. Ama orijinal dilinde okumanızı ve çok büyük beklentilere girmemenizi öneririm. Fosforlu kaleminizi de kitaptan uzak tutun. Benden uyarması…
  • 80 syf.
    Özdemir Asaf'ın okuduğum ilk kitabı ancak sevmedim, sevemedim. Şiir türü hakkında çok fazla bilgi sahibi olduğum söylenemez. Bu nedenle Asaf'ı eleştirmek haddim değil belki ama sade bir okuyucu olarak beni rahatsız eden iki noktaya değinmek istiyorum. Öncelikle şiirlerinde anlam derinliği olduğunu düşünmüyorum. Örnek verecek olursam:

    "Sen bana     
    Sen desen de, demesen de olur.     
    Ama ben sana sen deyeceğim.     
    Düşün dur"

    "Biri gelir sorarsa     
    Sana beni sorarsa     
    Gitti der misin     
    Gittiğimi söyler misin     
    Gidiyorum ben sana     
    Benimle gider misin"

    Şiirde önemli olan o duygunun bana geçmesidir, fakat Özdemir Asaf'ın şiirlerinde vermek istediği his bana geçmedi.

    İkincisi ise ünlü daralması diye bir kural var dilimizde malum, şair bu kurala uymamış ve şiirde daha önce denenmemiş bir yol izleyerek kendinden sonrakilere örnek olmak istemiştir.
    Şiirde yeniliğe bir diyeceğim yok; Orhan Veli de vezin kurallarına uymamış, yeni bir akım başlatmıştır. Çok severek okurum şiirlerini. Ancak şiirin en önemli özelliklerinden biri de kulağa hoş gelmesidir değil mi? Bu kurala uyulmadığı için maalesef rahatsız oldum. Tekrar örnek vereyim:

    "Niçin bir şey beklemeyorsun,     
    Yarınlardan..     
    Niçin ağlayorsun, neden ağlamayorsun,     
    Yaşanmışlardan.     
    Bilme, niçin biliyorsun..     
    Seni saran aşkların farkındasın, şiirlerle.     
    Unutmak isteyorsun, unutamayorsun,     
    Aynı kelimelerle."

    Hiç mi iyi şiiri yoktu, diye sorulabilir. Tabiki vardı, ancak beğenim azınlıkta kaldığı için benim okunmayacaklar listeme girdi bile. Kısa bir kitap, yine de okumak isterseniz siz bilirsiniz.

    Bir de şairi araştırmak için internette gezinirken, anılarını da okudum; şiirlerinde bulamadığımı anılarında buldum. Meğer kendisi şiirmiş. Okumak isteyenler için:
     https://www.presshaber.com/...nmeyenleri-9862.html
  • 116 syf.
    ·Beğendi·8/10
    1990 yılından -yani çoğumuzun oldukça zor ve uzun gördüğü hayatından daha uzun zamandır- Bilim ile uğraşan bir bilim adamı. Kafamdaki tek sorunsa kitabının neden TÜBİTAK tarafından basılmadığı olmuştu.
    Kitabın ana sorununu şöyle açıklayabiliriz: Virüsler insanlıktan önce mi var oldular yoksa insanlıkla beraber mi? Tüm kitap, bunun cevabının arandığı bilimsel yazılar ve ilginçtir ‘Denemelerle’ dolu. Hal böyle olunca ve konu bilim olunca meraklanmamak elde değil.
    Kitapla ilgili olarak ‘İçerik’ yerine belli başlı virüsleri paylaşmayı uygun buldum. Özellikle en büyük virüs olan Mimivirüs ve merak edilen Ebola başta olmak üzere paylaşımlar alttadır.
    https://i.hizliresim.com/pbEJvq.png
    https://i.hizliresim.com/DY3gol.png
    https://i.hizliresim.com/Ba87oD.png
    https://i.hizliresim.com/r5EzY1.png
    https://i.hizliresim.com/MVkA92.png
    https://i.hizliresim.com/0RyJbo.png
    https://i.hizliresim.com/36AG2r.png
    https://i.hizliresim.com/lqE5zp.png
    https://i.hizliresim.com/OvE433.png
    https://i.hizliresim.com/6amWlk.png
    https://i.hizliresim.com/alXryd.png
    https://i.hizliresim.com/jgBbvg.png
    Umarım faydası olmuştur. Oldukça hoş bir bağlantı olacağına inanıyor, iyi okumalar, mutlu tatiller diliyorum..