Kitabı okurken beni en çok etkileyen nokta sanırım Jack London'ın 1920'li yıllardan günümüze dair yaptığı isabetli tahminler oldu. Dünya nüfusunun milyarlara ulaşacağını ön gören London, aynı zamanda interneti çağrıştırabilecek bir iletişim yönteminde de bahsediyor.
Ancak kitabın tek etkileyici yönünün geleceğe dair yaptığı ön gördüler olduğunu söylemek biraz haksızlık olur. Kızıl Veba, post apokaliptik hikayenin anlatıldığı ilk eserlerden bir tanesi. Yani kıyamet sonrası dünya kurgusunun kurucu eserlerinden bir tanesi.
London, Demir Ökçe'yi tamamen üstüne kurduğu politik görüşünün bazı emarelerini burada da gösteriyor. Kızıl Veba öncesi dünya, zenginlerin ve elitlerin çiftçilerin ve işçilerin yetiştirdiklerini yedikleri bir dünyadır. Ancak doğanın kanlı devrimi, ayakları baş başları da ayak yapar. Veba öncesi dünyanın kaba saba, eğitimsiz, fakir hizmetlileri yeni dünyanın güçlüleri olurlar.
London, kitabı da insanlığa duyduğu umutsuzlukla bitirir. İnsanlık yeniden serpilecek, kalabalıklaşacak kimileri baruta sarılacak kimileri hurafelere. Medeniyet, iskeletler üzerinde yeniden yükselecek ve kendini yeniden yok edecek.
Kızıl VebaJack London