evde saatlerce, günlerce tek başıma oturuyor ve seni, sana dair yüzlerce küçük anıyı sürekli sürekli
düşünmekten, her karşılaşmayı, her bekleyişi zihnimde tazelemekten, bu küçük sahneleri kafamda tiyatro gibi canlandırmaktan başka bir şey yapmıyordum. o geçip giden yılların her dakikasını daha dün kanımda dolaşmış gibi sımsıcak, fışkıracakmışçasına canlı hissediyorum. o zamanlar sadece senle yaşıyordum.
Belki de yanan bir tahta parçası dikkatini çekmişti Empedokles'in. Yanma sırasında bir şey çözülüp dağılmaktadır. Tahtadan gelen çatırtı ve fokurtuları duyarız. Bu sudur. Bir de duman çıkar. Bu da havadır. Ateşi zaten görüyoruz. Alevler söndüğünde geriye küller kalır, yani toprak.