"... beden eğitimi ya da milli güvenlik dersi sırasında her zaman kenarda oturuyordu, doğal olarak onun biraz alık olduğunu düşünüyorduk."
Japoncadan çevrilen bir kitapta "alık" ifadesini göreceğimi hiç beklemezdim. Gece gece güldürdü sfdfd
İnsanlığımı YitirirkenOsamu Dazai
Angela Vicario, sana laflar hazırladım. Sen, toplum tarafından "çapkın, kadın düşkünü, am salak" diye yaftalanmış Santiago Nasar'ı kolay hedef belledin de o Salamanca Kardeşler tipli iki kardeşine kör bıçaklarla yem ettirdin hayatının baharındaki gencecik fidanı. Bir de üstüne seni düğün günü babanın evine götüren adama yıllarca mektuplar yazdın, puh sana be, rezil kadın.
Tamam Santiago kardeşimiz de çok aklı başında biri değildi, 20 yaşında bir dangalaktı da zaten 20 yaşında biri o kadar dangalak olur, zamanla olgunlaşır. Gencecik çocuğu öldürdünüz, sonra da bastınız gittiniz başka yerlere yerleştiniz.
Genel kasaba halkına da diyecek bir lafım yok, hepsi ayrı bir avel ancak yargılamayı yapan sayın yargıç, senin okuduğun okulun inşaatına taş taşıyan kamyonun tekerine sıçayım. Ulan adama harici seppuku yaptılar, bağırsakları hep yere döküldü ya, 3 yıl mı verdin cezayı vere vere. Rezilsiniz R-E-Z-İ-L.
Tüm kasaba halkı, umarım Buendia sülalesi gibi soyunuz kurur da Latin Amerika azıcık rahatlar.
Sonuç olarak güzel kitap. Puanım 8/10
Kırmızı PazartesiGabriel Garcia Marquez
Zira nasıl ki balıklar suda, kuşlar havada, köstebek toprağın altunda rahatsa, her insan da sadece kendine uygun atmosferde rahat eder; nitekim saray havası da herkes için solunabilir değildir.