hüdaverdi türk

karısına üç kez "Boş ol" deyip de daha sonra buna pişman olan erkeğin karısıyla tekrar evlenebilmesi için, karısının başka biriyle evlenip en az bir geceyi onunla birlikte geçirdikten sonra boşanması gerekirdi. İşte bu bir gecelik kocaya halk arasında "hülleci" denirdi. Hûlleciler genellikle yetmişli yaşların üzerinde olurdu. Ayrıca kör olmaları tercih sebebiydi. Ancak, her ne kadar kör ve ihtiyar olmasa da, o sessiz sedasız ve ezik Heybet'in yüzüne bir kez bakan, geceden onun koynuna verilen bir kızın, sabaha kız oğlan kız çıkacağını anlardı. Fakat Heybet, elim bir iş kazası sonucu, bu ekmek kapısından olmuştu:
Reklam
Sakın merak etme! Seni muhakkak tedavi edeceğim! Eğer beceremezsem, bana 'Cenazeci Rafael' demesinler."
Kahin tasvirii
ilim konusunda derya gibi olan kâhin, epeyce dindar da olduğundan, sadece ve sadece bir tek kitap kaleme almış, böylece kafa sermayesinin kırkta birini, okusunlar öğrensinler diye cahil cühela takımına zekât olarak vermişti.
Evet, öyle. Ama mükemmellikle güzellik aynı değildir." Davut susuyordu. İbrahim Dede konuşmasına devam etli: "İşin zor. Çirkin bir şeyi güzel yapmak mümkündür; ama mükemmel bir şeyi güzel kılmak çok daha zahmetli bir iştir."
Davut, içinde bulunduğu durumu sivri zekâlı birine anlatsa, hayaletin meçhul bir nedenle tebelleş olduğu Nevâ'nın ve annesinin oyununa geldiğinin ve bu hanımların sadece belâyı defetmek için, lanetli bir saz semaisinin yazıldığı o kâğıdı sırf hayalet başka yere gitsin diye verdiğinin, kısacası, tam anlamıyla bir enayi olduğunun işte şimdi anlaşıldığı cevabını alırdı. Gerçekten de, âşık olduğu için gözü ve basireti bağlanan Davut, haliyle Nevâ ile annesinin evine musallat olan Asım'ın hayaletini kendine bizzat çekmiş ve sözüm ona, Nevâ'nın gözünde kahraman olmuştu. Kafası karışan Davut, sağır ve dilsiz ikizi Eflatun'un çilesi binbir gün sürmesi gerektiği halde tam on senedir dibekte kahve dövdüğü yer olan Galata Mevlevihanesi'ne gidip, Şeyh İbrahim Dede Efendi Hazretleri'ne bir danışmaya karar verdi.
Reklam