Kötülük, iç kısıtlamanın zayıfladığı, iç frenlerin tutmadığı durum ve zamanlarda ortaya çıkar, içinde yaşadığımız kültür bize “cinnet ânında” suç işlemenin mümkün olduğunu öğretiyor. Duygusal altüst oluşların kendimizi denetleme duygusunu ortadan kaldırabileceğini kabulleniyoruz. Kötülük, aldığı ufak onaylarla önce küçük adımlar atıp sonra büsbütün kontrolden çıkabiliyor. Kötülük işleyen kişi çeşitli mazeretlerle yaptıklarının kabul edilebilir olduğunu düşünüp nahoş duygulardan uzaklaşabiliyor.
Benliğimizi tümüyle medya teslim aldı. Kitle iletişim araçları kişisel hayatımızı, siyasal, ekonomik, estetik, psikolojik, ahlaki ve etik hayat alanlarımızı öylesine yaygın biçimde etkilemektedir ki ilişmedikleri, dokunmadıkları, değiştirmedikleri hiçbir yanımız kalmadı. Yaradanımız medya şimdi. Kültürel ve toplumsal değişimin hiçbir yanını medyanın bugünkü ortamımızı nasıl, ne yollarla oluşturduğunu ele almadan anlayamayız.
Ulusal Kurul’ da gayet iyi bir şekilde anlaşılmıştır ki tehlike, dinin televizyon şovlarının içeriğine dönüşmesinde değil televizyon şovlarının dinin içeriğine dönüşme ihtimalinde yatmaktadır.