Dost istersen Allah yeter. Evet, o dost ise her şey dosttur.
Yârân istersen Kur'an yeter. Evet, ondaki enbiya ve melâike ile hayalen görüşür ve vukuatlarını seyredip ünsiyet eder.
Mal istersen kanaat yeter. Evet kanaat eden, iktisat eder; iktisat eden, bereket bulur.
Düşman istersen nefis yeter. Evet kendini beğenen, belayı bulur, zahmete düşer; kendini beğenmeyen, safayı bulur, rahmete gider.
Nasihat istersen ölüm yeter. Evet ölümü düşünen, hubb-u dünyadan kurtulur ve âhiretine ciddi çalışır.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aşkın karmaşıklığı öyle bitmez tükenmezdi ki, mutasavvıflar onu sınıflandırmak için farklı terimler kullanıp farklı dereceler oluşturdular; buna karşın hubb, mahabbet, vüdd ve meveddet için yapılan tanımlar kesinlikle açık değildir
Kenzü'l-Hafi kitabında Abdullah bin Mes'ûd'dan bildirilen haberde geldi ki, Allahü teâlâ, Mûsâ aleyhisselâma: "Yâ Mûsâ! Sırf benim için bir amel işledin mi?" buyurduk da, Mûsâ aleyhisselâm, yâ Rabbî, Senin için namaz kıldım. oruc tuttum, sadaka verdim ve ismini çok zikrettim, diye arz etti. Allahü teâlâ: "Yâ Mûsā! Namazların sana burhândır, orucların Cehennemden kalkandır, sadakaların kıyamet gününün harâretinden gölgedir, yaptığın zikirler de kabrde ve kıyâmette nûrdur. Benim için ne yaptın?" buyurduk da, Mûsâ aleyhisselâm: "Yâ Rabbi! Senin için olan ameli bana bildir", diye yalvardı. Allahü teâlâ: "Yâ Mûsâ! Dostlarımı benim için sevdin mi ve düşmanlarıma benim için düşmanlık ettin mi?" buyurdu. Mûsâ aleyhisselâm da, Allah için amelin, hubb-i fillah ve buğd-ı fillah olduğunu anladı.
Bir vakitler şaşaa, şevket ve şehameti âfakı kaplıyan islâmiyetin kuvâyi maneviyesini böyle tezelzüle uğratan Sünnîlik, Şiîlik daiyeleri, Davet-i mezhebe Buhara’da olanca şiddetiyle hükümfermadır. Ahîren mevkii iktidara gelen beyleri yani vüzera Şia olduklarından Sünnîleri ezmekten başka bir şey düşündükleri yoktur. Bu sebepten dolayı ahalide selâmet-i fikir, rahat-i kalb, hubb-i vatan (vatan sevgisi) kalmamıştır.
Hubb-ı dünya suyu ile kalb hastalandı mı, dünyaya razı olur ve ona inanır. Halbuki; düşman ile çarpışacak olan sınıf, dünyaya inanan değil, Allah'a mülâkî olacağına inanan sınıftır.