Canım Hrant, bu mavi gökyüzünde hepimiz kadar senin de hissen vardı. Uçardık, uçarıydık, akışlıydık, kimimiz turna dansına, kimimiz turnalar semahına kanatlanırdık.Birbirimizden değil, avcılardan korkardık
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Hrant Dink’in, insanları o uzun, onurlu ve sessiz yürüyüşte birleştiren cenazesi, Türkiye’de bir zihniyet devrimine öncülük ediyor. Bu toprakların evladı, bu toprakların sevgilisi bir insan, hayatı gibi ölümüyle de karanlığa meydan okuyor.
Bu yürüyüş, bir milat olmalı: Zehirli dil, Türkiye lügatlerinden silinmeli. Kıyıcı sözcüklerle başkasının giyimine, düşüncesine, inancına, etnik veya varoluşsal kimliğine saldıran, bu kudurgan üslubu varoluşlarının merkezi haline getiren, aşırılıkla, toplumu tedhiş etmekle kendilerinde bir güç vehmeden ‘soğuk savaş artığı’ oluşumlar, cinayete yardım ve yataklık etmenin utancıyla hep başları önde dolaşmalı. Öyle utanmalılar ki aramızda dolaşırken değil seslerini çıkarmak, başlarını kaldırıp gözlerimizin içine dahi bakamaz olmalılar.
Yazılacak olan yazıldı, söylenecek olan söylendi. Güvercinler sessizce yürüyen kalabalığın üzerinden uçuştu. Hrant Dink, Türkiye yetimhanesinin son kurbanı olarak, bizi kendi eksiklik ve riyakârlığımızla yüzleştirdi.
Zehirli sözlerin, şirazesinden çıkmış böbürlenmenin, ötekinin tahkir ederek kendini yüceltmenin o yanıltıcı serinliğinden haykıranlar, bu alçakça cinayetle birlikte sus pus oldular. Çünkü biliyorlar ki eyleme maşalık yapan üç beş avare psikopat, bu zehirli fidelikte büyüdü.
Madun küstahlığı, yani egemene öykünerek onun düşünce, davranış biçimlerini ödünç almak ve bunu hem abartılı hem de "tam uymamış" bir biçimde geri yansıtmak, zaman zaman acıklı, ama zaman zaman da tehlikeli sonuçlar doğurur. Mahallenin kabadayı ve bileği güçlü delikanlısının zorbalığı tanınabilir ve bununla mücadele edilebilir; ancak daha tehlikeli olan aynı mahalledeki çelimsiz, kavruk oğlanın durmadan dayak yese bile vazgeçmediği, peşinizden dolaşarak bir yandan ağlayıp sümüğünü çekme bir yandan da galiz küfürler savurma tavrıdır. İlki açık bir düşman olarak tanınabileceği için tedbir almak, meydan okumak ve en sonunda dayanışma yoluyla alt etmek mümkündür; ikincisi ise sonunda mutlaka sizi arkadan vuracağı için karşısında durmak daha güçtür. Hrant Dink'in katledilmesinde karşımıza çıkan tabii ki bu ikinci tür küstahlıktır: Küstah madun küstah egemene kızar, ondan nefret eder, fakat onunla doğrudan karşılaşmaya cesareti olmadığı (ya da böyle bir karşılaşmanın koşulları oluşmadığı) için şuursuz bir yer değiştirme mekanizması ile başka bir hedefe yönelir. Egemenin dilini ve ideolojisini ondan daha abartılı bir biçimde benimseyerek onun düşman olarak işaret ettiği hedefin "kafasına sıkar"; arkadan, kalleşçe. Egemenin saldırı biçimi ise 301. maddedir: Mahkemede kendinizi savunabilirsiniz, ya da yerel ya da ulusaşırı bir dayanışma içinde bu maddenin değiştirilmesi, kaldırılması için mücadele edebilirsiniz; örgütlenebilirsiniz. Arkadan "kafaya sıkan" küstah maduna karşı ise savunma, dayanışma şansınız çok daha azdır. Ancak, a posteriori, meydanlarda "Hepimiz Hrant'ız, Hepimiz Ermeniyiz!" diye haykırabilirsiniz ki bu da katilin (zaten hayattan umabileceği en iyi şey olan) hapishanede bir kahraman ve dışarıda da diğer küstah madun adayları için bir rol modeli olmasını