Asım, en sonunda belini doğrultup cebini doldurur gibi olmuştu. Ama günün birinde, evine geldiği zaman cüceye, "Bana yeni bir beste yap. Çünkü bunu dinleye dinleye bıktılar,'" dediği vakit dananın kuyruğu koptu.
Yapacağı iş karşılığında Alessandro Perevelli Asım'dan, bir azatname yazıp imzalamasını istiyordu. Ayrıca artık eve hapsedilmeyecek ve gün boyu serbestçe dolaşabilecekti. Bunun için de bir ipek kaftana, çakşıra, gömleğe, külaha ve bir çift pabuca ihtiyacı vardı. Bunun yanında, kuyudan çektiği soğuk suda yıkanmak yerine, en az haftada bir defa hamama gidecekti. Hepsinden önemlisi, Asım gelirinin onda birini cüceye verecekti. Gerçi Asım önceleri köpürmüş, bağırıp çağırmıştı; ama Alessandro'nun elinde hiç de azımsanamayacak bir koz vardı.
Nihâyet ikisi için de bir altın dönem başlamıştı. Asım artık meyhanelerde değil, paşaların ve vezirlerin evinde kanûnuyla "cambazlık" yapmaya davet ediliyor ve iki avucuna birden bol bol bahşiş akıtılıyordu. Başında lahuri destar sarılı külahı, sırtında mavi ipekliden kaftanı ile epeyce saygın bir görünüşe sahip olan Alessandro ise, o hafta için bağladığı besteyi kâğıda döktükten sonra, kırın ortasındaki, evden dışarı çıkıyor, hemen her gün Kostantiniye'nin yeni bir mahallesini keşfediyordu. Bu şehirde saygın olmak için ya paraya, ya nüfuza ya da ilme sahip olmak gerektiğini anlamıştı. Ama ilim, bu dünya hakkında değil de, asıl ahiret hakkında olduğu zaman geçer akçeydi. Cüce böylece Sahhaflar Çarşısı'na dadandı. Bu suretle, El-Taberî'nin Câmi-ûl-Beyân an Tevili'l Kur'ân başlıklı kitabını, Er-Razi'den Mefâtihû'l Gayb'ı, Zemahşeri'den el-Keşşâf'ı, Kutubü'l Sittte'yi yani Müslim, Buhâri, Ebû Davut, Timizi, Nesahl ve İbni Mace'ye ait altı tefsir kitabını okuyup hatmetti