• "Festakim kemâ umirte" (Emrolunduğun gibi dosdoğru ol.)
    [Hud Suresi,112.Ayet]
  • 》》Resulullah, "Hud suresi beni ihtiyarlattı "demiştir. Çünkü o surede " Emrolunduğun gibi müstakim ol "

    {Hud 112.Ayeti }
  • 595 syf.
    ·205 günde·Beğendi·Puan vermedi
    Neler öğrendik? 


    İLK ÖNCE: İHLAS VE  NİYETTEN başladık.


    Bu bölümdeki hadisi şeriflerle anladık ki:

    - eğer niyetimiz samimi değilse ve yaptığımız işte İhlas yoksa elimize hiçbir şey geçmeyecek.. 

    Ama  diğer taraftan da anladık ki: niyetimiz hayır olsa ama amel olarak dökülemese bile elimize sevap olarak geçecek. 


    -kalbimizi sürekli kontrol etmemiz gerektiğini ve bir işe başlarken ki niyetlerimi, işe başladıktan sonra bile sürekli sabit tutmak için elimizden geleni yapmamız gerektiğini öğrendik.



    İKİNCİ BÖLÜMTÖVBE idi.

    -Tövbe kısmında öğrendik ki: gerçek bir tövbe için :

    yaptığımız şeyi önce terk edeceğiz.

    Sonra ondan pişman olacağız ve bir daha asla yapmamaya karar vereceğiz. 

    Hatta ve hatta biz de o işi anımsatacak yerlerden, olaylardan, sözlerden bile uzak kalacağız.


    -Ve öğrendik ki Efendimiz bile Günde 70 yahut 100 defa tövbe ediyormuş. 

    Bizde günlük istiğfar saygılarımızı arttıracağız ve ihmal etmeyeceğiz. 

    Ayrıca İhlas da yapılan bir tövbenin bütün geçmişi kapatacağını da öğrendik.


    -Tövbe kısmında beni en çok etkileyen olaylardan biri Kab Bin Malik ve onun hakkında Tevbe suresinin ayetlerinin inmeseydi. 

    Bir de efendimizin dinlemek istememesine rağmen suçlarını inatla itiraf eden bir bayan ve Maiz adlı sahabenin zina suçunu işlediklerini itiraf etmeleri ve recm edilmeleri. Kendilerini gerçekten temizledikleri, sonrasında efendimizin de  "Onların tövbesi öyle bir tövbe idi ki" diye onları övmeleri beni çok etkiledi. 




    ÜÇÜNCÜ BÖLÜM SABIR idi.

    -Sabır bölümünde ne öğrendik? 


    -sabır da yarışmamız gerektiğini. 


    -Başımıza bir sıkıntı geldiğinde namazla ve sabırla Allah'tan yardım etmemiz gerektiğini öğrendik. 


    -en önemlisi de sabrın aslında başımıza belanın, musibetin ilk geldiği anda olduğunu ve sonrasında yaptığımızın aslında sabır olmadığını öğrendik. 


    Bu da özellikle Biz anneler için (şahsen kendi nefsim adına) bana çok büyük bir tokattı..




    DÖRDÜNCÜ BÖLÜMÜ DOĞRU SÖZLÜLÜK idi. 

    -Burada doğru sözlü, sadık olmanın önemini ve ahirette elde edileceği kazançları gördük.


    -Doğru sözlü olmanın ve doğrularla beraber olmanın Takva duygusunu geliştirdiğini öğrendik.


    -Şüphe veren şeylerden, şüphelilerden uzak durmamız gerektiğini yani içimize sinmeyen, içimizin ısınmadığı konulardan da uzak durmamız gerektiğini öğrendik.


    -Ayrıca öyle  doğruluğundan emin olunan kişi olmalıyız ki düşmanlarımız bile bizim bu yönümüzü takdir etmeli bunu öğrendik.


    -Ve belki de en önemlisi: hepimizin arzusu olan şehadeti gerçekten doğru şekilde istiyorsak, yatağımızda ölsek bile Şehit mertebesinde olacağımızı, 

    eğer biz doğru isek Allah'ın da bizi doğrulayacağını öğrendik.


    -Artııı Ben burada 59 hadis-i şerifte artı bir bilgi öğrendim mesela eski ümmetlerde gökten inen bir ateşle kurbanın ya da ganimetin kabul edildiğini göstergesi imiş. 

    Eğer o ateş yakmazsa bu bir ihanetin ya da kusurun bulunduğu hükmüne varılıyormuş. 


    -Son olarak da yaptığımız alışverişlerde malımızın ayıbını açıklamanın Bereket kaynağı olduğunu öğrendik. 



    BEŞİNCİ BÖLÜM  ALLAH'IN KULLARINI  DENETLEMESİ yani MURAKABE idi. 


    -Burada ilk hadisimiz hepimizin bildiği "cibril hadisi" idi.

    Bu hadis-i şerifte Cebrail as'ın İhsan'ın ne olduğunu sorusuna, Peygamberimizin verdiği cevap ile 'Allah'a onu görüyormuş gibi kulluk  etmendir' i öğrendik.  

    Ayrıca bu hadisle:

    meleklerin insan kılığına girebildiğini, konuşabildiğini, imanın şartları ve İslam'ın şartlarını öğrendik. 

    ilim adamlarına ve ilim meclislerine saygı duymamız gerektiğini öğrendik. 

    kıyametin ne zaman kopacağını Allah'tan başkasının bilmediğini de öğrendik. 


    -Daha sonra öğrendik ki insanoğluyuz, Beşer şaşar hesabı şaşabiliriz ama öğrendik ki bir kötülüğün arkasından hemen iyilik yapacağız ve İnşallah o kötülüğümüzü o iyilikle silinecek. 


    -Her yerde ve her şartta Allah'a karşı saygılı olmanın murakabe şuurunun göstergesi olduğunu öğrendik. 


    -Efendimizin o güzel hitabı ile İbni abbas'a yavrucuğum diye seslendiği hadis-i şerifte:

    Allah'ın ilminde hiçbir değişiklik olmayacağını ve ona tevekkülün psikolojik açıdan bizi çok rahatlatacağını ve herhangi bir ihtiyacımız söz konusu olduğunda isteyeceğimiz ilk mercinin kesinlikle Allahu Teala olması gerektiğini öğrendik.


    -Daha sonra Enes Bin Malik'in kendisinden sonra gelen kişilere (o zaman bile) 'sizin Kıl kadar bile önemsemediğiniz birtakım işleri Biz helak edici büyük hatalardan mı sayardık' dediğini öğrendik. 

    Oturduk şöyle bir düşündük sahabe efendilerimize yaptığımız haksızlığı.. 

    şu anda onlarla kendimizi kıyaslayınca nasıl aynı cennete talip oluyoruz diye oturduk, ahladık, vahladık. 


    -Belki de hepimizi şaşırtacak bir hadisi şerif öğrendik:

    Allahu Teala'nın kıskandığını, ama onun kıskanmasını kulun ilahi yasakları çiğnemesi sebebiyle olduğunu öğrendik. 

    Yani bazı yasakların, sınırların bizim için konulduğunu ve Rabbimizin asla onların dışına çıkmamızı istemediğini ve çıktığımız zaman da onun gazabını hak ettiğimizi ve murakabe bilincini iyice oturtarak bu çizgileri sınırları kesinlikle aşmamız gerektiğini öğrendik. 


    -İsrail oğullarından abraş, kel ve kör 3 kişiye gelen meleğin ve bunların istekleri ve sonrasında meleğin tekrar gelmesi ile cimrilikten uzak durmamız gerektiğini, Nimet'in artmasının şükretmekle olduğunu ve ne oldum delisi olmamız, geçmişimizi unutmamamız gerektiğini öğrendik.


    -Akıllı kişinin ileri görüşlü olduğunu yani ahireti için çalışan olduğunu öğrendik. 


    -Bizi doğrudan ilgilendirmeyen her şeyi terk etmemizin güzelliğini ve müslümanlığımızdan olduğunu öğrendik. 


    -Ve Biz bütün hanımlara gerekli olan şeyi öğrendik

    Bazı şeylerin aile içerisinde kalması gerektiğini, aile mahremiyetini sonuna kadar korumamız gerektiğini öğrendik. 



    ALTINCI BÖLÜM TAKVA idi. 


    -Takvanın Allah korkusu veya Allah saygısı olduğunu öğrendik. 


    Burada Allah'tan korktuğumuz için bazı şeyleri yapmak DERKEN yalnız Allah'ın cehenneminden korktuğumuz için değil sevdiğimiz bir kişiyi üzmekten korkarız ya aynı onun gibi korku olduğu için bazı şeylerden sakınmamız gerektiğini öğrendik. 


    -Allah korkusunun her hayrın başı olduğunu, takva sahiplerinin dünyada ve ahirette şereflerin en yüksek olduğunu öğrendik. 


    -Dünya ve dünyadakilerin imtihan sebebi olduğunu,

    göz kamaştırıcı olduğunu ama takva duygusunu ele geçiren kişinin bunların üstünde çok durmayacağını, önemsemeyeceğini öğrendik. 


    -Peygamberimizin bile dualarında sürekli "Allah'ım senden Hidayet Takva İffet ve gönül zenginliği İsterim " diye dua ettiğini öğrendik.


    -Bir şey yapmak ya da yapmamak için yemin etsek bile Eğer yemin ettiğimiz şeyin zıttı takvaya daha uygunsa bunun yeminden dönmeyi gerektiğini ve daha güzel olduğunu (Tabii ki yemin kefaretinde vererek dönmemiz gerektiğini)  öğrendik. 

    Yani Müslümanın Her işinde takva üzere olması gerektiğini öğrendik. 


    -Namaz kılmak, oruç tutmak, zekat vermek, yöneticilere itaat etmek..bunların takvanın gereği olduğunu öğrendik.


    - Dünya'daki doğruluğuna ahirette kurtuluş sebebi olduğunu öğrendik.. 




    YEDİNCİ BÖLÜM TEREDDÜTSÜZ İMAN VE ALLAH'A TAM GÜVEN 

    TEVEKKÜL .. idi


    Bu kısımda neler öğrendik?

    Müminde yani biz de bulunması gereken şey : inançta tereddütsüzlük ve Allah'a Sarsılmaz bir itimat. 

    Bu da bizim en büyük gücümüz ve başarımızın sırrı..


    Tevekkülün aksi tereddüt.. Güvensizlik işareti ve sonucudur.. 

    Tevekkül ehli olmalıyız ama usulüne uygun araştırmayı yapıp, ön aşamayı hallettikten sonra ötesini Allah'a bırakmalı ve tevekkül etmeliyiz. 

    Bu bölümde hadisi şeriflere geçmeden önce beni en etkileyen ayet Enfal suresi ikinci ayeti kerime oldu.

    Rabbimiz bize gerçek müminleri tanıtıyor:

    1. anıldığı zaman yürekleri titreyen,

    2. Allah'ın ayetleri okunduğunda imanları pekişen,

    3. rablerine güvenip dayanan....

    Gerçek mümin? Şu ayet üstüne durup çokkk düşünmeli çookk..  Allah anıldığı vakit mi yürek titriyor yoksa anlatan hocanın ses tonu yada etkisi ile mi :(

    Ayetleri okuyup iman pekiştirmek desen en büyük yaramız dünyaya ve dünya ilmine verdiğimiz hangi değeri kuranı anlamaya verdik :(

    Rablerine güvenip dayanmak desenn laftan öte icraatta belli güven kelimesinden başlayıp nerde hata yapıyoruz bulmanın tam sırası değil mi? 

    Şöyle gelecek kaygılarımızı bi düşününce Allah'a olan güven ve tevekkülümüz de ortaya çıkıyor aslında :(


    Gelelim hadisi şeriflerimize:

    75 hadisi şerif ile ümmetden 70000 kişinin hesapsız azapsız cennete gireceğini öğrendik ve bunların büyü yapmayan, yaptırmayan, uğursuzluğa inanmayan ve Rabbine güvenenler olduğunu öğrendik. 

    Diğer taraftan hadisde dikkatimizi çeken ukkaşe bin mihsan(ra) ın fırsatı değerlendirmede olan çabukluğu ve bizlere örnekliği idi.. 


    Diğer bir hadis-i şerifte hasbünallah ve nimel vekil sözünün ateşe atıldığı zaman İbrahim Aleyhisselam'ın son sözü olduğunu ve Efendimizin de Uhud Savaşı'ndan sonra bir sene sonra Bedir'de buluşalım diyen Ebu Süfyan ve Müslümanların anlaşmaları üzerine Ebu Süfyan'ın birliğinin çok kalabalık olduğunu söylemeleri üzerine efendimizin bu sözü söylemesi.... Bize özellikle sıkışık anlarda Allah'a tevekkülün kıymetini öğretti. 

    Tevekkülün telaş ve paniğe önlediğini, 

    Allah'a güvenin en sağlam güvence olduğunu öğrendik.


    Daha sonraki hadis-i şerifte kuş kalpli benzetmesini öğrendik ve tevekkül konusunda kuşları kendimize örnek almamız gerektiğini öğrendik.


    Efendimizin tehlikeler karşısında nasıl güzel örnek olduğunu, O'nun Allah'a güveninin asla sarsılmadığını öğrendik. 


    Bir önceki hadis-i şerifte kuş kalpli benzetmesi vardı. Burada da eğer Allah'a tam anlamıyla güvenseydik  Rabbimizin kuşları doyurduğu gibi bizi de rızıklandıracağını öğrendik.. 


    Efendimizin yatak yatak duasını öğrendik. 

    Bu dua ile Allah'a olan ahdimizi , güvenimizi, sözümüzü her gece yenilememiz gerektiğini öğrendik..


    Efendimiz ile Hz Ebubekir'in hicret yolculuğunu ve oradaki güvenlerini tevekküllerini öğrendik.


    Evimizden çıkarken yapmamız gereken duayı, evimizin bizleri koruyan bir kale olduğunu değilse bile o kaleyi tuğlalarla sağlamlaştırırarak evimizi birer kaleye çevirmemiz gerektiğini, dışarının tehlikeli olduğunu o yüzden çıkarken de Allah'a tevekkül edip dua ederek O'na sığınmamız öyle çıkmamız gerektiğini öğrendik.


    Allah ve ilim yolunda bulunanların gerçekten rızıklandırıldığını, onların rızkını Allah'ın üstlendiğini ve belki de onlar sayesinde bize zarar dokunmadığını, bakımını üstlendiklerimiz sebebiyle rızıklandırıldığımızı öğrendik.


    Sekizinci bölüm: DOĞRULUK idi.

    Efendimizin beni yaşlandırdı dediği Hud Suresi 112 ayeti okuduk ve doğruluk ve istikametin hayatımızda ki  


    Doruk üzere olanlara ve istikamet üzere devam edenlere meleklerin yardımının geleceğini Sonrasında da Rabbimiz Allah'tır deyip doğru olanlara ne korku ne de Hüzün uğrayacağını ve cennette Temelli kalacaklarını öğrendik.


    Efendimizin yanına gelen sahabenin bana İslam'ı tanıt demesi üzerine efendimizin Allah'a inandım de sonra da dosdoğru ol değişimi ile doğruluğun istikametin dinimizde ne kadar önemli bir yere sahip olduğunu öğrendik. Bu kısımda Ayrıca kalbin beden ülkesindeki tüm organların reisi olduğunu öğrendik ve Allah'a iman edip dürüstlüğü benimseyen bir kalple diğer organların nasıl etkileneceğini ve dilinde kalbin tercümanı olduğunu öğrendik başka bir hadis-i şerifte de her sabah bütün organların dile hitaben bizim hakkımızda Allah'tan kork biz sana bağlıyız Sen doğru olursan biz de doğru oluruz Sen eğri olursan biz de eğleniriz hadis-i Şerifi ile dilimizden çıkan şeylerin Aslında nasıl kalbimizde yer ettiğini Kalbimizin dilimizi söylediğini öğrendik ve konuştuklarınıza daha daha dikkat etmeyi öğrendik..


    87 hadisi şerifin izle işlerimizde bütün hayatımızda dosdoğru olup orta yolu tutmamız gerektiğini ve kurtuluşun Amelya kazanılmayacak ağını öğrendik ve amellerimiz sayesinde kurtuluşa gelemeyeceğim izi Allah'ın rahmet ve keremi ile bağışlaması ndan başka bir yol olmadığını öğrendik ceza Efendimiz de kendisi için aynı şeyi söyledi.



    DOKUZUNCU BÖLÜM TEFEKKÜR İdi. 


    Allah'ımızın yarattıklarının büyüklüğü ile Tefekkür etmeyi dünyanın sonunu düşünerek Tefekkür etmeyi ahiretin dehşetli durumlarını düşünüp Tefekkür etmeyin dünya ve ahiretin öteki hallerini düşünüp Tefekkür etmemiz gerektiğini nefsini kusurlarını Tefekkür etmemiz gerektiğini onu arındırmak ve doğruluğa yönlendirmeye Tefekkür etmemiz gerektiğini öğrendik.


    Tefekkürün dürüstlüğün Fikriye yönü yani temelini teşkil ettiğini öğrendik.


    Gerçek Tefekkür ehlinin etrafındaki her şeyin sonucunu Allah'a bağladığını ve onlarca farklı bir bakış açısı ile baktığını öğrendik.


    Ve yeryüzünde dolaşırken öncekiler sonrakiler şu anda yaşayanlar hepsinin bize birer ibret eseri olduğunu Bildik.



    ONUNCU BÖLÜM 

     HAYIRLI İŞLERE KOŞMAK idi.


    Baştaki ayetlerle Rabbimiz bize hayır işlerle yarışmamız gerektiğini Cennet için koşmamız gerektiğini emretti.


    88 hadisi şerif ile Efendimizin mucizevi hadis-i şeriflerin den birini öğrendik imanımızın ve onu korumamız gerektiğini ne kadar önemli olduğunu Birlik fitne ortamlarından sakınmamız gerektiğini ve kendimizi çok dikkat etmemiz gerektiğini Eğer bazı şeyleri önemsemez sake Allah muhafaza Sabah evden mümin olarak çıkıp kafir olarak dönemlerin olacağını evine mümin olarak gelip sabah kafir olarak çıkanların olacağını öğrendik.

    Şeytan ve adamlarının müminlerin imanını çalmak için gayretlerini öğrendik biz de hayır işlerde kesinlikle durmadan ve ibadetlerimizde yılmadan koşmamız gerektiğini Bildik.

    Dinimizde sıkı sıkı sarılmamız gerektiğini durumlar daha da kötüleşme den güzel işler yapmakla yarışmamız gerektiğini ahir zamanın filtrelerinin olacağını ve Dinimizi dünyevi herhangi bir değere değişmemek gerektiğini bunun kötü sonuçlarını ve iyilikleri iyileri çoğaltmak için birbirimize yarışmamız gerektiğini öğrendik.


    89 hadisi şerifler adam hadis-i Şerifi çok sevdim Neden Çünkü efendimizin namazda Aklına bir şey gelmişti hemen namazı kıldıktan sonra koşup Eve gitmişti O sadaka yerini bulsun diye Yani burada ne ben sevindim çünkü namazda namaz dışı bir şey düşünmek namazın sıhhatine mani değilmiş.

    Daha sonra hadisi şerif ben neler öğrendik Hayır işlemekte çok acele davranmamız gerektiğini Efendimizden öğrendik ve zihnimizi bulandıracak ibadetimize engel olacak şeyleri o anda yapmamız gerektiğini ve sonra devam etmemiz gerektiğini öğrendik ve Daha önemlisi de sade efendilerimizin Peygamberimizi nasıl dikkatle ibretle takip ettiklerini öğrendik.


    Cenneti gerçekten arzulayan ların nasıl Cennet uğruna savaştıklarını öğrendik.


    Bütün işlerimizde olduğu gibi sadaka ve yapılan iyiliğide son anı ölüm Döşeğine bırakmamız gerektiğini Hayır işlerde Acele etmemiz ve yarına bırakma mı mızı öğrendik.


    Bir savaşta sahabe efendilerimiz de bunun hakkını vermek üzere kim alır hadis-i Şerifi ile oradaki sahabe efendilerimizin bile önce bir nefislerini durup kontrol ettiklerini ve sonrasına gerçekten hakkını vermek şartıyla Ebu Dücane nin kalkıp


    Hayra koşmak da Ebu Dücane gibi Ölümü bile göze almak gerektiğini öğrendik.


    Her gelen günün bir öncekinden daha kötü olacağını bununla anın kıymetini bilmemiz gerektiğini tüm Hayır işlerimiz de bu yüzden Acele etmemiz gerektiğini şikayet etmek yerine değerlendirmemiz gerektiğini öğrendik.


    Fakirlik zenginlik hastalık İhtiyarlık ölüm Deccal ve Kıyamet Bunlar gelmeden önce zamanımızı ve bütün fırsatları değerlendirmemiz gerektiğini öğrendik bazı fırsatların selam vermek gibi bir dakikalık olduğunu öğrendik.


    Bu hadisi şerif ile iyi iş ve Salih amel yapma azmi ve kararlılığı mız olması gerektiğini kendimizi sınırsız fırsatların yanında kabul etmeyeceğimizi Çünkü fırsatını Zaten dar bir zaman eşini sunulmuş imkan demek olduğunu bilmemiz gerektiğini ve her Salih işi ilk anda yapma taktiği olması gerektiğini öğrendik.


    Hayber Savaşı'nda sancağı alan Hz Ali'nin efendimizin ile yürü Allah Fethi nasip edene kadar sağa sola bakın mı sözünü hem zahiri hemde batini olarak nasıl iptal leştir dini ve arkasında bile dönmeden sancağa kapıp giderken Ey Allah'ın elçisi onlarla ne yapmaları için savaşayım değişimin bize ne kadar büyük örnekler olduğunu ve emri yerine getirmede Hz Ali gibi sağa sola bakmadan gitmemiz Dost doğru gitmemiz gerektiğini öğrendik.

    aynı hadisi Şerif'ten meselelerin gönülleri ele geçirmek olduğunu öğrendik ve hadis-i Şerif'in devamında Nurettin Hoca eklemişti senin elinle bir kişinin hidayete ermesi tüm kırmızı develerden hayırlıdır.



    11.BÖLÜM 

     MÜCAHEDE idi.

    Nefse şeytana kötü duyguları ve din düşmanlarına bütün gücümüzle dinlenmeniz ve bu şekilde Allahu Teala'nın rızasına cennete ulaşacağımızı Mücahide nin cihat'tan öncede sonrada yürütülmesi gerekli olan bir kulluk vazifesi olduğunu öğrendik.

    Mücahede nin Allah'a kulluğu esas alan bir kavram olduğunu öğrendik.

    96 hadis-i şerifle Allah dostluğunu kazanmış kişilere karşı olan vazifelerimiz öğrendik onlara duymamız gereken saygıyı öğrendik ve Bir insana karşı olan düşmanlığımız nefsimizin mi yoksa dinimizin mi gerekliliği oturup Kendimizi sorgulamamız gerektiğini öğrendik. Allah dostlarını al verdikleri mücahede den dolayı düşman olmanın Allah ile harbe girmek manasında bir cüretkarlık olduğunu öğrendik.

    Ibadetlerimize faydalarını da devam ederek Allah'a olan yakınlığımız ın arttığını nafileleri de bunlara katkı sağladığını öğrendik Rabb'imizin razı olduğu her kuluna Her işinde yardım ettiğini ve Allah dostlarının duasının makbul olduğunu öğrendik.


    97 hadis-i Kutsi ile ya birimizin bizim ona ne kadar gidersek gidelim Onun bize misliyle katı ile geleceğini öğrendik.

    Az amele Allah'a çok sevap verdiğimizde Allah'ın keremini ne kadar büyük olduğunu Allah'ımızın bizim kendisine gösterdiğimiz yakınlıktan çok daha fazlasıyla cevap verdiğini öğrendik.


    98 hadisi şerif film izle sağlık ve boş vaktinizi değerlendirmemiz gerektiğini İnsanların çoğunun burada hataya kapadığını ve bizim bunları değerlendirmek için mücahede ye devam etmemiz gerektiğini öğrendik Çünkü Ömür sermayesi bir defa verilmişti..




    99 hadisi şerifle efendimizin gece ayakları şişene kadar Namaz kılarak şükrün hakkını vermek konusunda bize örnek olduğunu, 

    başarılı bir mücahede için gece ibadetinin önemine, 

    yalnız başına yapılan ibadetlerin istenildiği kadar uzatılabileceğini, 

    toplu ibadetlerde cemaatin durumuna göre davranacağını öğrendik.

    Burada Hz Ali'nin bir sözünü okuduk

    "bir grup İnsan bir şeyler umarak kulluk yapar, bu:Tüccar kulluğudur.

    Bir grup insan da korkudan dolayı kulluk yapar.Buda köle kulluğudur.

    Bir grup insan da vardır ki şükür olsun diye kulluk yapar,işte bu tüm duygulardan yakasını kurtarmış Seçkin kimselerin kulluğudur"


    100 hadis-i şerifle efendimizin Ramazan'ın son on gününde itikafa ayırdığını,bize de bunun büyük bir fırsat olduğunu, kendisinin ibadeti yaptığı gibi mesul oldukları için de bunu istediğini, bu ikazın da bir ibadet türü olduğunu öğrendik.


    101 hadisi şerif (Nurettin Hoca Burada hayat kalitenizi artıracak çok değerli zihinlere oturmamız gereken bir hadis-i Şerif demişti) 

    1-)Müminin kuvvetlisi daha değerlidir(bilgi & beden & siyaseten) 

    2-)zayıf da olsa hasta da olsa o müminde hayır vardır 3-)çalışıp gayret etmek zorundayız

    4-)tevekküle asla unutmamalıyız

    5-)pısırıklaşmamalıyız

    6-)Geçmişle vakit kaybetmemeliyiz. Çünkü geçmişle vakit kaybetmek şeytanı memnun edecek işlerin kapısını açar.


    102 hadis-i şerifte cennete bazı güçlüklere sabredilerek ulaşılacağını, nefsin isteklerine karşı çıkarak azaptan kurtulacağınızı, mücahedenin nefsin haklarına değil hazlarına set çekmek olduğunu öğrendik.


    103 hadis-i şerifle Resulullah'ın sırdaşı Hz huzeyfe'nin efendimizin gece namazına olan şahitliği ile gece namazlarını uzun kıldığını, bunu uzatmamızın müstehap olduğunu ve namazımız da aktiflik olması gerektiğini, azap ayetleri de Allah'a sığınıp, Dilek ayetlerinde isteklerimizi söylememiz gerektiğini, ayetlere cevap vererek aktif bir şekilde namaz kılmamız gerektiğini öğrendik. 


    104 hadis-i şerifle gene efendimizin bir gece namazdayken Abdullah ibni Mesud 'un Efendimize saygısızlık olacağını bilmeseydim onu bırakıp ona oturacaktım dediği kadar uzun bir şekilde namaz kıldığını, ashab-i ikram'ın son derece edepli olduğunu, farz olmayan namazlarda da imama uyulabileceğini, bir özür yokken oturarak imama uyumanın uygun olmadığını öğrendik.

    Ayrıca mücahedenin farzlarla yetinmemek, yaptığına da kalite katmak olduğunu öğrendik.


    105 hadisi şerifler mücahedenin Amel ve ibadeti artırmakla olduğunu, Çoluk çocuk malın  kabre kadar ancak geldiğini, kabirde amellerimiz ile muamele göreceğimizi öğrendik


    106 hadis-i şerifte Cennet-cehennem ile olan yakınlığımızın aynı derecede olduğunu, Burnumuzun dibindeki cenneti kaçırmamak Cehennemi kendimize uzaklaştırmak için mücadeleye devam etmemiz gerektiğini öğrendik.


    107 hadisi şerifle cenneti istemenin ağır bir istek olduğunu O yüzden de efendimizin başka diye sorduğunu, sonra da namazı çoğalt dediği sahabe Efendimizle bize de namazlarımızı, secdelerimizi  çoğaltmamız gerektiğini, nefisle mücahede gayretinde olmamız gerektiğini öğrendik. 


    108 hadis-i şerifle secde etmenin sevap kazandırıp günah sildirdiğini, derece yükselttiği, ibadetin sadece namaz olmadığını, nefisle mücahede de secdenin çoğaltılması önemini öğrendik.


    109 hadis-i şerifte uzun ömür taleb etmenin ve bu Uzun ömrü amellerle ibadetlerle mücahedemizi sürdürerek doldurmamız gerektiğini öğrendik. 

    Mümin olarak hedefimizin cennete girmekten çok Firdevs ve adn cenneti olması gerektiğini öğrendik.

    Uzun yaşam istememiz de ki amacın daha çok ibadet etmek,daha çok zikir, daha çok kulluk için istemek olduğunu ve esas olanın ölüp gitmek değil kalıp salih amel yapmak olduğunu öğrendik.


    110 hadisi şerifler Enes bin nadr ın Uhud Savaşı'ndaki şehadet isteği ve savaşın sonunda vücudunun param parça olarak şehit olduğunu, bizim de bir müslüman olarak bu Himmet ve bu gayret ve bu heyecanla olmamız gerektiğini, dine bir şey geldiği zaman artık hayatın ne anlamı kaldı ki diyerek Enes bin nadr gibi heyecanımızı korumamız gerektiğini, güzel ve meşhur şeyleri vaat etmenin caiz olduğunu, samimi şekilde Şehitlik isteyene  Şehadet'in ulaşacağını öğrendik.


    111 hadisi şerifle yapılan bir iyiliğin ne kadar az olursa olsun küçük görmemiz gerektiğini, herkesin gücünün yettiği sürece çalışması gerektiğini, bu konuda kendilerini kınayanlara aldırış etmemiz gerektiğini, az da olsa sadakayı asla ihmal etmememiz gerektiğini, Maksadın Allah rızası olduktan sonra az çok fark etmeyeceğini, Propagandalardan mücahedemizin etkilenmemesi gerektiğini öğrendik.


    112 Kutsi hadisle Allah'ın adil olduğunu, zulme etmeyeceğini Hidayet'in Allah'tan olduğunu, rızkın Allah'ın takdiri ile geldiğini, kulun kusursuz olmayacağını  Allah'ın İhsan deryası'nın sonsuz ve sınırsız olduğunu, Her birimizin amellerinin kaydedilmekte olduğunu, Nefise mücahedenin ileride amellerimizin karşımızda çıkarılacağı bilinci içinde yapılması gerektiğini öğrendik.




    12. BÖLÜM 

    ÖMRÜNÜN SONLARINDA HAYRI ARTIRMAYA TEŞVİK idi.


    60 yaşın her şeyi yerli yerine koymak için yeterli bir zaman ve imkan olduğunu ,efendimizin ümmetinin ortalama ömrünün 60 70 yaş arasında olduğunu söylediğini ve İhtiyarlık dönemlerinde kulluk gayretlerini hız vermek emeklilik hayalleri kurmamak, geçmişteki eksiklerin bir ölçüde olsa telafi edilmesi gerektiğini öğrendik


    114 hadis-i şerifle Hz Ömer'in ilim mescidi'ne İbn Abbas'ı yanında götürdüğü zaman Nasr suresinde ki artık efendimizin ecelinin kendisine bildirdiğini ve bunun için hamd ve tesbihi, İstiğfari artırması gerektiğini anladığını söylemesi ile Biz de Ömrümün sonuna doğru bunları artırmamız gerektiğini öğrendik.


    115 hadisi şerifler yine Nasr suresi hakkında efendimize Mekke'nin fethinin en büyük zafer olduğunu, bu muhteşem fethin Kur'an ile tescilli olduğunu, asıl gücün Allah olduğunu, Allah'ın yardımı ile fethin geldiğini, efendimizin çok çok istiğfar etmiş buna önem vermiş biri olduğunu, ömrünün sonlarına doğru daha da yoğunlaştırdığını ve nimete şükür gerektiğini öğrendik.



    116. Hadisi şerifle efendimizin vefat etmeden önce vahyin sıkılaşmasını ve bunun bize bir işaret olduğunu öğrendik. Burada Nurettin Hoca Mekke'nin fethinde ve Veda haccında 1,5 aylık dilimde İslam'ın Beşte biri şekillendi demişti.

    Hatta bazı sahabe efendilerimizin efendimize seyahat etsek mi diye demeleri üzerine benim ümmetimin seyahati cihattır dediğini öğrendik yani dinde devretmek-emeklilik yok, artarak amelleri devam ettirmemiz gerektiğini öğrendik.


    117 hadis-i şerifle her kulun öldüğü hal üzere dirileceğini, ölüme uygun pozisyonla yaşamamız gerektiğini, Mahşerde olmak istemediğimiz şekilde yaşamamız gerektiğini öğrendik.




    13. BÖLÜM 

     HAYIR YOLLARININ SAYISIZLIĞI idi


    Cennete girmek için Mümin olmak, sonra da imanın içini dolduracak salih ameller yapmak gerektiğini, bunun içinde:

    1.Buluğdan itibaren yapılması gerektiğini

    2 gitgide artırılması gerektiğini 

    3 yapamadıklarından dolayı burukluk hissetmemiz gerektiğini 

    4 Salih amelin ibadet ile sınırlı olmadığını ya da ibadetin sadece namaz oruç olmadığını öğrendik.


    118 hadisi şerifle efendimize hangi amelin daha üstün olduğu sorulunca ilk sırada iman Cihat ve en kıymetlilerinden köle azad etmek olduğunu, yapamazsan bir işi beceremeyene  yardım etmemesi gerektiğini , onları da yapamazsak kimseye zarar vermememiz gerektiğini öğrendik.

    Allah'a imandan insanlara kötülük yapmamaya kadar olan bütün yolları ve her türlü Amel ve iyiliğin temelinin Allah'a iman olduğunu yardımın insan canlı her şey olacağını öğrendik.


    119 hadisi şerifle Herbir eklemlerimiz ve kemiğimiz için bir sadaka vermemiz gerektiğini, Tabii buna güç yetiremeyeceğimiz için bu sadakaların Sübhanallah Elhamdülillah lâ ilâhe illallah Allahu ekber kelimeleri ile olacağını, iyiliği tavsiye etmenin kötülükten sakındırmanın bir sadaka olduğunu, kuşluk vakti kılınacak 2 rekat namazın bütün bunları karşıladığını toplu Sadaka vermiş gibi olduğumuzu, sadakanın sınırı olmadığını

    Ve tüm bunları içe sindirerek tekrar etmek gerektiğini öğrendik…





    Iman İslam yolunun alternatifi  yok ama yolda yapacak iş çok.. 

    Bunları öğrenmeye devam ediyoruz.


    120 hadis-i şerifle insanlara faydası olan işler yapmanın gerekliliğini, mescidlere saygı gösterilmesini, edebine uyulmasını ve geçtiğimiz yerlerde pislik bırakmayan insanlar olmamız gerektiğini öğrendik.


    121 hadisi şerifle Sübhanallah, Allahu Ekber, Elhamdülillah, la ilahe illallah, emri bil maruf, ailevi ilişkilerimiz bunların hepsinin birer Hayır ve iyilik olduğunu ve bunları yapmanın bize zenginlerin verdiği sadaka gibi sevap kazandırabileceği müjdesini öğrendik. 

    Bu hadis-i şerifle efendimizin kıyas yaptığını ve kıyasın caiz olduğunu da öğrendik.

    Müslümanın camiye gitmesi gibi kiliseden kaçması da bir ibadet olduğunu, evlilikte eşlerin Cihat yaptıklarını, çünkü ümmet yetiştirdiklerini , bu evliliğin Kudüs eteklerinde beklemek gibi olduğunu, eşlerin birbirlerinin kaleleri durumunda olduğunu öğrendik. 

    Mümin olarak Allah rızasını kazanmak gibi derdimiz varsa 24 saat bizim.

    Burada Nurettin Hoca şöyle bir şey söylemişti:

    " Müslümanım, yerimde duymayayım diyen yol kat eder." 


    122 hadis-i şerifle Yeter ki derdimizin Allah rızasını kazanmak olsun alternatifimizin çok olduğunu yoksa Kabe'nin dibinde bile olsak cehenneme gidileceğini bir kez daha gördük ve din kardeşine gülümsemenin küçümsenmesi gereken başlı başına bir iyilik ve sevap kaynağı olduğunu öğrendik. 


    123 hadis-i şerifte Sevabın da sevap ürettiği bir sistemin içinde olduğumuzu öğrendik, adaletle hükmetmek, yardım etmek, güzel söz, mescide giderken atılan adım, eziyet veren şeylerin kaldırılması... Bunların hepsinden Allah için yapılan işin asla küçük görünmeyecek yeni öğrendik. 

    Burada Nurettin Hoca şöyle bir şey söylemişti:

    " Allah bir işe sevap vaad ediyorsa karıncayı yuvasına götürmekle cephede Cihat arasında fark yok ama büyüklük küçüklük derecesini Allah bilir, o verir." 


    124 hadisi şerif tahmid, tehlili, tesbih, istiğfar ile sadaka sevabı kazanabileceğimizi, her Nimet'in bir külfeti ve bir Şükrü olduğunu ve diğer hadis-i şeriflerin benzerini okuduk


    125 hadis-i şerifle camiye cemaate devam etmenin önemini öğrendik. 


    126 hadis-i şerifle bayanlar sadaka konusunda daha duygusal- daha ince eledikleri için Onlara yönelik bir hadis-i şerifle :

    Aslında sizin küçük gördüğünüz ufacık bir şey bile sadakadır, küçük görüp vermemezlik etmeyin komşunuzu elimizde pişenle ikramlandırın'ı öğrendik. 

    Burada Nurettin Hoca şunu eklemilti:

    "iki damla gözyaşı Cehennem ateşini söndürür burada söndüren yaş değil akarken ki haldir." 


    127 hadis-i şerifle utanmanın bir iman eseri olduğunu, Mücahit'in cihadı gibi haya ehlinin de hayasından sevap kazandığını, hayanın sevap kaynağı olduğunu öğrendik. 

    Imanın şubelerinin her birinin başlı başına bir Hayır ve iyilik vesilesi olduğunu, hayanın Hayır ve hayır getirdiğini öğrendik. 

    Ayrıca İman şubeleri olarak 77 özelliğin 30'unun İnançla, 47 sinin dil ve beden ile yapılabilecek ibadetleri ve bunlara ilaveten de aile ve toplum hukuku ile alakalı konuları kapsadığını okuduk öğrendik. 


    128 hadis-i şerifte her ciğer sahibi canlı sayesinde sevap kazanabileceğimizi, bize sevap vesilesi olduğunu, niyetimiz doğrultusunda mutlaka faydasını göreceğimizi, onlara güzel davranmamız gerektiğini öğrendik. 


    129 hadis-i şerifle Yolları temiz tutmamız gerektiğini, zarar veren şeyleri kaldırmamız gerektiğini, samimiyetle yapılan küçük ve basit bir iyiliğin bile cenneti kazandıracağını öğrendik. 


    130 hadis-i şerifle cumaya gitmenin orada hutbeyi Ses çıkarmadan dinlemenin 2 Cuma + 3 gün = 10 gün günahları bağışladığını, Cuma günü yıkanmanın farz değil faziletli olduğunu, abdesti tastamam güzelce almamız gerektiğini, hutbe okunurken hiçbir şeyle meşgul olmamız konuşmamız Can kulağı ile dinlememiz gerektiğini, ibadeti şartlarına uygun biçimde yerine getirmemiz gerektiğini öğrendik. 


    Burada Nurettin Hoca "günahlardan kasıt küçük günahlardır dedi. Yoksa büyük günahları özel tövbe gerekir, İkincisi de kul hakkı dahil değildir. Çünkü kul hakkı helalleşme gerektirir Ayrıca bazı alimler de hutbe zamanında konuşmanın cumayı bile riske sokacağını söylemişlerdir" dedi. 


    131 hadis-i şerifte abdestin faziletini, bize Rabbimizin bir ikramı ve lütfu olduğunu, abdestin günah yıkama makinesi olduğunu öğrendik. 


    132 hadis-i şerifte büyük günahlardan kaçarak namazlarımızın günahlarımıza kefaret olduğunu, Allah'ın rahmetinin gazabını geçtiğini, abdestli gezmenin günahları biriktirmeceğini, küçük günahların bizim af bile dilemeden silineceği müjdesini öğrendik. 


    133. Hadis-i şerifte hatalarımızın bağışlanması ve derecelerimizin yükselmesi için:

    1. kaliteli abdest almanız gereğini, 

    2.camiye yürüyerek gitmemiz gereğini,

    3.diğer Namazı orada zikir üzere beklememiz gerektiğini bunlarla cephede nöbet bekleyenler gibi sevap kazanacağımızı müjdesini öğrendik.


    134 hadis-i şerifle iki serinlik namazı olan sabah ve ikindinin önemini ve meleklerin bu vakitlerde nöbet değiştirdiğini, en sevaplı namazlar olduğunu, bu namazlara dikkat edenin öteki namazlarda kaçırmayacağını öğrendik. 


    135 hadis-i şerifle biz devamla  Nafile ibadeti yaptıysak, yapamayacak hale geldiğimizde yapıyormuş gibi sevap kazanmaya devam edeceğimiz müjdesini öğrendik. 

    Tabi  Önemli olan kulun ciddiyeti. . 


    136 hadis-i şerifle sadakada iyi niyet arandığını, niyet sayesinde adetlerin ibadet niteliği kazandığını, dine uygun olan herşeyin sadaka olacağını öğrendik. 


    137 hadis-i şerifte Müslüman olarak diktiğimiz ağaçtan birinin yemesinden,,almasından Hatta ve hatta çalmasından bile bize sevap sadaka kaynağı olduğunu öğrendik. Ağaç dikmenin, ağaçlandırmanın önemini ısrarla teşvikini okuduk. 


    138 hadis-i şerifle mescide Gelip giderken artı sevap kazanma ihtimali varsa bundan sebeple evi yakına taşımamanın gerektiğini, sevapların bir bir artacağını, bir Sevabın basit görülmemesi gerektiğini öğrendik. 

    ama bizim camiden uzak ev almamız bizi cami ve cemaatten kopartacaksa şu anda uygulamamamız gerektiğinde Nurettin Hoca söylemişti. 


    139 hadis-i şerifte Bir önceki hadis-i şerifle bağlantılı olarak insanın yaptığı işlerden niyetine göre sevap alacağını ve sahabelerin sevap hesabını her şeyin önünde tuttuğunu okuduk. 


    MÜSLÜMAN OLARAK FIRSATLARLA ÇEVRİLİ BİR DÜNYADA YAŞADIĞIMIZI VE BU FIRSATLARI DEĞERLENDİRME KONUSUNDA ÇOK CİDDİ OLMAMIZ GEREKTİĞİNİ ÖĞRENDİK. 



    140 hadisi şerifle: sevabını Allah'tan bekleyerek inanarak yerine getirdiğimiz iyiliklerimizin Cennet kapısını açtığını öğrendik. Burada örnek olarak 40 hayırdan birinin sütlü bir keçiyi ödünç olarak vermekten bahsetmişti şimdiye çevirirsek: arabamızı ödünç vermek 40 işten bir tanesi olabilir. 



    141 hadis-i şerifle yaptığımız iyiliklerin asla küçümsenmeyeceğini, yarım hurmanın burada bir sembol olduğunu ama müminin yapabileceği o ise onu da yapması gerektiğini, teraziyi ağır bastıracağı öğrendik. 

    Çünkü Allah için Allah görsün diye yapılan şey Rabbimizin zengin olsaydı daha çok verecekti demesine sebep olur.

    bu hadis-i şerifle amellerimizi güzelleştirmeye çalışarak sorumluluklarımızı hafifletmeye bakmamız gerektiğini , Salih amellerimiz bize fayda vereceğini ve Allahu Tealanın arada perde ve tercüman olmaksızın ahirette kullarına hitap edeceğini öğrendik.


    142 hadisi şerifle müminin Allah rızası peşinde koşan kişi olduğunu, bunu bir bardak su içerken bile kazanacağını gördük, yemek yerken hamd etmenin başlı başına bir iyilik ve hayır olduğunu, Elhamdülillah demek suretiyle de Hamdi sünnetini yerine getirmiş olduğumuzu öğrendik.


    143 hadis-i şerifle her Müslümanın yapabileceği bir iyilik olduğunu, bunu sırasıyla sadaka, sadaka yoksa amelelik, amelelik yoksa darda kalmışa yardım, o da yoksa iyilik yapmayı tavsiye etmek, Bunu da yapamazsa kötülük yapmaktan uzak durup sevap kazanabileceğimizi öğrendik. Müslümanlığı sadece gözünüze takılan ibadetlerden ibaret olmadığını, İslam'ın bütün hayatımızı fırsatları ile kuşattığını, bunu göremeyenlerin deryada bulunduğu halde kuraklık içerisinde kalan kişi gibi acınacak halde olduğunu öğrendik. 




    14. BÖLÜM 

    ALLAH'IN EMİRLERİNE UYMADA ÖLÇÜLÜ OLMAK idi.


    Taha suresinin bir ve ikinci ayetinde Kur'an'ın güçlük için indirilmediğini, Bakara suresinin 185. Ayetinde Allah'ın bizim için kolaylık istediğini, güçlük istemediğini okuduk.


    144 hadis-i şerifte Hz Ayşe'nin yanına gelen hanımı Efendimiz sorunca Hz Ayşe'nin onu çok namaz kılmasından bahsetmesi üzerine Efendimizin bütün bunları sayıp dökmeye bırak gücünüzün yettiği kadar ibadet etmenin Size yeter, siz bıkıp usanmadıkça Allah da bıkıp usanmaz dediğini okuduk.

    Diğer hadis-i şeriflerde namaz tavsiyesi var peki Bu hadiste fark neydi? 

    1. farz namazların azı çoğu Yok onlar aynı olmalı.

    2 nafilelere gelince farz düzeyindeki diğer görevleri nafile namaz ihmal ediyor olmamalı. 

    Efendimizin buradaki uyarısı budur. 

    Ayrıca sevabı çok olan ibadetler az da olsa devamlı yapılanlardır.


    145 hadis-i şerifte efendimizin uyardığı üç sahabe ile  Allah'ın emirlerini yerine getirmekte ve ibadette ölçülü davranmamız gerektiğini, sahabenin daima faziletli ameller peşinde koştuğunu, dinimizin evlenmeyi teşvik ettiğini, dinimizin sürekli oruçlu olmayı doğru bulmadığını, Aynı şekilde geceyi uykusuz geçirmeyi hoş karşılanmadığını, bunların takvadan sayılmadığını ve takva konusunda Hz Peygamber ile yarışmak söz konusu olmadığını öğrendik.


    146 hadisi şerifle söz ve davranışlarında ileri gidip haddi aşanların helak olduklarını öğrendik. Sadece yaptıklarımız da değil konuştuğumuzda da aşırıya kaçmamız gerektiğini, bunun yasaklandığını, İslam'ın orta yolu takip etmeyi ve ölçülü olmayı tavsiye ettiğini öğrendik.


    147 hadisi şerifle dinde zorluk değil kolaylık olduğunu, korkutucu olmaktan çok müjdeleyici olmak gerektiğini, Nafile ibadetler için rahat zamanlar ve istekli olunan zamanların tercih edilmesi gerektiğini, ibadet hayatının az da olsa devamlı olması gerektiğini öğrendik.


    148 hadis-i şerifle Zeynep Binti Cahş ın bir ip yardımıyla namazlarına devam ettiğini ve efendimizin onu hemen çözünüz diye uyardığını, yorgunluk ve gevşeklik hissettiği zaman kişi yatıp uyusun diye nafileleri kılmada ölçülü olmak gerektiğini öğrendik. 

    Burada  Nurettin Hoca 'hızlı kalkanın kırarak kalkması, erken oturması söz konusu olur' demişti.


    149 hadisi şerifimizle namaz kılarken uyku hali bastırırsa bu hal gidinceye kadar yatıp uykumamız gerektiğini, uyku halinde bilmeden okuyup yanlış şeyler söyleyebileceğimizi öğrendik. Ama burada da gene farz namaz değil nafile namazda olduğunu ve farz namaz için uykularımızı dikkat etmemiz gerektiğini de altını çizdik.


    150 hadisi şerifle efendimizin cemaatle namaz kılarken namazı kısa tuttuğunu, cemaate İmam olanların namazı kısa tutması gerektiğini, tek başına namaz kılanın dilediği kadar uzatabileceğini, cuma ve bayram namazları hutbelerinin insanları bıktıracak şekilde uzun olmaması gerektiğini, bunların hepsinin dinde itidal ve ölçüyü kaçırmamak adına olduğunu öğrendik.


    Evet 151 hadisi şerifle Ebû derdanın ibadete çok düşerek hanımını ve evin ihmal ettiğini Hz Selmanın onu uyardığını okuduk.

    Nureddin hoca burda şöyle demişti :

    İslam'da mala tapınmak da yasak malı etmek ve yasak. 

    Ayrıca hadis-i şerifle

    Allah yolunda Allah rızası için birbiriyle kardeş olmanın caiz olduğunu, İhtiyaç halinde kadının kocasının izin verdiği yabancı bir erkekle konuşmasını caiz olduğunu, Müslümana nasihat bilmeyene öğretmek gerektiğini, habersiz olanı uyarmanın din kardeşliği görevi olduğunu, Teheccüd namazına gecenin sonlarında kılmanın daha faziletli olduğunu, kadının kocası için süslenmesinin caiz olduğunu, erkeğin hanımının geçimini en iyi şekilde temin etmek zorunda olduğunu, gücünün yetmeyeceği derecede ibadet ve taati yüklemenin hoş karşılanmadığını öğrendik.


    152 hadisi şerifle Abdullah Bin Amr ın efendimize gelip yaşadığım sürece gündüzleri oruç tutup geceleri ibadet edeceğim dediğinde efendimizin uyarısını ve azaltmasını dediğini okuduk.

    Bu hadisi şerif ile Peygamberimizin Tavsiyelerine uyarak Dünya ve ahiret saadetini kazandığımızı, ibadette itidal yolunu tercih edip ifrat ve tefritten kaçınmamız gerektiğini, bedenimizi bitkin düşürecek bıkkınlık getirecek Nafile ibadetin hoş görülmediğini, gecenin tamamını uykuyla geçirmenin tavsiye edilmediğini, yapılan iyiliklerin Allah katında 10 kat ecir ve sevap verildiğini öğrendik. 


    153 hadis-i şerifte Hz Ebubekir ile karşılaşan Hanzala nın 'Hanzala münafık oldu' deyişini, Hz Ebu Bekir'in şaşırıp sorunca, Hanzala'nın 'Bizler Resulullah'ın yanında Cennet ve cehennemden bahsediyor, sanki gözlerimize görüyormuş gibi oluyoruz, onun huzurundan ayrılıp çoluk çocuğumuzun yanına ve işlerimizin başına dönünce çok şey unutuyoruz' dediğini, Hz Ebu Bekir'in ona hak verip Resulullah'ın yanına gittiklerini ve efendimizin onlara "benim yanımdaki hal üzere devam edip zikir üzere olabilseydiniz melekler sizinle tokalaşırdı, bir saatinizi ibadete Bir saatiniz de dünyaya ayırınız" sözünü 3 defa tekrarlamasını okuduk. 

    Buhadisi şerifler islam'ın insanın yaratılışına en uygun din olduğunu, dünya ve ahiret dengesi temel prensiplerinden olduğunu, insanın melekler alemi ile şeytanlar aleminin ortasında olduğunu, hangisine yönelirse ona yakın olduğunu, kişinin her an Allah'ın gözetiminde olduğunu düşünmesi gerektiğini, ibadet ederken ve uğraşırken bunu hissetmesi gerektiğini, dengeli olarak değişmez bir hal üzere bulunmak meleklerin özelliği olduğunu, insanın her zaman aynı hal üzere olamayacağını öğrendik


    154 hadisi şerifle efendimizin güneşte duran oturmayı ve gölgelenmeyi konuşmayı sürekli oruç tutmayı kendini adayan bir kişiye Ona söyleyin konuşsun gölgelensin otursun ve orucunu tamamlasın dediğini okuduk. 



    15. BÖLÜM 

     İBADETLERİ VE HAYIRLI İŞLERİ SÜREKLİ YAPMAK idi. 

    155 hadisi şerifle Bir kimsenin geceleri okuduğu zikir ve duasını okumadan veya tamamlamadan uyuduğunda onu Sabah İle öğle namazı arasında okuduğunda gece sanki okumuş gibi sevap kazandığını, adet edinilen Nafile ibadetleri sürekli hale getirmek gerektiğini, herhangi bir özür sebebiyle zamanında yapılmayan ibadet ve tatilleri kaza etme de acele davranmanın tavsiye edildiğini öğrendik


    156 hadisi şerifle efendimizin Abdullah ibni Amr a tavsiyesi olan Abdullah falan kimse gibi olma Çünkü o gece ibadetine devam ederken sonra geceleri ibadet etmeyi terketti hadisini okuduk. 

    Adet edinilen hayırlı işleri terk etmemek ve devamlı sürekli yaparak kararlı olmak gerektiğini, kınanın bir kimsenin ismini anmamanın daha doğru olduğunu öğrendik.


    157 hadisi şerifle Hz Ayşe'den rivayetle efendimizin ağrı sancı ve benzer bir sebeple gece namazı gecikirse bir sonraki günü gündüz 12 rekat namaz kıldığını öğrendik. nafile ibadetlerin sonra kaza edilebileceğini, sünnetleri sürekli yapmanın faziletini öğrendik.



    16, BÖLÜM 

    SÜNNETİ KORUMAK idi.


    Sünnete sarılmak Rasulullah gibi olmak demektir. 

    Kur'an ve sünnete sarılmamız lazımdır. 

    Kur'an'ı bırakan da dengeyi kaybeder, 

    sünneti bırakan, terk eden de... 

    Efendimize ve sahabe efendilerimizin sözlerine sahip çıkmalıyız, korumalıyız. 

    Haşr suresi 7 ayet ile Peygamberimiz size ne verdiyse onu alın Neyi yasaklarsa ondan sakının. 

    Necm Suresi 3 ve 4 ayet ile Rasulullah nefsinin Arzu ve istekleri doğrultusunda konuşmaz onun söyledikleri kendisine vahyedilenlerden başka bir şey değildir i, 

    Ali İmran Suresi 31 ayet ile ulemanın çoğu buna imtihan ayeti demiştir de ki eğer Allah'ı seviyorsanız bana Uyunuz Allah da sizi sevsin ve günahlarınızı bağışlasını okuduk. burada Nurettin hoca Allah'ı seviyorsanız bana uyun deniyor. Uyumanın sevmekten öte bir iş olduğunu vurgulamıştı. Çünkü belki kafirler arasında bile onu sevenler çıkacaktır. Mesela Ebu Talip belki sahabeden bile çok seviyordu ama itaat etmemişti duymamıştı.


    Ahzap Suresi 21 ayette sizin için Allah'ı ve ahiret gününü umanlar ve Allah'ı çokça ananlar için Allah'ın peygamberinde en mükemmel örnek vardır.

    Nisa suresi 65 ayette seni hakem yapıp sonra da senin verdiğin hükme karşı içlerinde burukluk duymadan tam anlamıyla teslim olmadıkça iman etmiş olmazsınız. 

    Burada Öncelikle hitap o zaman yaşayanlaraydı ama şimdi bize.. 

    Şimdi nasıl yapacağız? 

    biz sıkıntımız da şeriatı sünnete döneceğiz. 

    âlimlere gideceğiz ve aldığımız cevaba peki diyeceğiz. 

    Hani bir atasözü var ya 'şeriatın kestiği parmak acımaz' işte öyle verilen hükme razı olacağız.

    Daha sonra Nisa Suresi 59 ayet olan eğer herhangi bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz Allah'a ve ahiret gününe Gerçekten inanıyorsanız onu Allah'a ve Resul'üne götürün yani rasulullah'a sormanın gitmenin bir iman konusu olduğunu, bunu yapmayanın Allah'a iman Ahirete iman zaafiyeti yaşadığını öğrendik.

    Nisa Suresi 80 ayet ile kim resule itaat ederse Allah'a itaat etmiş olur. 

    Şura Suresi 52-53 ayet ile Şüphesiz ki sen doğru yola Allah'ın Yoluna götürüyorsun. 

    Nur suresi 63 ayet Allah Resulü'nün emrine aykırı davrananlar kendilerine bir belanın çarpmasından yahut Acı Bir azabın uğramasından sakınsınlar. 

    Nurettin Hoca düşünenlere bu ayet başlı başına yeter demişti.


    Ahzap Suresi 34 ayette evlerinizde okunan Allah'ın ayetlerini ve hikmeti hatırlayın daha sonra Ey peygamber kadınları Siz herhangi bir kadın değilsiniz deyip Ahzap 32 33 okumuştuk bu ayette ki hikmetten maksatın peygamberin sünnetleri olduğunu, peygamberin evinde ayet ve hikmet konuşulduğunu, sıradan bir ev olmadığını öğrendik.


    158 hadisi şerifle Efendimizden Hac konusunda soru gelince size yasaklamadım bir şey konusunda beni kendi halime bırakın, sizden önceki ümmetler gibi çok sual sormayın, peygamberle münakaşaya dalmaları onları helak etmişti, demesini okuduk 

    Buradan öğrendik ki Müslümanın takat planlaması olacak. 

    Soru kısmına gelince:

    1.soru öğrenmek için sorulacak ki bu tavsiye edilendir.

    2.sormuş olmak için sorulmayacak ki bu yasaklanandır. 


    159 hadisi şerifle efendimizin duygusal bir konuşma tarzı ile sahabelere yaptığı hadisi Şerifi öğrendik. çok tesir öğüt demiş ulema buna. 

    Müslümanın bulunduğu toplumun anarşik kesiminde parmağı olmadığını, lidein şartsız kayıtsız itaat edilen Lider değil, Kur'an'daki işleri buyuruyorsa kesinlikle itaat edilen, Şeriati aykırı Emirler veriyorsa Hayır deyip itaat edilmeyen, devletin yasa çıkardığı bir şey şeriatde ne var ne yok durumunda olunca buna da itaat edilmesi gerektiğini öğrendik. 

    şeriata aykırı emirlerde yetkili isek uyanmamız gerektiğini, halktan biri ise ben yokum Yarabbi Allah'a sığınmak gerektiğini öğrendik. Bu dünyanın gerçeğinin imtihan yeri huzursuzluk çöplüğü olduğunu,mazeret olmadığını hazırlık yapmamız gerektiğini, hulefa-i raşidin uygulamalarının da önemle dikkat edilmesi gerektiğini, bir tartışma varsa alimlere götürülmesi gerektiğini, böylelikle Kur'an'a ve sünnete uyulmuş olduğunu öğrendik.


    160 hadisi şerifle istemeyenler dışında ümmetimin tamamı cennete girer hadisini okuduk. Kim istemez sorusunu Efendimiz "Bana itaat edenler cennete girer bana karşı gelenler cennete istememiş demektir" dedi.Burada Peygamberimizin sünnetine karşı gelmek:

    1.Ne alakası var deyip reddetmekle olur, burada iman tehlikeye girer. 

    2.arkadaş toplum ve çevreden utanarak yapılmayan sünnetlerle olur, burada da yol yanlıştır ama iman tehlikeye girmez.

    3. sünnetleri yapmakta zorlanmıştır,unutmuştur.

    Burada ise sıkıntı yoktur.

    Ayrıca  hadisi şeriften Peygamberimizin yolundan gitmeyi Söz ile değil tavırla ortaya koymamız gerektiğini, evimizden giyinmemize kadar müslüman olduğumuzun anlaşılması gerektiğini öğrendik.


    161 hadisi şerifle efendimizin sağ elinle ye diye uyardığı halde kibrinden ve küçümsemesinden dolayı yapamıyorum diyene yapamaz ol deyişini öğrendik. 

    sağ elle güzel işler yapıldığını, sol elle ise temizlik yapıldığını öğrendik. 

    Efendimizin burada hemen beddua etmediğini, karşıdaki kişinin ısrar küçümseme ve kibirle cevap vermesi üzerine öyle olsun dediğini, eğiticinin yanlışa sessiz kalamaz kuralını, efendimize yalan söylediği ve hata yapıp hatasını zift ile kapattığı için böyle cevap aldığını öğrendik.


    162 hadisi şerifle namaz kılarken safları düzeltmezsek toplum olarak başımıza nefret, anlaşmazlık ve kalbimize buğuz geleceğini öğrendik. 

    toplumda kargaşa olmasın diye namazdaki saftan başlamamız gerektiğini öğrendik.

    Burada Nurettin Hoca Ümmet camide saf olmayı beceremezse toplum olmayı da beceremez. 

    namazın ağırlığını bilmeyene Allah bunu fark ettirmez. 

    cami ile düzgün ol ki ümmette düzgün olasın demişti.


    163 hadis-i şerifle uyuyacağımız zaman ateşi söndürmez gerektiğini öğrendik. uyumadan önce ateşi söndürmenin, felaketlere karşı tedbirli olmanın, Peygamberimize uymanın başımıza gelecek zarar ve felaketlerden bizi koruduğunu öğrendik.


    164 hadisi şerifle efendimizin kendini bir yağmura benzediğini, insanların Bu Yağmur karşısında üçe ayrıldığını, bir tanesinin canım peygamberim deyip öğrendiğini, öğrendiğini de yaptığını, 

    ikincisinin canım peygamberim dediğini öğrendiğini ama uygulanmadığını, 

    üçüncüsünün de beton gibi yağmur mu yağdı kar mı yağdı hiçbir fark olmadı benzetmesini okuduk..


      Bu hadis-i şerifle okuduğumuz ve bitirdiğimiz riyazussalihinin ilk cildi üzerinden bir iç muhasebe yapmamız, düşünmemiz gerekiyor. 

    şimdi oturup bir kendinize bakalım! 

    bize okuduğumuz riyazussalihin ile sağanak yağmur geldi. Şimdi biz bu okuduklarımız da hangi toprak cinsine benzedik? 

    öğrendik uyguladık mı? 

    öğrendik uygulamadık mı? 

    yoksa yağmur yağdı aktı gitti mi? 


    165. Hadis-i şerifle efendimiz bizi ateşe düşmek için çırpınan cırcır böcekleri ve Kelebekleri gibi olduğumuzu ve kendinin bunu engellemek için uğraşan adam gibi olduğunu söyledi. 

    sünnete uymamanın, ciddiye almamanın efendimizin bizi kurtarması ile ilgilenmemek olduğunu öğrendik.


    Nurettin Hoca burada Geçen senelerimizde kaybettiklerimizin acısını hissetmeliyiz, gelecek içinde sünnet projelerimiz olmalı mesela 5 yıl içinde 30 sünnet gibi hedefler planlar kurmalıyız demişti.


    166 hadis-i şerifle  efendimiz yere düşen lokmamızı üzerine yapışanları temizleyip yememiz gerektiğini, Parmaklarımızı yalamamadıkça mendille silmememiz gerektiğini, bereketin yemeğin neresinde olduğunu bilemediğimiz de söyleyerek israf Eğitimi ve kibir eğitimini bizlere öğretti. 


    167 hadis-i şerifle kıyamet gününde insanların yalın ayak çıplak ve sünnetsiz olarak Allah'ın huzuruna toplanacağını, ilk giydirilen in Hz İbrahim olduğunu, efendimizin Bunlar Benim asabım dediği bir grubun Hayır bunlar senden sonra bir haltlar ortaya çıkarıp kötülükler yaptı denilecek ve gerçekten Onlar sen kendilerinden ayrıldığından beri topukları üzerine geri dönüp dindarlıktan dinsizliğe yönelmeye devam ettiler hadis-i şerifini okuduk. 

    Burada Hz İbrahim'in ateşe atılırken çıplak olduğu için ilk giydirilen insan olacağını öğrendik, sünnetle amel edip ona sımsıkı sarılmadıkça bir kimsenin sadece peygamberin ümmetinden olduğunu söylemesinin ve ümmetin içinde yaşamasının Kurtuluş sağlamayacağını öğrendik. 


    168 hadisi şerifle Ebu Said Abdullah ibni muhagaffel in Sapan taşı atmak konusunda duyduğu hadisi Şerifi söyleyince karşısındakinin tepkisizliği üzerine ben sana Peygamberimiz yasakladı diyorum sen aynı şeyi yapıyorsun bir daha yaparsan seninle asla konuşmayacağım diye ortaya koyduğu tavrı okuduk.

    Müslümanın Rasulullah dedi ki duyunca başka bir şey yapmaması gerektiğini, sapan bazı alimlerce haram, Bazıları için kerih görüldüğünü, 

    Müslümanın yanlış gördüğünde susmaması gerektiğini, susarsa mesul olduğunu, Müslümanın bananeci olmaması gerektiğini, kendi yakının bile olsa dinin ve peygamberinin onlardan önce gelmesi gerektiğini öğrendik. 

    Müslüman olarak 0 tepkili Müslüman olmamız gerektiğini öğrendik. 

    Burada sadece sapan değil günümüze çevirirsek havai fişek mantar tabancası her yanlışa karşı geçerli olduğunu bu hadisi şerifin öğrendik.


    169 hadisi şerifle Hz Ömer'in hacer-ül Esved taşını öpmenin aklına yatmadığını ama nakli ve vahyi aklının önüne geçirerek şayet rasulullah'ın seni öptüğünü görmeseydim ben de öpmezdim dediğini okuduk. 

    Müslümanın Allah peygamber ve şeriat dışında kutsalı olmadığını anlatan hadisi şerifini okuduk. 

    Müslüman olarak Resulullah'a uymamız gerektiğini, efendimizin neyi neden yaptı neden yapmadı soruşturma içine düşmememiz gerektiğini, Hz Ömer'in o sırla ilgilenmediğini, bunun Müslümanlığın özü ve ruhu olduğunu, Hikmet'in ne olduğu peşine koşmamamız gerektiğini, 

    neden sorusuna cevap gerekirse Efendimiz böyle yaptı dememiz gerektiğini öğrendik. 




    17. BÖLÜM 

    ALLAH'IN HÜKMÜNE BOYUN EĞMEK idi


    Müslümanın mızmızlık etmeden tamam işittim deyip itaat eden kişi olması gerektiğini ayetlerle okuduk. 

    170 hadis-i Şerif'te Bakara suresinin 284 ayeti gelince İçimizden geçirdiklerimizle hesaba çekileceğimizi duyan ashabın buna nasıl güç ettireceğiz demesi üzerine efendimizin ehli kitap gibi işitlik isyan ettik mi diyorsunuz, Siz artık şöyle deyin Ey Rabb'imiz bizi mağfiret eyle bizi bağışla Nihayet dönüş sadece Sanadır deyin tavsiyesini ve bunu yapmaları üzerine Amenerrasulü diye bildiğimiz Bakara 285 ve 286'nın indiğini okuduk. 

    Bunu yatmadan önce okumanın rahmet olarak bize yettiğini Efendimizden de öğrendik.

    Bu hadis-i şerifle Müslümanın içini dışını geciktirmeden Allah'a teslim etsen kişi olduğunu, asabi ikramın 40 kulaklıkla dinliyor gibi Efendimizi ve kur'an-ı Kerim'i dinlediklerini, anında peki ya rabbi deyip yerine getirdiklerini, hemen praktiğe döktüklerini, kulun elinden geldiği kadar yaparsa Allah'ın da Rahmetini hemen indireceğini, kul geciktirirse Allah'ın da Rahmetini geciktirdiğini, içlerinden geçenin hesabını veremeyeceklerini ama içimizde kökleştirdiğimiz şeylerin hesap konusu olduğunu öğrendik. Mesela içinden melek ve kader konusunda sıkıntı olan kişi tövbe etmeden ölürse azabı hak etmiştir. 

    Daha  sonra hadis-i şerifle Efendimiz ashabının, ümmetinin ehli kitaba benzemesi korkusu taşıdığını öğrendik. 

    Bu yüzden asla giyiminden kuşamına ehli kitaba benzeme! 

    Ayrıca bu hadisi şerifle Arapça bildikleri halde Kur'an'dan bir ayeti ashabın anlayıp sorduğunu ve efendimizin açıkladığını öğrendik. 

    Yani üç beş kelime ile kendinizi bir şey sanmamamız gerektiğini, Arapça +diğer ayetler + hadisler + müçtehitlerin görüşleri +icma ile ayetleri tefsir edecek kıvama gelmemiz gerektiğini öğrendik. 

    Peygamber bile olsa Allah'ın Kimseye kaldıramayacağı yükü yüklemediğini, 

    Allah'ın kimseye sınırının üstünde yüklenmediğini( burada sınır kaldıramayacağı yük derken keyifleriniz ve zevklerimiz ölçüsünde değil bünyelerimizin ölçüsünde yüklenmediğini) öğrendik. 

    Son olarak Kur'an ve hadis bir arada olunca ve önemli kalbi rahat ediyor bunu öğrendik. 


    Rabbim okuduklarını hayatına geçiren amel eden, sünnetlerle dünya ve ahireti aydınlanan, kurtulan, kurtulduğu için de kurtarmak için çırpınanlardan eylesin, amin... 
  • Kur'an insanin her yönüyle dosdoğru olmasını ister,dosdoğru olmayi emreder ve "Emrolduğun gibi dosdoğru ol!"
    (Hüd Suresi 112 Ayet) buyurarak,doğruluğun insanda bulunması gereken en önemli özellik olduğunu vurgular.
  • Bakara Suresi, 51. ayet: Hani Musa ile kırk gece için sözleşmiştik. Ama sonra siz, onun arkasından buzağıyı (tanrı) edinmiş ve (böylece) zalimler olmuştunuz.

    Bakara Suresi, 52. ayet: Bundan sonra, (artık) şükredesiniz diye sizi bağışladık.

    Bakara Suresi, 53. ayet: Ve hidayete eresiniz diye Musa'ya kitabı ve Furkan'ı verdik.

    Bakara Suresi, 54. ayet: Hani Musa, kavmine: "Ey kavmim, gerçekten siz, buzağıyı (tanrı) edinmekle kendinize zulmettiniz. Hemen, kusursuzca Yaratan(gerçek İlah)ınıza tevbe edip nefislerinizi öldürün: bu, Yaratıcınız Katında sizin için daha hayırlıdır" demişti. Bunun üzerine (Allah) tevbelerinizi kabul etti. Şüphesiz O tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

    Bakara Suresi, 55. ayet: Ve demiştiniz ki: "Ey Musa, biz Allah'ı apaçık görünceye kadar sana inanmayız." Bunun üzerine yıldırım sizi (kendinizden) almıştı. Ve siz bakıp duruyordunuz.

    Bakara Suresi, 56. ayet: Sonra şükredesiniz diye, sizi ölümünüzden sonra dirilttik.

    Bakara Suresi, 57. ayet: Bulutları üzerinize gölge kıldık ve size kudret helvası ve bıldırcın indirdik. Size rızık olarak verdiklerimizin temizinden yiyin (dedik). Onlar Bize zulmetmediler, ancak kendi nefislerine zulmettiler.

    Bakara Suresi, 58. ayet: Ve hatırlayın, demiştik ki: "Şu şehre girin ve orada istediğiniz yerde bol bol yiyin, yalnızca secde ederek kapısından girerken 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin; (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım; iyilik yapanların (ecirlerini) arttıracağız."

    Bakara Suresi, 59. ayet: Ama zulmedenler, kendilerine söylenen sözü bir başkasıyla değiştirdiler. Biz de o zalimlerin yaptıkları bozgunculuğa karşılık, üzerlerine gökten iğrenç bir azap indirdik.

    Bakara Suresi, 60. ayet: (Yine) Hatırlayın; Musa kavmi için su aramıştı, o zaman Biz ona: "Asanı taşa vur" demiştik de ondan on iki pınar fışkırmıştı, böylece herkes içeceği yeri bilmişti. Allah'ın verdiği rızıktan yiyin, için ve yeryüzünde bozgunculuk (fesad) yaparak karışıklık çıkarmayın.

    Bakara Suresi, 61. ayet: Siz (ise şöyle) demiştiniz: "Ey Musa, biz bir çeşit yemeğe katlanmayacağız, Rabbine yalvar da, bize yerin bitirdiklerinden bakla, acur, sarmısak, mercimek ve soğan çıkarsın." (O zaman Musa:) "Hayırlı olanı, şu değersiz şeyle mi değiştirmek istiyorsunuz? (Öyleyse) Mısır'a inin, çünkü (orada) kendiniz için istediğiniz vardır" demişti. Onların üzerine horluk ve yoksulluk (damgası) vuruldu ve Allah'tan bir gazaba uğradılar. Bu, kuşkusuz, Allah'ın ayetlerini tanımazlıkları ve peygamberleri haksız yere öldürmelerindendi. (Yine) bu, isyan etmelerinden ve sınırı çiğnemelerindendi.

    Bakara Suresi, 63. ayet: Sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve demiştik ki:) "Size verdiğimize sımsıkı yapışın ve onda olanı (hükümleri sürekli) hatırlayın, ki sakınasınız."

    Bakara Suresi, 64. ayet: Siz ise, bundan sonra da yüz çevirdiniz. Eğer Allah'ın üzerinizdeki fazlı (lütuf ve ihsanı) ve rahmeti olmasaydı, siz gerçekten hüsrana uğrayanlardan olurdunuz.

    Bakara Suresi, 67. ayet: Hani Musa kavmine: "Allah, muhakkak sizin bir sığır kesmenizi emrediyor" demişti. "Bizi alaya mı alıyorsun?" dediler. (Musa) "Cahillerden olmaktan Allah'a sığınırım" dedi.

    Bakara Suresi, 68. ayet: "Rabbine adımıza yalvar da, bize niteliklerini açıklasın" dediler. (Musa, Rabbine yalvardıktan sonra) "Şüphesiz Allah diyor ki: O ne pek geçkin, ne de pek genç, ikisi arası dinç(likte bir sığır olmalı)dır. Artık emrolunduğunuz şeyi yerine getirin" dedi.

    Bakara Suresi, 69. ayet: (Bu sefer) dediler ki: "Rabbine adımıza yalvar da, bize rengini bildirsin." O: "(Rabbim) diyor ki: O, bakanların içini ferahlatan sarı bir inektir" dedi.

    Bakara Suresi, 70. ayet: (Onlar yine:) "Rabbine adımıza yalvar da, bize onun niteliklerini açıklasın. Çünkü bize göre sığırlar birbirine benzer. İnşaAllah (Allah dilerse) biz doğruyu buluruz" dediler.

    Bakara Suresi, 71. ayet: (Bunun üzerine Musa, "Rabbim) diyor ki: O, yeri sürmek ve ekini sulamak için boyunduruğa alınmayan, salma ve alacası olmayan bir inektir" dedi. (O zaman): "Şimdi gerçeği getirdin" dediler. Böylece ineği kestiler; ama neredeyse (bunu) yapmayacaklardı.

    Bakara Suresi, 87. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik ve ardından peş peşe elçiler gönderdik. Meryem oğlu İsa'ya da apaçık belgeler verdik ve onu Ruhu'l-Kudüs'le teyid ettik. Demek, size ne zaman bir elçi nefsinizin hoşlanmayacağı bir şeyle gelse, büyüklük taslayarak bir kısmınız onu yalanlayacak, bir kısmınız da onu öldürecek misiniz?

    Bakara Suresi, 88. ayet: Dediler ki: "Bizim kalplerimiz örtülüdür." Hayır; Allah, inkarlarından dolayı onları lanetlemiştir. Bundan dolayı pek azı iman eder.

    Bakara Suresi, 92. ayet: Andolsun, Musa size apaçık belgelerle geldi. Sonra siz onun arkasından buzağıyı (tanrı) edindiniz. İşte siz (böyle) zalimlersiniz.

    Bakara Suresi, 93. ayet: Hani sizden misak almış ve Tur'u üstünüze yükseltmiştik (ve): "Size verdiğimize (kitaba) sımsıkı sarılın ve dinleyin" (demiştik). Demişlerdi ki: "Dinledik ve baş kaldırdık." İnkarları yüzünden buzağı (tutkusu) kalplerine sindirilmişti. De ki: "İnanıyorsanız, inancınız size ne kötü şey emrediyor?"

    Bakara Suresi, 108. ayet: Yoksa daha önce Musa'nın sorguya çekildiği gibi, siz de Resulünüzü sorguya mı çekmek istiyorsunuz? Kim imanı inkar ile değişirse, artık o, dümdüz yoldan sapmış olur.

    Bakara Suresi, 136. ayet: Deyin ki: "Biz Allah'a; bize indirilene, İbrahim, İsmail, İshak, Yakub ve torunlarına indirilene, Musa ve İsa'ya verilen ile peygamberlere Rabbinden verilene iman ettik. Onlardan hiçbirini diğerinden ayırt etmeyiz ve biz O'na teslim olmuşlarız."

    Bakara Suresi, 246. ayet: Musa'dan sonra İsrailoğulları'nın önde gelenlerini görmedin mi? Hani, peygamberlerinden birine: "Bize bir melik gönder de Allah yolunda savaşalım" demişlerdi, O: "Ya üzerinize savaş yazıldığı halde savaşmayacak olursanız?" demişti. "Bize ne oluyor ki Allah yolunda savaşmayalım? Ki biz yurdumuzdan çıkarıldık ve çocuklarımızdan (uzaklaştırıldık.)" demişlerdi. Ama onlara savaş yazıldığı (öngörüldüğü) zaman, az bir kısmı hariç yüz çevirdiler. Allah zalimleri bilir.

    Nisa Suresi, 153. ayet: Kitap Ehli, senden kendilerine gökten bir kitap indirmeni istiyor. Musa'dan bundan daha büyüğünü istemişlerdi. Demişlerdi ki: "Bize Allah'ı açıkça göster." Böylece zulümlerinden dolayı onlara yıldırım çarpmıştı. Ardından kendilerine apaçık belgeler geldikten sonra, buzağıyı (ilah) edinmişlerdi. Yine bundan dolayı onları affettik ve Musa'ya apaçık olan ispatlayıcı bir delil verdik.

    Nisa Suresi, 164. ayet: Ve gerçekten sana daha önceden hikayelerini anlattığımız elçilere, anlatmadığımız elçilere (vahyettik). Allah, Musa ile de konuştu.

    Maide Suresi, 20. ayet: Hani, Musa kavmine (şöyle) demişti: "Ey kavmim, Allah'ın üzerinizdeki nimetini anın; içinizden peygamberler çıkardı, sizden yöneticiler kıldı ve alemlerden hiç kimseye vermediğini size verdi."

    Maide Suresi, 21. ayet: "Ey kavmim, Allah'ın sizin için yazdığı (girmenizi emrettiği) kutsal yere girin ve gerisin geri arkanıza dönmeyin; yoksa kayba uğrayanlar olarak çevrilirsiniz."

    Maide Suresi, 22. ayet: Dediler ki: "Ey Musa, orda zorba bir kavim vardır, onlar çıkmadıkları sürece biz oraya kesinlikle girmeyiz. Şayet oradan çıkarlarsa, biz de muhakkak gireriz."

    Maide Suresi, 23. ayet: Korkanlar arasında olup da Allah'ın kendilerine nimet verdiği iki kişi: "Onların üzerine kapıdan girin. Girerseniz, şüphesiz sizler galibsiniz. Eğer mü'minlerdenseniz, yalnızca Allah'a tevekkül edin." dedi.

    Maide Suresi, 24. ayet: Dediler ki: "Ey Musa biz, onlar durduğu sürece hiçbir zaman oraya girmeyeceğiz. Sen ve Rabbin git, ikiniz savaşın. Biz burada duracağız."

    Maide Suresi, 25. ayet: (Musa:) "Rabbim, gerçekten kendimden ve kardeşimden başkasına malik olamıyorum. Öyleyse bizimle fasıklar topluluğunun arasını Sen ayır" dedi.

    Maide Suresi, 26. ayet: (Allah) Dedi: "Artık orası kendilerine kırk yıl haram kılınmıştır. Onlar yeryüzünde 'şaşkınca dönüp duracaklar.' Sen de o fasıklar topluluğuna üzülme."

    En'am Suresi, 84. ayet: Ve ona İshak'ı ve Yakub'u armağan ettik, hepsini hidayete eriştirdik; bundan önce de Nuh'u ve onun soyundan Davud'u, Süleyman'ı, Eyyub'u, Yusuf'u, Musa'yı ve Harun'u hidayete ulaştırdık. Biz, iyilik yapanları işte böyle ödüllendiririz.

    En'am Suresi, 91. ayet: Onlar: "Allah, beşere hiçbir şey indirmemiştir" demekle Allah'ı, kadrinin hakkını vererek takdir edemediler. De ki: "Musa'nın insanlara bir nur ve hidayet olarak getirdiği ve sizin de (parça parça) kağıtlar üzerinde yazılı kılıp (bir kısmını) açıkladığınız ve çoğunu göz ardı ettiğiniz kitabı kim indirdi? Sizin ve atalarınızın bilmediği şeyler size öğretilmiştir." De ki: "Allah." Sonra onları bırak, içine 'daldıkları saçma uğraşılarında' oyalanıp-dursunlar.

    En'am Suresi, 154. ayet: Sonra Biz Musa'ya, iyilik yapanların üzerinde (nimetimizi) tamamlamak, herşeyi ayrı ayrı açıklamak ve bir hidayet ve rahmet olarak kitabı verdik. Umulur ki Rablerine kavuşacaklarına inanırlar.

    Araf Suresi, 103. ayet: Sonra bunların (peygamberlerin) ardından Musa'yı ayetlerimizle Firavun'a ve önde gelen çevresine gönderdik; onlar ona (ayetlerimize) haksızlık ettiler. İşte bozgunculuk çıkaranların nasıl bir sona uğradıklarına bir bak.

    Araf Suresi, 104. ayet: Musa dedi ki: "Ey Firavun, gerçekten, ben alemlerin Rabbinden (gönderilme) bir elçiyim."

    Araf Suresi, 105. ayet: "Benim üzerimdeki yükümlülük, Allah'a karşı ancak gerçeği söylemektir. Rabbinizden size apaçık bir belge ile geldim. Artık İsrailoğulları'nı benimle gönder."

    Araf Suresi, 106. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Eğer gerçekten bir ayet getirmişsen ve doğru sözlülerden isen, bu durumda onu getir (bakalım)."

    Araf Suresi, 107. ayet: Böylelikle (Musa) asasını fırlatınca, anında apaçık bir ejderha oluverdi.

    Araf Suresi, 109. ayet: Firavun kavminin önde gelenleri dediler ki: "Bu gerçekten bilgin bir büyücüdür";

    Araf Suresi, 110. ayet: "Sizi topraklarınızdan sürüp-çıkarmak istiyor. Bu durumda ne buyuruyorsunuz?"

    Araf Suresi, 111. ayet: Dediler ki: "Onu ve kardeşini şimdilik bekletiver (vereceğin cezayı ertele), şehirlere de toplayıcılar yolla";

    Araf Suresi, 112. ayet: "Bütün bilgin büyücüleri sana getirsinler."

    Araf Suresi, 113. ayet: Sihirbazlar Firavun'a gelip dediler ki: "Eğer biz galip olursak, herhalde bize bir karşılık (armağan) var, değil mi?"

    Araf Suresi, 114. ayet: "Evet" dedi. "(O zaman) Siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."

    Araf Suresi, 115. ayet: Dediler ki: "Ey Musa (ilkin) sen mi atmak istersin, yoksa biz mi atalım?"

    Araf Suresi, 116. ayet: (Musa:) "Siz atın" dedi. (Asalarını) atıverince, insanların gözlerini büyüleyiverdiler, onları dehşete düşürdüler ve (ortaya) büyük bir sihir getirmiş oldular.

    Araf Suresi, 117. ayet: Biz de Musa'ya: "Asanı fırlatıver" diye vahyettik. (O da fırlatıverince) bir de baktılar ki, o bütün uydurduklarını derleyip-toparlayıp yutuyor.

    Araf Suresi, 118. ayet: Böylece hak yerini buldu, onların bütün yapmakta oldukları geçersiz kaldı.

    Araf Suresi, 119. ayet: Orada yenilmiş oldular ve küçük düşmüşler olarak tersyüz çevrildiler.

    Araf Suresi, 120. ayet: Ve sihirbazlar secdeye kapandılar.

    Araf Suresi, 121. ayet: "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.

    Araf Suresi, 122. ayet: "Musa'nın ve Harun'un Rabbine…"

    Araf Suresi, 123. ayet: Firavun: "Ben size izin vermeden önce O'na iman ettiniz, öyle mi? Mutlaka bu, halkı buradan sürüp-çıkarmak amacıyla şehirde planladığınız bir tuzaktır. Öyleyse siz (buna karşılık ne yapacağımı) bileceksiniz."

    Araf Suresi, 124. ayet: "Muhakkak ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve hepinizi idam edeceğim."

    Araf Suresi, 125. ayet: (Onlar da:) "Biz de şüphesiz Rabbimiz'e döneceğiz" dediler.

    Araf Suresi, 126. ayet: "Oysa sen, yalnızca, bize geldiğinde Rabbimiz'in ayetlerine inanmamızdan başka bir nedenle bizden intikam almıyorsun. Rabbimiz, üstümüze sabır yağdır ve bizi Müslüman olarak öldür."

    Araf Suresi, 127. ayet: Firavun kavminin önde gelenleri, dediler ki: "Musa ve kavmini bu toprakta (Mısır'da) bozgunculuk çıkarmaları, seni ve ilahlarını terk etmeleri için mi (serbest) bırakacaksın?" (Firavun) Dedi ki: "Erkek çocuklarını öldüreceğiz ve kadınlarını sağ bırakacağız. Hiç şüphesiz biz, onlara karşı kahir bir üstünlüğe sahibiz."

    Araf Suresi, 128. ayet: Musa kavmine: "Allah'tan yardım dileyin ve sabredin. Gerçek şu ki, arz Allah'ındır; ona kullarından dilediğini mirasçı kılar. En güzel sonuç muttakiler içindir" dedi.

    Araf Suresi, 129. ayet: Dediler ki: "Sen bize gelmeden önce de, geldikten sonra da eziyete uğratıldık." (Musa:) "Umulur ki, Rabbiniz düşmanınızı helak edecek ve sizleri yeryüzünde halifeler (egemenler) kılacak, böylece nasıl davranacağınızı gözleyecek" dedi.

    Araf Suresi, 130. ayet: Andolsun, Biz de Firavun aile (çevre)sini belki öğüt alıp düşünürler diye yıllar yılı kuraklığa ve ürün kıtlığına uğrattık.

    Araf Suresi, 131. ayet: Onlara bir iyilik geldiği zaman "Bu bizim için" dediler; onlara bir kötülük isabet ettiğinde (bunu da) Musa ve beraberindekilerin bir uğursuzluğu olarak yorumlarlardı. Haberiniz olsun, Allah Katında asıl uğursuz olanlar kendileridir; ama onların çoğu bilmezler.

    Araf Suresi, 132. ayet: Onlar: "Bizi büyülemek için mucize (ayet) olarak her ne getirirsen getir, yine de biz sana inanacak değiliz" dediler.

    Araf Suresi, 133. ayet: Bunun üzerine, ayrı ayrı mucizeler (ayetler) olarak üzerlerine tufan, çekirge, buğday güvesi, kurbağa ve kan musallat kıldık. Yine büyüklük tasladılar ve suçlu-günahkar bir kavim oldular.

    Araf Suresi, 134. ayet: Başlarına iğrenç bir azap çökünce, dediler ki: "Ey Musa, Rabbine -sana verdiği ahid adına- bizim için dua et. Eğer bu iğrenç azabı üzerimizden çekip-giderirsen, andolsun sana iman edeceğiz ve İsrailoğulları'nı seninle göndereceğiz.

    Araf Suresi, 135. ayet: Ne zaman ki, onların erişebilecekleri bir süreye kadar, o iğrenç azabı çekip-giderdik, onlar yine andlarını bozdular.

    Araf Suresi, 136. ayet: Biz de onlardan intikam aldık ve ayetlerimizi yalanlamaları ve onlardan habersizmişler (gibi) olmaları nedeniyle onları suda boğduk.

    Araf Suresi, 137. ayet: Kendisine bereketler kıldığımız yerin doğusuna da, batısına da o hor kılınıp-zayıf bırakılanları (müstaz'afları) mirasçılar kıldık. Rabbinin İsrailoğulları'na olan o güzel sözü (vaadi), sabretmeleri dolayısıyla tamamlandı (yerine geldi). Firavun ve kavminin yapmakta oldukları ve yükselttiklerini (köşklerini, saraylarını) da yerle bir ettik.

    Araf Suresi, 138. ayet: İsrailoğulları'nı denizden geçirdik. Putları önünde bel büküp eğilmekte olan bir topluluğa rastladılar. Musa'ya dediler ki: "Ey Musa, onların ilahları (var; onlarınki) gibi, sen de bize bir ilah yap." O: "Siz gerçekten cahillik etmekte olan bir kavimsiniz" dedi.

    Araf Suresi, 139. ayet: Onların içinde bulundukları şey (din) mahvolucudur ve yapmakta oldukları şeyler (ibadetler) de geçersizdir.

    Araf Suresi, 140. ayet: "O sizi alemlere üstün kılmışken, ben size Allah'tan başka bir İlah mı arayacağım?"

    Araf Suresi, 141. ayet: "Hani size dayanılmaz işkenceler yapan, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı öldüren Firavun ailesinden sizi kurtarmıştık. Bunda Rabbinizden sizin için büyük bir imtihan vardı."

    Araf Suresi, 142. ayet: Musa ile otuz gece için sözleştik ve ona bir on daha ekledik. Böylece Rabbinin belirlediği süre, kırk geceye tamamlandı. Musa, kardeşi Harun'a "Kavmimde benim yerime geç, ıslah et ve bozguncuların yolunu tutma" dedi.

    Araf Suresi, 143. ayet: Musa tayin edilen sürede gelince ve Rabbi onunla konuşunca: "Rabbim, bana göster, Seni göreyim" dedi. (Allah:) "Beni asla göremezsin, ama şu dağa bak; eğer o yerinde karar kılabilirse, sen de Beni göreceksin." Rabbi dağa tecelli edince, onu paramparça etti. Musa bayılarak yere düştü. Kendine geldiğinde: "Sen ne Yücesin (Rabbim). Sana tevbe ettim ve ben iman edenlerin ilkiyim" dedi.

    Araf Suresi, 144. ayet: (Allah:) "Ey Musa" dedi. "Sana verdiğim risaletimle ve seninle konuşmamla seni insanlar üzerinde seçkin kıldım. Sana verdiklerimi al ve şükredenlerden ol."

    Araf Suresi, 145. ayet: Biz ona Levhalarda herşeyden bir öğüt ve herşeyin yeterli bir açıklamasını yazdık. (Ve:) "Şimdi bunlara sıkıca sarıl ve kavmine de emret ki en güzeliyle sarılsınlar. Size fasıkların yurdunu pek yakında göstereceğim" (dedik).

    Araf Suresi, 148. ayet: (Tura gitmesinin) Ardından Musa'nın kavmi süs eşyalarından böğürmesi olan bir buzağı heykelini (tapılacak ilah) edindiler. Onun kendileriyle konuşmadığını ve onları bir yola da yöneltip-iletmediğini (hidayete erdirmediğini) görmediler mi? Onu (tanrı) edindiler de, zulmedenler oldular.

    Araf Suresi, 149. ayet: Ne zaman ki (yaptıklarından dolayı pişmanlık duyup, başları) elleri arasına düşürüldü ve kendilerinin gerçekten şaşırıp-saptıklarını görünce: "Eğer Rabbimiz bize merhamet etmez ve bizi bağışlamazsa kesin olarak hüsrana uğrayanlardan olacağız" dediler.

    Araf Suresi, 150. ayet: Musa kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndüğünde onlara: "Beni arkamdan, ne kötü temsil ettiniz? Rabbinizin emrini çabuklaştırdınız, öyle mi?" dedi. Levhaları bıraktı ve kardeşini başından tutup kendisine doğru çekiyordu (ki Harun ona:) "Annem oğlu, bu topluluk beni zayıflattı (hırpalayıp güçsüzleştirdi) ve neredeyse beni öldürmeye giriştiler. Bari sen düşmanları sevindirecek bir şey yapma ve beni bu zalimler topluluğuyla birlikte kılma (sayma)" dedi.

    Araf Suresi, 151. ayet: (Musa yalvarıp) Dedi ki: "Rabbim, beni ve kardeşimi bağışla, bizi rahmetine kat. Sen merhamet edenlerin en merhametli olanısın."

    Araf Suresi, 152. ayet: Şüphesiz, buzağıyı (tanrı) edinenlere Rablerinden bir gazab ve dünya hayatında bir zillet yetişecektir. İşte Biz, 'yalan düzüp-uyduranları' böyle cezalandırırız.

    Araf Suresi, 153. ayet: Kötülük işleyip bunun ardından tevbe edenler ve iman edenler; hiç şüphesiz Rabbin, bundan (tevbeden) sonra elbette bağışlayandır, esirgeyendir.

    Araf Suresi, 154. ayet: Musa kabaran öfkesi (gazabı) yatışınca Levhaları aldı. (Onlardan bir) Nüshasında "Rablerinden korkanlar için bir hidayet ve bir rahmet vardır" (yazılıydı).

    Araf Suresi, 155. ayet: Musa, belirlediğimiz buluşma zamanı için kavminden yetmiş adam seçip-ayırdı. Bunları da 'dayanılmaz bir sarsıntı' tutuverince, dedi ki: "Rabbim, eğer dileseydin, onları ve beni daha önceden helak ederdin. (Şimdi) İçimizdeki beyinsizlerin yaptıklarından dolayı bizi helak edecek misin? O da Senin denemenden başkası değildir. Onunla Sen dilediğini saptırır, dilediğini hidayete erdirirsin. Bizim Velimiz Sensin. Öyleyse bizi bağışla, bizi esirge; Sen bağışlayanların en hayırlısısın."

    Araf Suresi, 156. ayet: Bize bu dünyada da, ahirette de iyilik yaz, şüphesiz ki biz Sana yöneldik. Dedi ki: "Azabımı dilediğime isabet ettiririm, rahmetim ise herşeyi kuşatmıştır; onu korkup-sakınanlara, zekatı verenlere ve Bizim ayetlerimize iman edenlere yazacağım."

    Araf Suresi, 157. ayet: Onlar ki, yanlarındaki Tevrat'ta ve İncil'de (geleceği) yazılı bulacakları ümmi haber getirici (Nebi) olan elçiye (Resul) uyarlar; o, onlara marufu (iyiliği) emrediyor, münkeri (kötülüğü) yasaklıyor, temiz şeyleri helal, murdar şeyleri haram kılıyor ve onların ağır yüklerini, üzerlerindeki zincirleri indiriyor. Ona inananlar, destek olup savunanlar, yardım edenler ve onunla birlikte indirilen nuru izleyenler; işte kurtuluşa erenler bunlardır.

    Araf Suresi, 158. ayet: De ki: "Ey insanlar, ben Allah'ın sizin hepinize gönderdiği bir elçisi (peygamberi)yim. Ki göklerin ve yerin mülkü yalnız O'nundur. O'ndan başka İlah yoktur, O diriltir ve öldürür. Öyleyse Allah'a ve ümmi peygamber olan elçisine iman edin. O da Allah'a ve O'nun sözlerine inanmaktadır. Ona iman edin ki hidayete ermiş olursunuz.

    Araf Suresi, 159. ayet: Musa'nın kavminden hakka ileten ve onunla adalet yapan bir topluluk vardır.

    Araf Suresi, 160. ayet: Biz onları (İsrailoğulları'nı) ayrı ayrı oymaklar olarak on iki topluluk (ümmet) olarak ayırdık. Kavmi kendisinden su istediğinde Musa'ya: "Asan'la taşa vur" diye vahyettik. Ondan on iki pınar sızıp-fışkırdı; böylece her bir insan- topluluğu su içeceği yeri öğrenmiş oldu. Üzerlerine bulutla gölge çektik ve onlara kudret helvası ile bıldırcın indirdik. (Sonra da şöyle dedik:) "Size rızık olarak verdiklerimizin temiz olanlarından yiyin." Onlar Bize zulmetmedi, ancak kendi nefislerine zulmediyorlardı.

    Araf Suresi, 161. ayet: Onlara: "Bu şehirde oturun, ondan istediğiniz yerden yeyin, 'dileğimiz bağışlanmadır' deyin ve kapısından secde ederek girin, (Biz de) hatalarınızı bağışlayalım. İyilik yapanların (armağanlarını) artıracağız" denildiğinde,

    Araf Suresi, 162. ayet: Onlardan zulmedenler, sözü kendilerine söylenenden başka bir şeyle değiştirdiler. Biz de bunun üzerine zulmetmeleri dolayısıyla gökten 'iğrenç bir azap' indirdik.

    Yunus Suresi, 75. ayet: Sonra bunların ardından Firavun'a ve onun önde gelen çevresine Musa'yı ve Harun'u ayetlerimizle gönderdik. Fakat onlar büyüklendiler. Onlar suçlu-günahkar bir kavimdi.

    Yunus Suresi, 76. ayet: Onlara Katımız'dan hak geldiği zaman, dediler ki: "Bu, kuşkusuz apaçık bir büyüdür."

    Yunus Suresi, 77. ayet: Musa: "Size hak geldiğinde (böyle) mi söylersiniz? Bu bir büyü müdür? Oysa büyücüler, kurtuluşa ermezler" dedi.

    Yunus Suresi, 78. ayet: Onlar: "Siz ikiniz, bizi atalarımızı üzerinde bulduğumuz (yol)dan çevirmek ve yeryüzünde büyüklük sizin olsun diye mi bize geldiniz? Biz, sizin ikinize inanacak değiliz" dediler.

    Yunus Suresi, 79. ayet: Firavun: "Bana bütün bilgin büyücüleri getirin" dedi.

    Yunus Suresi, 80. ayet: Büyücüler geldiğinde Musa: "Atacağınız şeyleri atın" dedi.

    Yunus Suresi, 81. ayet: Onlar atınca, Musa dedi ki: "Sizlerin (ortaya) getirdiğiniz büyüdür. Doğrusu Allah onu geçersiz kılacaktır. Şüphesiz Allah, bozgunculuk çıkaranların işini düzeltmez."

    Yunus Suresi, 82. ayet: Allah, suçlu-günahkarlar istemese de, hakkı (hak olarak) Kendi kelimeleriyle gerçekleştirecektir.

    Yunus Suresi, 83. ayet: Sonunda Musa'ya kendi kavminin bir zürriyetinden (gençlerinden) başka -Firavun ve önde gelen çevresinin kendilerini belalara çarptırmaları korkusuyla- iman eden olmadı. Çünkü Firavun, gerçekten yeryüzünde büyüklenen bir zorba ve gerçekten ölçüyü taşıranlardandı.

    Yunus Suresi, 84. ayet: Musa dedi ki: "Ey kavmim, eğer siz Allah'a iman edip Müslüman olmuşsanız artık yalnızca O'na tevekkül edin."

    Yunus Suresi, 85. ayet: Dediler ki: "Biz Allah'a tevekkül ettik; Rabbimiz, bizi zulmeden bir kavim için bir fitne (konusu) kılma."

    Yunus Suresi, 86. ayet: "Ve bizi, kafirler topluluğundan rahmetinle kurtar."

    Yunus Suresi, 87. ayet: Musa ve kardeşine (şöyle) vahyettik: "Mısır'da kavminiz için evler hazırlayın, evlerinizi namaz kılınan (ve kıbleye dönük) yerler yapın ve namazı dosdoğru kılın. Mü'minleri de müjdele."

    Yunus Suresi, 88. ayet: Musa dedi ki: "Rabbimiz, şüphesiz Sen, Firavun'a ve önde gelen çevresine dünya hayatında bir çekicilik (güç, ihtişam) ve mallar verdin. Rabbimiz, Senin yolundan saptırmaları için (mi?) Rabbimiz, mallarını yerin dibine geçir ve onların kalplerinin üzerini şiddetle bağla; onlar acı azabı görecekleri zamana kadar iman etmeyecekler."

    Yunus Suresi, 89. ayet: (Allah) Dedi ki: "İkinizin duası kabul olundu. Öyleyse dosdoğru yolda devam edin ve bilgisizlerin yoluna uymayın."

    Yunus Suresi, 90. ayet: Biz, İsrailoğulları'nı denizden geçirdik; Firavun ve askerleri azgınlıkla ve düşmanlıkla peşlerine düştü. Sular onu boğacak düzeye erişince (Firavun): "İsrailoğulları'nın kendisine inandığı (İlah'tan) başka İlah olmadığına inandım ve ben de Müslümanlardanım" dedi.

    Yunus Suresi, 91. ayet: Şimdi, öyle mi? Oysa sen önceleri isyan etmiştin ve bozgunculuk çıkaranlardandın.

    Yunus Suresi, 92. ayet: Bugün ise, senden sonrakilere bir ayet (tarihi bir belge, ibret) olman için seni yalnızca bedeninle kurtaracağız (herkese cesedini göstereceğiz). Gerçekten insanlardan çoğu, Bizim ayetlerimizden habersizdirler.

    Yunus Suresi, 93. ayet: Andolsun, Biz İsrailoğulları'nı, hoşlarına gidecek güzel bir yerde yerleştirdik ve temiz şeylerden kendilerine rızık verdik. Kendilerine ilim gelinceye kadar anlaşmazlığa düşmediler. Şüphesiz Rabbin, aralarında anlaşmazlığa düştükleri şey konusunda kıyamet günü hüküm verecektir.

    Hud Suresi, 96. ayet: Andolsun, Musa'yı ayetlerimizle ve apaçık olan bir delille gönderdik.

    Hud Suresi, 110. ayet: Andolsun, Musa'ya kitabı verdik, onda anlaşmazlığa düşüldü. Eğer Rabbinden bir söz geçmiş (verilmiş) olmasaydı, mutlaka aralarında hüküm verilmiş olacaktı. Gerçekten onlar, bundan (Kur'an'dan) yana kuşku verici bir tereddüt içindedirler.

    İbrahim Suresi, 5. ayet: Andolsun Musa'yı: "Kavmini karanlıklardan nura çıkar ve onlara Allah'ın günlerini hatırlat" diye ayetlerimizle göndermiştik. Şüphesiz bunda çokça sabreden ve şükreden herkes için gerçekten ayetler vardır.

    İbrahim Suresi, 6. ayet: Hani Musa kavmine şöyle demişti: "Allah'ın üzerinizdeki nimetini hatırlayın; hani O sizi Firavun ailesinden kurtarmıştı, onlar sizi en dayanılmaz işkencelere uğratıyor, kadınlarınızı sağ bırakıp erkek çocuklarınızı boğazlıyorlardı. Bunda sizin için Rabbinizden büyük bir sınav vardır."

    İbrahim Suresi, 7. ayet: "Rabbiniz şöyle buyurmuştu: "Andolsun, eğer şükrederseniz gerçekten size artırırım ve andolsun, eğer nankörlük ederseniz, şüphesiz, Benim azabım pek şiddetlidir."

    İbrahim Suresi, 8. ayet: Musa demişti ki: "Eğer siz ve yeryüzündekilerin tümü inkar edecek olsanız bile şüphesiz Allah hiçbir şeye muhtaç değildir, övülmüştür."

    İsra Suresi, 2. ayet: Musa'ya kitap verdik ve "Benden başka vekil edinmeyin" diye onu İsrailoğulları'na kılavuz kıldık.

    İsra Suresi, 101. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğulları'na sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.

    İsra Suresi, 102. ayet: O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış-harab olmuş sanıyorum" demişti.

    İsra Suresi, 103. ayet: Böylelikle, onları o yerden sürüp-sarsıntıya uğratmayı istedi, Biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boğuverdik.

    İsra Suresi, 104. ayet: Ve onun ardından İsrailoğulları'na söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip-toplayacağız."

    Kehf Suresi, 60. ayet: Hani Musa genç yardımcısına demişti: "İki denizin birleştiği yere ulaşıncaya kadar gideceğim ya da uzun zamanlar geçireceğim."

    Kehf Suresi, 61. ayet: Böylece ikisi, iki (deniz)in birleştiği yere ulaşınca balıklarını unutuverdiler; (balık) denizde bir akıntıya doğru (veya bir menfez bulup) kendi yolunu tuttu.

    Kehf Suresi, 62. ayet: (Varmaları gereken yere gelip) Geçtiklerinde (Musa) genç-yardımcısına dedi ki: "Yemeğimizi getir bize, andolsun, bu yaptığımız-yolculuktan gerçekten yorulduk."

    Kehf Suresi, 63. ayet: (Genç-yardımcısı) Dedi ki: "Gördün mü, kayaya sığındığımızda, ben balığı unuttum. Onu hatırlamamı şeytandan başkası bana unutturmadı; o da şaşılacak tarzda denizde kendi yolunu tuttu."

    Kehf Suresi, 64. ayet: (Musa) Dedi ki: "Bizim de aradığımız buydu." Böylelikle ikisi izleri üzerinde geriye doğru gittiler.

    Kehf Suresi, 65. ayet: Derken, Katımız'dan kendisine bir rahmet verdiğimiz ve tarafımızdan kendisine bir ilim öğrettiğimiz kullarımızdan bir kulu buldular.

    Kehf Suresi, 66. ayet: Musa ona dedi ki: "Doğru yol (rüşd) olarak sana öğretilenden bana öğretmen için sana tabi olabilir miyim?"

    Kehf Suresi, 67. ayet: Dedi ki: "Gerçekten sen, benimle birlikte olma sabrını göstermeye güç yetiremezsin."

    Kehf Suresi, 68. ayet: (Böyleyken) "Özünü kavramaya kuşatıcı olamadığın şeye nasıl sabredebilirsin?"

    Kehf Suresi, 69. ayet: (Musa:) "İnşaAllah, beni sabreden (biri olarak) bulacaksın. Hiçbir işte sana karşı gelmeyeceğim" dedi.

    Kehf Suresi, 70. ayet: Dedi ki: "Eğer bana uyacak olursan, hiçbir şey hakkında bana soru sorma, ben sana öğütle-anlatıp söz edinceye kadar."

    Kehf Suresi, 71. ayet: Böylece ikisi yola koyuldu. Nitekim bir gemiye binince, o bunu (gemiyi) deliverdi. (Musa) Dedi ki: "İçindekilerini batırmak için mi onu deldin? Andolsun, sen şaşırtıcı bir iş yaptın."

    Kehf Suresi, 72. ayet: Dedi ki: "Gerçekten benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

    Kehf Suresi, 73. ayet: (Musa:) "Beni, unuttuğumdan dolayı sorgulama ve bu işimden dolayı bana zorluk çıkarma" dedi.

    Kehf Suresi, 74. ayet: Böylece ikisi (yine) yola koyuldular. Nitekim bir çocukla karşılaştılar, o hemen tutup onu öldürüverdi. (Musa) Dedi ki: "Bir cana karşılık olmaksızın, tertemiz bir canı mı öldürdün? Andolsun, sen kötü bir iş yaptın."

    Kehf Suresi, 75. ayet: Dedi ki: "Gerçekte benimle birlikte olma sabrını göstermeye kesinlikle güç yetiremeyeceğini ben sana söylemedim mi?"

    Kehf Suresi, 76. ayet: (Musa:) "Bundan sonra sana bir şey soracak olursam, artık benimle arkadaşlık etme. Benden yana bir özre ulaşmış olursun" dedi.

    Kehf Suresi, 77. ayet: (Yine) Böylece ikisi yola koyuldu. Nihayet bir kasabaya gelip yemek istediler, fakat (kasaba halkı) onları konuklamaktan kaçındı. Onda (kasabada) yıkılmaya yüz tutmuş bir duvar buldular, hemen onu inşa etti. (Musa) Dedi ki: "Eğer isteseydin gerçekten buna karşılık bir ücret alabilirdin."

    Kehf Suresi, 78. ayet: Dedi ki: "İşte bu, benimle senin aranda ayrılma (zamanı)mız. Sana, üzerinde sabır göstermeye güç yetiremeyeceğin bir yorumu haber vereceğim.

    Kehf Suresi, 79. ayet: "Gemi, denizde çalışan yoksullarındı, onu kusurlu yapmak istedim, (çünkü) ilerilerinde, her gemiyi zorbalıkla ele geçiren bir kral vardı."

    Kehf Suresi, 80. ayet: "Çocuğa gelince, onun anne ve babası mü'min kimselerdi. Bundan dolayı, onun kendilerine azgınlık ve inkar zorunu kullanmasından endişe edip-korktuk."

    Kehf Suresi, 81. ayet: Böylece, onlara Rablerinin ondan temiz olmak bakımından daha hayırlısı, merhamet bakımından da daha yakın olanını vermesini diledik."

    Kehf Suresi, 82. ayet: "Duvar ise, şehirde iki öksüz çocuğundu, altında onlara ait bir define vardı; babaları salih biriydi. Rabbin diledi ki, onlar erginlik çağına erişsinler ve kendi definelerini çıkarsınlar; (bu,) Rabbinden bir rahmettir. Bunları ben, kendi işim (özel görüşüm) olarak yapmadım. İşte, senin sabır göstermeye güç yetiremediğin şeylerin yorumu."

    Meryem Suresi, 51. ayet: Kitap'ta Musa'yı da zikret. Çünkü o, ihlasa erdirilmiş ve gönderilmiş (Resul) bir peygamberdi.

    Taha Suresi, 9. ayet: Sana Musa'nın haberi geldi mi?

    Taha Suresi, 10. ayet: Hani bir ateş görmüştü de, ailesine şöyle demişti: "Durun, bir ateş gördüm; umulur ki size ondan bir kor getiririm veya ateşin yanında bir yol-gösterici bulurum."

    Taha Suresi, 11. ayet: Nitekim ona gidince, kendisine seslenildi: "Ey Musa."

    Taha Suresi, 12. ayet: "Gerçekten Ben, Ben senin Rabbinim. Ayakkabılarını çıkar; çünkü sen, kutsal vadi olan Tuva'dasın."

    Taha Suresi, 13. ayet: "Ben seni seçmiş bulunuyorum; bundan böyle vahyolunanı dinle."

    Taha Suresi, 14. ayet: "Gerçekten Ben, Ben Allah'ım, Benden başka İlah yoktur; şu halde Bana ibadet et ve Beni zikretmek için dosdoğru namaz kıl."

    Taha Suresi, 15. ayet: "Şüphesiz, kıyamet-saati yaklaşarak gelmektedir. Herkesin harcadığı çabanın karşılığını alması için, onun (koşup haberini) neredeyse gizleyeceğim."

    Taha Suresi, 16. ayet: "Öyleyse, ona inanmayıp kendi hevasına uyan, sakın seni ondan alıkoymasın; sonra yıkıma uğrarsın."

    Taha Suresi, 17. ayet: "Sağ elindeki nedir ey Musa?"

    Taha Suresi, 18. ayet: Dedi ki: "O, benim asamdır; ona dayanmakta, onunla davarlarım için ağaçlardan yaprak düşürmekteyim, onda benim için daha başka yararlar da var."

    Taha Suresi, 19. ayet: Dedi ki: "Onu at, ey Musa."

    Taha Suresi, 20. ayet: Böylece, onu attı; (bir de ne görsün) o hemen hızla koşan (kocaman) bir yılan (oluvermiş).

    Taha Suresi, 21. ayet: Dedi ki: "Onu al ve korkma, Biz onu ilk durumuna çevireceğiz."

    Taha Suresi, 22. ayet: "Elini koltuğuna sok, bir hastalık olmadan, başka bir mucize (ayet) olarak bembeyaz bir durumda çıksın."

    Taha Suresi, 23. ayet: "Öyle ki, sana büyük mucizelerimizden (birini) göstermiş olalım."

    Taha Suresi, 24. ayet: "Firavun'a git, çünkü o azmış bulunuyor."

    Taha Suresi, 25. ayet: Dedi ki: "Rabbim, benim göğsümü aç."

    Taha Suresi, 26. ayet: "Bana işimi kolaylaştır."

    Taha Suresi, 27. ayet: "Dilimden düğümü çöz;"

    Taha Suresi, 28. ayet: "Ki söyleyeceklerimi kavrasınlar."

    Taha Suresi, 29. ayet: "Ailemden bana bir yardımcı kıl,"

    Taha Suresi, 30. ayet: "Kardeşim Harun'u"

    Taha Suresi, 31. ayet: "Onunla arkamı kuvvetlendir."

    Taha Suresi, 32. ayet: "Onu işimde ortak kıl,"

    Taha Suresi, 33. ayet: "Böylece Seni çok tesbih edelim."

    Taha Suresi, 34. ayet: "Ve Seni çok zikredelim."

    Taha Suresi, 35. ayet: "Şüphesiz Sen bizi görüyorsun."

    Taha Suresi, 36. ayet: (Allah) Dedi ki: "Ey Musa istediğin sana verilmiştir."

    Taha Suresi, 37. ayet: "Andolsun, Biz sana bir defa daha lütufta bulunmuştuk."

    Taha Suresi, 38. ayet: "Hani, annene vahyolunan şeyi vahyetmiştik, (şöyle ki:)"

    Taha Suresi, 39. ayet: "Onu sandığın içine koy, suya bırak, böylece su onu sahile bıraksın; onu Benim de düşmanım, onun da düşmanı olan biri alacaktır. Gözümün önünde yetiştirilmen için, Kendim'den sana bir sevgi yönelttim."

    Taha Suresi, 40. ayet: "Hani kız kardeşin gezinip; "Onu(n bakımını) üstlenecek birini size haber vereyim mi?" demekteydi. Böylece, seni annene geri çevirmiş olduk ki, gözü aydın olsun ve hüzne kapılmasın. Sen bir insan öldürmüştün de, Biz seni tasadan kurtarmış ve seni 'esaslı bir denemeden geçirip-denemiştik.' Medyen halkı arasında da yıllarca kalmıştın, sonra bir kader üzerine (buraya) geldin ey Musa."

    Taha Suresi, 41. ayet: "Seni Kendim için seçtim."

    Taha Suresi, 42. ayet: "Sen ve kardeşin ayetlerimle gidin ve Beni zikretmede gevşek davranmayın.

    Taha Suresi, 43. ayet: "İkiniz Firavun'a gidin, çünkü o, azmış bulunuyor."

    Taha Suresi, 44. ayet: "Ona yumuşak söz söyleyin, umulur ki öğüt alıp-düşünür veya içi titrer-korkar."

    Taha Suresi, 45. ayet: Dediler ki: "Rabbimiz, gerçekten, onun bize karşı 'taşkın bir tutum takınmasından' ya da 'azgın davranmasından' korkuyoruz."

    Taha Suresi, 46. ayet: Dedi ki: "Korkmayın, çünkü Ben sizinle birlikteyim; işitiyorum ve görüyorum."

    Taha Suresi, 47. ayet: "Haydi ona gidin de deyin ki: Biz senin Rabbinin elçileriyiz, İsrailoğulları'nı bizimle birlikte gönder ve onlara (artık) azap verme. Sana Rabbinden bir ayetle geldik. Selam, hidayete tabi olanların üzerine olsun."

    Taha Suresi, 48. ayet: "Gerçekten bize vahyolundu ki: Doğrusu azap, yalanlayan ve yüz çevirenlerin üstünedir."

    Taha Suresi, 49. ayet: (Ona gidip aynı şeyleri tekrarladıklarında, Firavun onlara) Dedi ki: "Sizin Rabbiniz kim ey Musa?"

    Taha Suresi, 50. ayet: Dedi ki: "Bizim Rabbimiz, herşeye yaratılışını veren, sonra doğru yolunu gösterendir."

    Taha Suresi, 51. ayet: (Firavun) Dedi ki: "İlk çağlardaki nesillerin durumu nedir öyleyse?"

    Taha Suresi, 52. ayet: Dedi ki: "Bunun bilgisi Rabbimin Katında bir kitaptadır. Benim Rabbim şaşırmaz ve unutmaz."

    Taha Suresi, 53. ayet: "Ki (Rabbim), yeryüzünü sizin için bir beşik kıldı, onda sizin için yollar döşedi ve gökten su indirdi; böylelikle bununla her tür bitkiden çiftler çıkardık."

    Taha Suresi, 54. ayet: "Yiyin ve hayvanlarınızı otlatın. Şüphesiz, bunda sağduyu sahipleri için elbette ayetler vardır.

    Taha Suresi, 55. ayet: Sizi ondan yarattık, ona geri vereceğiz ve sizi bir kere daha ondan çıkaracağız.

    Taha Suresi, 56. ayet: Andolsun, Biz ona ayetlerimizin tümünü gösterdik; fakat o, yalanladı ve ayak diretti.

    Taha Suresi, 57. ayet: Dedi ki: "Ey Musa, sen bizi sihrinle yurdumuzdan sürüp çıkarmaya mı gelmiş bulunuyorsun?"

    Taha Suresi, 58. ayet: "Madem böyle, biz de sana buna benzer bir sihirle geleceğiz; şimdi sen, bir 'buluşma zamanı ve yeri' tespit et, bizim de, senin de karşı olamayacağımız açık, geniş bir yer olsun" dedi.

    Taha Suresi, 59. ayet: (Musa) Dedi ki: "Buluşma zamanımız, (ülkenin ulusal) bayram günü ve insanların toplanacağı kuşluk vakti (olsun)."

    Taha Suresi, 60. ayet: Böylelikle Firavun arkasını dönüp gitti, hileli düzenini (yürütecek büyücüleri) biraraya getirdi, sonra geldi.

    Taha Suresi, 61. ayet: Musa onlara dedi ki: "Size yazıklar olsun, Allah'a karşı yalan düzüp uydurmayın, sonra bir azap ile kökünüzü kurutur. Yalan düzüp uyduran gerçekten yok olup gitmiştir."

    Taha Suresi, 62. ayet: Bunun üzerine, kendi aralarında durumlarını tartışmaya başladılar ve gizli konuşmalara geçtiler.

    Taha Suresi, 63. ayet: Dediler ki: "Bunlar herhalde iki sihirbazdır, sizi sihirleriyle yurdunuzdan sürüp-çıkarmak ve örnek olarak tutturduğunuz yolunuzu (dininizi) yok etmek istemektedirler."

    Taha Suresi, 64. ayet: "Bundan ötürü, tuzaklarınızı biraraya getirin, sonra gruplar halinde gelin; bugün üstünlük sağlayan, gerçekten kurtuluşu bulmuştur."

    Taha Suresi, 65. ayet: "Ey Musa" dediler. Ya sen (asanı) at veya önce biz atalım."

    Taha Suresi, 66. ayet: Dedi ki: "Hayır, siz atın." Sonra hemen (ne görsün), sihirlerinden dolayı, onların ipleri ve asaları kendisine gerçekten koşuyormuş gibi göründü.

    Taha Suresi, 67. ayet: Musa, bu yüzden kendi içinde bir tür korku duymaya başladı.

    Taha Suresi, 68. ayet: "Korkma" dedik. "Muhakkak sen üstün geleceksin."

    Taha Suresi, 69. ayet: "Sağ elindekini atıver, onların yaptıklarını yutacaktır; çünkü onların yaptıkları yalnızca bir büyücü hilesidir. Büyücü ise nereye varsa kurtulamaz."

    Taha Suresi, 70. ayet: Bunun üzerine büyücüler, secdeye kapandılar: "Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik" dediler.

    Taha Suresi, 71. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Ben size izin vermeden önce ona inandınız öyle mi? Şüphesiz o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür. O halde ben de sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çapraz olarak keseceğim ve sizi hurma dallarında sallandıracağım. Siz de elbette, hangimizin azabı daha şiddetliymiş ve daha sürekliymiş öğrenmiş olacaksınız."

    Taha Suresi, 72. ayet: Dediler ki: "Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla 'tercih edip-seçmeyiz." Neyde hükmünü yürütebileceksen, durmaksızın hükmünü yürüt; sen, yalnızca bu dünya hayatında hükmünü yürütebilirsin."

    Taha Suresi, 73. ayet: "Gerçekten biz Rabbimiz'e iman ettik; günahlarımızı ve sihir dolayısıyla bizi kendisine karşı zorlayarak-sürüklediğin (suçumuzu) bağışlasın. Allah, daha hayırlıdır ve daha süreklidir."

    Taha Suresi, 74. ayet: "Gerçek şu ki, kim Rabbine suçlu-günahkar olarak gelirse, hiç şüphe yok, onun için cehennem vardır. Onun içinde ise, ne ölebilir, ne dirilebilir."

    Taha Suresi, 75. ayet: "Kim O'na iman edip salih amellerde bulunarak O'na gelirse, işte onlar, onlar için de yüksek dereceler vardır."

    Taha Suresi, 76. ayet: "İçlerinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan Adn cennetleri de (onlarındır). Ve işte bu, arınmış olanın karşılığıdır."

    Taha Suresi, 77. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya vahyetmiştik: "Kullarımı geceleyin yürüyüşe geçir, onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmadan ve endişeye kapılmadan."

    Taha Suresi, 78. ayet: Firavun ise, ordularıyla peşlerine düştü; sulardan onları kaplayıveren kaplayıverdi.

    Taha Suresi, 79. ayet: Firavun, kendi kavmini şaşırtıp saptırdı ve onları doğruya yöneltmedi.

    Taha Suresi, 80. ayet: Ey İsrailoğulları, andolsun, sizi düşmanlarınızdan kurtardık. Tur'un sağ yanında sizinle vaadleştik ve üzerinize kudret helvasıyla bıldırcın indirdik.

    Taha Suresi, 81. ayet: Size, rızık olarak verdiklerimizden temiz olanlarından yiyin, bu konuda azgınlık yapmayın, yoksa gazabım üzerinize kaçınılmaz olarak iner: Benim gazabım, kimin üzerine inerse, muhakkak o, tepetaklak düşmüştür.

    Taha Suresi, 82. ayet: Gerçekten Ben, tevbe eden, inanan, salih amellerde bulunup da sonra doğru yola erişen kimseyi şüphesiz bağışlayıcıyım.

    Taha Suresi, 83. ayet: "Seni kavminden 'çarçabuk ayrılmaya iten' nedir ey Musa?"

    Taha Suresi, 84. ayet: Dedi ki: "Onlar arkamda izim üzerindedirler, hoşnut kalman için, Sana gelmekte acele ettim Rabbim."

    Taha Suresi, 85. ayet: Dedi ki: "Biz senden sonra kavmini deneme (fitne)den geçirdik, Samiri onları şaşırtıp-saptırdı."

    Taha Suresi, 86. ayet: Bunun üzerine Musa, kavmine oldukça kızgın, üzgün olarak döndü. Dedi ki: "Ey kavmim, Rabbiniz size güzel bir vaadde bulunmadı mı? Size (verilen) söz (ya da süre) pek uzun mu geldi? Yoksa Rabbinizden üzerinize kaçınılmaz bir gazabın inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz sözden caydınız?"

    Taha Suresi, 87. ayet: Dediler ki: "Biz sana verdiğimiz sözden kendiliğimizden dönmedik, ancak o kavmin (Mısır halkının) süs eşyalarından birtakım yükler yüklenmiştik, onları (ateşe) attık, böylece Samiri de attı."

    Taha Suresi, 88. ayet: Böylece onlara böğüren bir buzağı heykeli döküp çıkardı, "İşte, sizin de ilahınız, Musa'nın ilahı budur; fakat (Musa) unuttu" dediler.

    Taha Suresi, 89. ayet: Onun kendilerine bir sözle cevap vermediğini ve onlara bir zarar veya fayda sağlamaya gücü olmadığını görmüyorlar mı?

    Taha Suresi, 90. ayet: Andolsun, Harun bundan önce onlara: "Ey kavmim, gerçekten siz bununla fitneye düşürüldünüz (denendiniz). Sizin asıl Rabbiniz Rahman (olan Allah)dır; şu halde bana uyun ve emrime itaat edin" demişti.

    Taha Suresi, 91. ayet: Demişlerdi ki: "Musa bize geri gelinceye kadar ona (buzağıya) karşı bel büküp önünde eğilmekten kesinlikle ayrılmayacağız."

    Taha Suresi, 92. ayet: (Musa da gelince:) "Ey Harun" demişti. "Onların saptıklarını gördüğün zaman seni (Onlara müdahale etmekten) alıkoyan neydi?"

    Taha Suresi, 93. ayet: "Niye bana uymadın, emrime baş mı kaldırdın?"

    Taha Suresi, 94. ayet: Dedi ki: "Ey annemin oğlu, sakalımı ve başımı tutup-yolma. Ben, senin: "İsrailoğulları arasında ayrılık çıkardın, sözümü önemsemedin" demenden endişe edip korktum."

    Taha Suresi, 95. ayet: (Musa) Dedi ki: "Ya senin amacın nedir ey Samiri?"

    Taha Suresi, 96. ayet: Dedi ki: "Ben onların görmediklerini gördüm, böylece elçinin izinden bir avuç alıp atıverdim; böylelikle bana bunu nefsim hoşa giden (bir şey) gösterdi."

    Taha Suresi, 97. ayet: Dedi ki: "Haydi çekip git, artık senin hayatta (hakettiğin ceza: "Bana dokunulmasın") deyip yerinmendir." Ve şüphesiz senin için kendisinden asla kaçınamayacağın (azap dolu) bir buluşma zamanı vardır. Üstüne kapanıp bel bükerek önünde eğildiğin ilahına bir bak; biz onu mutlaka yakacağız, sonra darmadağın edip denizde savuracağız."

    Taha Suresi, 98. ayet: "Sizin İlahınız yalnızca Allah'tır ki, O'nun dışında İlah yoktur. O, ilim bakımından herşeyi kuşatmıştır."

    Enbiya Suresi, 48. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.

    Mü'minun Suresi, 45. ayet: Sonra Musa ve kardeşi Harun'u ayetlerimizle ve apaçık bir delille gönderdik.

    Mü'minun Suresi, 46. ayet: Firavun'a ve ileri gelen çevresine; fakat onlar büyüklendiler. Onlar, 'büyüklenen-zorba' bir topluluktu.

    Mü'minun Suresi, 47. ayet: Dediler ki: "Bizim benzerimiz olan iki beşere mi inanacak mışız? Kaldı ki, onların kavimleri bize kullukta (kölelikte) bulunmaktadırlar."

    Mü'minun Suresi, 48. ayet: Böylece onları yalanladılar ve yıkıma uğrayanlardan oldular.

    Mü'minun Suresi, 49. ayet: Andolsun, Biz Musa'ya kitabı verdik, belki onlar hidayete erer diye.

    Furkan Suresi, 36. ayet: Böylece onlara: "Ayetlerimizi yalanlayan kavme gidin" dedik; sonunda onları (Firavun ve çevresini) kökünden darmadağın ettik.

    Şuara Suresi, 10. ayet: Hani senin Rabbin, Musa'ya seslenmişti: "Zulmetmekte olan kavme git;"

    Şuara Suresi, 11. ayet: Firavun'un kavmine, hala sakınmıyorlar mı?"

    Şuara Suresi, 12. ayet: Dedi ki: "Rabbim, gerçekten ben, onların beni yalanlamalarından korkuyorum."

    Şuara Suresi, 13. ayet: "Göğsüm sıkışıyor, dilim dönmüyor; bundan dolayı Harun'a da (elçilik görevini bildirmesi için Cibril'i) gönder."

    Şuara Suresi, 14. ayet: "Üstelik, onların bana karşı (davasını savunacakları bir cinayet) suçu(m) var; bundan dolayı beni öldürmelerinden korkuyorum."

    Şuara Suresi, 15. ayet: (Allah:) "Hayır," dedi. "İkiniz de ayetlerimle gidin, şüphesiz sizinle birlikteyiz (ve) işitmekteyiz."

    Şuara Suresi, 16. ayet: "Gecikmeksizin Firavun'a giderek deyin ki: Gerçekten biz, alemlerin Rabbinin elçisiyiz,"

    Şuara Suresi, 17. ayet: "İsrailoğulları'nı bizimle birlikte göndermen için (sana geldik)."

    Şuara Suresi, 18. ayet: (Gittiler ve Firavun:) Dedi ki: "Biz seni içimizde daha çocukken yetiştirip büyütmedik mi? Sen ömrünün nice yıllarını aramızda geçirmedin mi?"

    Şuara Suresi, 19. ayet: "Ve sen, yapacağın işi (cinayeti) de işledin; sen nankörlerdensin."

    Şuara Suresi, 20. ayet: (Musa) Dedi ki: "Ben onu yaptığım zaman şaşkınlardandım."

    Şuara Suresi, 21. ayet: "Sizden korkunca da hemen aranızdan kaçtım; sonra Rabbim bana hüküm (ve hikmet) verdi ve beni gönderilen (elçilerden) kıldı."

    Şuara Suresi, 22. ayet: "Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır."

    Şuara Suresi, 22. ayet: "Bana karşı lütuf-dediğin nimet de, İsrailoğulları'nı köle kılmandan dolayıdır."

    Şuara Suresi, 23. ayet: Firavun dedi ki: "Alemlerin Rabbi nedir?"

    Şuara Suresi, 24. ayet: Dedi ki: "Göklerin, yerin ve bu ikisi arasında olan herşeyin Rabbidir. Eğer 'kesin bilgiyle inanıyorsanız' (böyledir)."

    Şuara Suresi, 25. ayet: Çevresindekilere dedi ki: "İşitiyor musunuz?"

    Şuara Suresi, 26. ayet: (Musa:) Dedi ki: "O sizin de Rabbiniz, geçmişteki atalarınızın da Rabbidir."

    Şuara Suresi, 27. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Şüphesiz size gönderilmiş bulunan elçiniz, gerçekten bir delidir."

    Şuara Suresi, 28. ayet: "Eğer aklınızı kullanabiliyorsanız, O, doğunun da, batının da ve bunlar arasında olan herşeyin de Rabbidir" dedi (Musa).

    Şuara Suresi, 29. ayet: (Firavun) dedi ki: "Andolsun, benim dışımda bir ilah edinecek olursan, seni mutlaka hapse atacağım."

    Şuara Suresi, 30. ayet: (Musa) Dedi ki: "Sana apaçık bir şey getirmiş olsam da mı?"

    Şuara Suresi, 31. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Eğer doğru sözlü isen, onu getir."

    Şuara Suresi, 32. ayet: Bunun üzerine asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, açıkça bir ejderha oluverdi.

    Şuara Suresi, 33. ayet: Elini de çekip çıkardı, bir de (ne görsün) o, bakanlar için 'parlayıp aydınlanıvermiş'.

    Şuara Suresi, 34. ayet: (Firavun,) Çevresindeki önde gelenlere: "Bu" dedi, "Doğrusu bilgin bir büyücüdür."

    Şuara Suresi, 35. ayet: "Büyüsüyle sizi yurdunuzdan sürüp çıkarmak istiyor; ne buyurursunuz?"

    Şuara Suresi, 36. ayet: Dediler ki: "Bunu ve kardeşini oyala, şehirlere de toplayıcılar gönder,"

    Şuara Suresi, 37. ayet: "Bütün uzman-bilgin büyücüleri sana getirsinler."

    Şuara Suresi, 38. ayet: Böylelikle büyücüler, bilinen bir günün belli vaktinde biraraya getirildi.

    Şuara Suresi, 39. ayet: Ve insanlara da: "Siz de toplanıyor musunuz? dendi."

    Şuara Suresi, 40. ayet: "Umarız ki, eğer galip gelirse biz de büyücülere uyarız."

    Şuara Suresi, 41. ayet: Büyücüler geldiklerinde, Firavun'a: "Şayet biz galip gelirsek, bize bir ücret var gerçekten, değil mi?" dediler.

    Şuara Suresi, 42. ayet: "Evet" dedi. "Üstelik şüphesiz siz en yakın(larım) kılınanlardan olacaksınız."

    Şuara Suresi, 43. ayet: Musa onlara dedi ki: "Atacağınızı atın."

    Şuara Suresi, 44. ayet: Onlar da, iplerini ve asalarını atıverdiler ve: "Firavun'un üstünlüğü adına, hiç tartışmasız, üstün olanlar gerçekten bizleriz" dediler.

    Şuara Suresi, 45. ayet: Böylelikle Musa da asasını bırakıverdi, bir de (ne görsünler) o, uydurmakta olduklarını yutuveriyor.

    Şuara Suresi, 46. ayet: Anında büyücüler secdeye kapandılar.

    Şuara Suresi, 47. ayet: (Ve:) "Alemlerin Rabbine iman ettik" dediler.

    Şuara Suresi, 48. ayet: "Musa'nın ve Harun'un Rabbine."

    Şuara Suresi, 49. ayet: (Firavun) Dedi ki: "Ona, ben size izin vermeden önce mi inandınız? Şüphesiz, o, size büyüyü öğreten büyüğünüzdür; öyleyse yakında bileceksiniz. Şüphesiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama kestireceğim ve sizin hepinizi gerçekten asıp-sallandıracağım."

    Şuara Suresi, 50. ayet: "Hiç zararı yok" dediler. "Çünkü biz gerçekten Rabbimiz'e dönücüleriz."

    Şuara Suresi, 51. ayet: "Doğrusu biz, iman edenlerin ilki olduğumuzdan dolayı Rabbimiz'in bizim hatalarımızı bağışlayacağını umuyoruz."

    Şuara Suresi, 52. ayet: Musa'ya: "Kullarımı gece yürüyüşe geçir, çünkü izleneceksiniz" diye vahyettik.

    Şuara Suresi, 53. ayet: Bunun üzerine Firavun şehirlere (asker) toplayıcılar gönderdi.

    Şuara Suresi, 54. ayet: "Gerçek şu ki bunlar azınlık olan bir topluluktur;"

    Şuara Suresi, 55. ayet: "Ve elbette bize karşı da büyük bir öfke beslemektedirler."

    Şuara Suresi, 56. ayet: 'Biz ise uyanık bir toplumuz" (dedi).

    Şuara Suresi, 57. ayet: Böylelikle Biz onları (Firavun ve kavmini) bahçelerden ve pınarlardan sürüp çıkardık;

    Şuara Suresi, 58. ayet: Hazinelerden ve soylu makam(lar)dan da.

    Şuara Suresi, 59. ayet: İşte böyle; bunlara İsrailoğulları'nı mirasçı kıldık.

    Şuara Suresi, 60. ayet: Böylece (Firavun ve ordusu) güneşin doğuş vakti onları izlemeye koyuldular.

    Şuara Suresi, 61. ayet: İki topluluk birbirini gördükleri zaman Musa'nın adamları: "Gerçekten yakalandık" dediler.

    Şuara Suresi, 62. ayet: (Musa:) "Hayır" dedi. "Şüphesiz Rabbim, benimle beraberdir; bana yol gösterecektir."

    Şuara Suresi, 63. ayet: Bunun üzerine Musa'ya: "Asanla denize vur" diye vahyettik. (Vurdu ve) Deniz hemencecik yarılıverdi de her parçası kocaman bir dağ gibi oldu.

    Şuara Suresi, 64. ayet: Ötekileri de buraya yaklaştırdık.

    Şuara Suresi, 65. ayet: Musa'yı ve onunla birlikte olanların hepsini kurtarmış olduk.

    Şuara Suresi, 66. ayet: Sonra ötekileri suda boğduk.

    Şuara Suresi, 67. ayet: Şüphesiz, bunda bir ayet vardır. Ama onların çoğu iman etmiş değildirler.

    Neml Suresi, 7. ayet: Hani Musa ailesine: "Şüphesiz ben bir ateş gördüm" demişti. "Size ondan ya bir haber veya ısınmanız için bir kor ateş getireceğim."

    Neml Suresi, 8. ayet: Oraya gittiğinde, kendisine seslenildi: "Ateş (yerin)de olanlar da, çevresinde bulunanlar da kutlu kılınmıştır. Alemlerin Rabbi olan Allah Yücedir.

    Neml Suresi, 9. ayet: "Ey Musa, gerçekten Ben, güçlü ve üstün, hüküm ve hikmet sahibi olan Allah'ım."

    Neml Suresi, 10. ayet: "Asanı bırak;" (Bıraktı ve) onun çevik bir yılan gibi hareket etttiğini görünce, geriye doğru kaçtı ve arkasına bakmadı. "Ey Musa, korkma; şüphesiz Ben(im); Benim yanımda gönderilen (elçiler) korkmaz."

    Neml Suresi, 11. ayet: "Ancak zulmeden başka; sonra kötülüğün ardından iyiliğe çevirirse, artık şüphesiz Ben, bağışlayanım, esirgeyenim."

    Neml Suresi, 12. ayet: "Ve elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıkıversin, (bu,) Firavun ve kavmine olan dokuz ayet (mucize) içinde(n biri)dir. Gerçekten onlar, fasık olan bir kavimdir."

    Neml Suresi, 13. ayet: Ayetlerimiz onlara, gözler önünde sergilenmiş olarak gelince dediler ki: "Bu, apaçık olan bir büyüdür."

    Neml Suresi, 14. ayet: Vicdanları kabul ettiği halde, zulüm ve büyüklenme dolayısıyla bunları inkar ettiler. Artık sen, bozguncuların nasıl bir sona uğratıldıklarına bir bak.

    Kasas Suresi, 3. ayet: Mü'min olan bir kavim için hak olmak üzere, Musa ve Firavun'un haberinden (bir bölümünü) sana okuyacağız.

    Kasas Suresi, 4. ayet: Gerçek şu ki, Firavun yeryüzünde (Mısır'da) büyüklenmiş ve oranın halkını birtakım fırkalara ayırıp bölmüştü; onlardan bir bölümünü güçten düşürüyor, erkek çocuklarını boğazlayıp kadınlarını diri bırakıyordu. Çünkü o, bozgunculardandı.

    Kasas Suresi, 5. ayet: Biz ise, yeryüzünde güçten düşürülenlere lütufta bulunmak, onları önderler yapmak ve mirasçılar kılmak istiyoruz.

    Kasas Suresi, 6. ayet: Ve (istiyoruz ki) onları yeryüzünde 'iktidar sahipleri olarak yerleşik kılalım', Firavun'a, Haman'a ve askerlerine, onlardan sakındıkları şeyi gösterelim.

    Kasas Suresi, 7. ayet: Musa'nın annesine: "Onu emzir, şayet onun için korkacak olursan, onu suya bırak, korkma ve üzülme; çünkü onu Biz sana tekrar geri vereceğiz ve onu gönderilen (elçilerden) kılacağız" diye vahyettik (bildirdik).

    Kasas Suresi, 8. ayet: Nihayet Firavun'un ailesi, onu (ileride bilmeksizin) kendileri için bir düşman ve üzüntü konusu olsun diye sahipsiz görüp aldılar. Gerçekte Firavun, Haman ve askerleri bir yanılgı içindeydi.

    Kasas Suresi, 9. ayet: Firavun'un karısı dedi ki: "Benim için de, senin için de bir göz bebeği; onu öldürmeyin; umulur ki bize yararı dokunur veya onu evlat ediniriz." Oysa onlar (başlarına geleceklerin) şuurunda değillerdi.

    Kasas Suresi, 10. ayet: Musa'nın annesi ise, yüreği boşluk içinde sabahladı. Eğer mü'minlerden olması için kalbi üzerinde (sabrı ve dayanıklılığı) pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse onu(n durumunu) açığa vuracaktı.

    Kasas Suresi, 11. ayet: Ve onun kız kardeşine: "Onu izle," dedi. Böylece o da, kendileri farkında değilken onu uzaktan gözetledi.

    Kasas Suresi, 12. ayet: Biz, daha önce ona süt analarını haram etmiştik. (Kız kardeşi:) "Ben, sizin adınıza onun bakımını üstlenecek ve ona öğüt verecek (veya eğitecek) bir aileyi size bildireyim mi?" dedi.

    Kasas Suresi, 13. ayet: Böylelikle, gözünün aydın olması, üzülmemesi ve gerçekten Allah'ın va'dinin hak olduğunu bilmesi için, onu annesine geri vermiş olduk. Ancak onların çoğu bilmezler.

    Kasas Suresi, 14. ayet: O, erginlik çağına ulaşıp olgunlaşınca, ona bir 'hüküm ve hikmet' ve ilim verdik. Biz iyilikte bulunanları işte böyle ödüllendiririz.

    Kasas Suresi, 15. ayet: (Musa) Halkının haberi olmadığı bir zamanda şehre girdi, orda kavga etmekte olan iki adam buldu; bu kendi taraftarlarından, şu da düşmanlarından. Derken taraftarlarından olan, düşmanlarından olana karşı ondan yardım istedi. Bunun üzerine ona bir yumruk attı ve işini bitiriverdi. (Sonra da:) "Bu şeytanın işindendir; o, gerçekten açıkça saptırıcı bir düşmandır" dedi.

    Kasas Suresi, 16. ayet: Dedi ki: "Rabbim, gerçekten, ben kendi nefsime zulmettim, artık beni bağışla." Böylece (Allah) onu bağışladı. Şüphesiz. O, bağışlayandır, esirgeyendir.

    Kasas Suresi, 17. ayet: Dedi ki: "Rabbim, bana verdiğin nimetler adına, artık suçlu günahkarlara destekçi olmayacağım."

    Kasas Suresi, 18. ayet: Böylece şehirde korku içinde (çevreyi) gözetleyerek sabahladı. Derken, bir de baktı ki, dün kendisinden yardım isteyen (kişi, bugün de) kendisine yardım için bağırıyor. Musa, ona dedi ki: "Sen açıkça bir azgınsın."

    Kasas Suresi, 19. ayet: Sonunda ikisinin de düşmanı olan (adam)ı yakalamak isterken (adam ona) dedi ki: "Ey Musa dün birini öldürdüğün gibi, bugün de beni mi öldürmek istiyorsun? Sen yeryüzünde yalnızca bir zorba olmak istiyorsun, ıslah edicilerden olmak istemiyorsun."

    Kasas Suresi, 20. ayet: Şehrin öbür yakasından bir adam koşarak gelip dedi ki: "Ey Musa, önde gelenler, seni öldürmek konusunda aralarında görüşmektedirler, artık sen çık git; gerçekten ben sana öğüt verenlerdenim."

    Kasas Suresi, 21. ayet: Böylece oradan korku içinde (çevreyi) gözetleyerek çıkıp gitti: "Rabbim, zalimler topluluğundan beni kurtar" dedi.

    Kasas Suresi, 22. ayet: Medyen'e doğru yöneldiğinde de: "Umarım Rabbim, beni doğru bir yola yöneltip iletir" dedi.

    Kasas Suresi, 23. ayet: Medyen suyuna vardığı zaman, su almakta olan bir insan topluluğu buldu. Onların gerisinde de (hayvanları su başına götürmekten çekinen) iki kadın buldu. Dedi ki: "Bu durumunuz ne?" "Çobanlar sürülerini sulamadıkça, biz sürülerimizi sulayamayız; babamız, yaşı ilerlemiş bir ihtiyardır." dediler.

    Kasas Suresi, 24. ayet: Hemencecik onların sürülerini suladı, sonra yine gölgeye çekilerek dedi ki: "Rabbim, doğrusu bana indirdiğin her hayra muhtacım."

    Kasas Suresi, 25. ayet: Çok geçmeden, o iki (kadın)dan biri, (utana utana) yürüyerek ona geldi. "Babam, bizim için sürüleri sulamana karşılık sana mükafaat vermek üzere seni davet etmektedir." dedi. Bunun üzerine ona gelip de olup bitenleri anlatınca o: "Korkma" dedi. "Zalimler topluluğundan kurtulmuş oldun."

    Kasas Suresi, 26. ayet: O (kadın)lardan biri dedi ki: "Ey babacığım, onu ücretli olarak tut; çünkü ücretle tuttuklarının en hayırlısı gerçekten o kuvvetli, güvenilir (biri)dir."

    Kasas Suresi, 27. ayet: (Babaları) Dedi ki: "Doğrusu ben, sekiz yıl bana hizmet etmene karşılık olmak üzere, şu iki kızımdan birini sana nikahlamak istiyorum; şayet on (yıl)a tamamlayacak olursan, artık o da senden. Ben sana zorluk çıkarmak istemem; beni de inşaAllah salih olanlardan bulacaksın."

    Kasas Suresi, 28. ayet: (Musa) Dedi ki: "Bu, benimle senin aranda olan (bir antlaşma)dır. Bu durumda iki süreden hangisini yerine getirirsem, artık bana karşı bir haksızlık söz konusu olamaz. Allah, söylediklerimize vekildir."

    Kasas Suresi, 29. ayet: Böylelikle Musa, süreyi tamamlayıp ailesiyle birlikte yola koyulunca, Tur tarafında bir ateş gördü. Ailesine: "Siz durun, gerçekten bir ateş gördüm; umarım ondan ya bir haber, ya da ısınmanız için bir kor parçası getiririm" dedi.

    Kasas Suresi, 30. ayet: Derken oraya geldiğinde, o kutlu yerdeki vadinin sağ yanında olan bir ağaçtan: "Ey Musa, Alemlerin Rabbi olan Allah Benim;" diye seslenildi.

    Kasas Suresi, 31. ayet: "Asanı bırak." (Attıktan hemen sonra) onun şimdi bir yılan gibi hareket ettiğini görünce, arkasına dönüp bakmaksızın kaçmaya başladı. "Ey Musa, dön ve korkuya kapılma. Şüphesiz güvendesin."

    Kasas Suresi, 32. ayet: "Elini koynuna sok, kusursuz olarak bembeyaz çıksın. Ve (her türlü) dehşetten yana kanatlarını kendine doğru çek. İşte bunlar, senin Rabbinden Firavun ve önde gelen adamlarına iki kesin-kanıt (mucize)dır. Gerçekten onlar, fasık bir topluluktur."

    Kasas Suresi, 33. ayet: Dedi ki: "Rabbim, gerçekten onlardan bir kişi öldürdüm, beni öldürmelerinden korkuyorum."

    Kasas Suresi, 34. ayet: "Ve kardeşim Harun; dil bakımından o benden daha düzgün konuşmaktadır, onu da benimle birlikte bir yardımcı olarak gönder, beni doğrulasın. Çünkü onların beni yalanlamalarından korkuyorum."

    Kasas Suresi, 35. ayet: (Allah) Dedi ki: "Pazunu kardeşinle pekiştirip güçlendireceğiz; sizin ikinize de öyle bir 'güç ve yetki' vereceğiz ki, ayetlerimiz sayesinde size erişemeyecekler. Siz ve size uyanlar galip olanlarsınız."

    Kasas Suresi, 36. ayet: Musa, onlara apaçık olan ayetlerimizle geldiği zaman: "Bu, düzüp uydurulmuş bir büyüden başkası değildir. Biz geçmiş atalarımızdan bunu işitmedik" dediler.

    Kasas Suresi, 37. ayet: Musa dedi ki: "Rabbim, kimin Kendisi'nden bir hidayetle geldiğini ve bu (dünya) yurdun(un) sonucunun kime ait olacağını daha iyi bilir. Gerçekten, zulmedenler, felah bulmazlar."

    Kasas Suresi, 38. ayet: Firavun dedi ki: "Ey önde gelenler, sizin için benden başka ilah olduğunu bilmiyorum. Ey Haman, çamurun üstünde bir ateş yak da, bana yüksekçe bir kule inşa et, belki Musa'nın ilahına çıkarım çünkü gerçekten ben onu yalancılardan (biri) sanıyorum."

    Kasas Suresi, 39. ayet: O ve a
  • Resulullah, “Hud suresi beni ihtiyarlattı” demiştir. Çünkü o surede “Emrolunduğun gibi müstakim ol” (Hud 112) ayeti vardır.