Aleyhe bozma yasağı kaldırılsın!" Hukukçular bunun ne anlama geldiğini kolaylıkla anlayacaktır. Fakat, hukuk dışından bakanlar için tercüme edelim. Sayın Başkan şöyle diyor: "Sanığa hukuk devleti ile ta nınan hukuki güvenliği kaldırın ve eğer mahkemenin verdiği karara razı olmaz ise, halinin daha beter olabileceği tehdidine tabi tutun! Bak o zaman kararı temyiz edebilirler mi? Bak o zaman yargının işleri nasıl azalır!"
İSMET İNÖNÜ (Malatya) - Sizi Türk milletine karşı mesuliyetlerle baş başa bırakıyorum. (Soldan gürültüler) İki esas, milletin hatırasında daima basiret dersi olarak kalacaktır. İktidar da bulunan bir siyasi partinin rakibi olan siyasi partiye karşı yaptığı isnat ve ithamı, bağımsız bir mahkeme hükmüne arz etmeye cesaret edememesi, ithamının haksız ve iftara olduğunun riyazi delilidir. (Sağdan alkışlar) Hukuk dışında harekete karar vermiş olan bir iktidar, düşmemek için meşru olmayan her vasıtaya başvuracak yoldadır. (Soldan şiddetli gürültüler, "Telaşınıza acıyorum!" sesleri, "Onu ancak sen yaparsın!" sesleri) Tarihi şanlı hizmetlerle dolu olan Cumhuriyet Halk Partisi, bugün uğrıyacağı muamele ile yüksek bir şeref yoluna, vatanda her şeyde önce hukuk devleti kurmak için çalışma yoluna girmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi bugün vatandaş gözünde vatan selametinin başlıca ümidi olduğunu bir daha anlamıştır. (Sağdan "Bravo!" sesleri, şiddetli alkışlar) (Soldan şiddetli gürültüler)
Eski Osmanlı rivâyetinde mâliye ve timar sistemine dair Osman Gazî'nin bazı kanûnlar koyduğu nakledilirse de, bu rivâyetin i'timada değer olmadığını belirtmeye hacet yoktur. Ancak kesin olarak bildiğimiz bir nokta vardır ki, o da 1300 tarihlerinden sonra Osman Beg'in teşkilâtlı bir siyasî varlığı temsil ettiği, bir beyliğin başı olduğudur. Yine Osman Gazî zamanına atfolunan bir olay, genelde Şerîatle örf arasındaki çatışma hakkında kayda değer: Pazar bacı alınması hakkında bir teklif karşısında Osman Gazî, "Tanrı mı buyurdu, yoksa beyler kendiler mi ettiler, der. Bir kişi eydür: Türedir Hânım, ezelden kalmıştır". Osman Gazî onu şiddetle azarlar. Fakat "Pazar beylerine âdettir" diye açıklayınca, o zaman kabul eder ve örfî olan bac kanûnunu kor. Bu kayıt, başka tüm İslâm devletlerinde olduğu gibi, Osmanlı Devleti'nde de iki ayrı hukuk kaynağı Şerîat ve Kanûn'un daima tartışılmış olduğunu gösterir.
Sayfa 228 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
9. yüzyıl sonlarına doğru büyük İslâm uleması Şerîatın son şeklini aldığını ve içtihad kapısı'nın, yani İslâm hukukunda yeni kurallar koyma imkânının kapanmış olduğunu ilân etmişlerdi. İslâmiyet, gerek kamu hayatını gerekse bireyler arasındaki ilişkileri düzenleyen ve dinî emirlere dayanan bir tek kanûn tanıyodu, o da Şerîattı. Bir Müslüman hükümdarı, halife olsun sultan olsun, kanûn koyucu sıfatını takınamazdı. O, ancak İslâm kanûnunun, yani Şerîatın nâzırı ve muhafızı idi. Şerîat üzerinde herhangi bir yorumda bulunmak ancak yetkili ulemaya aitti. Osmanlı Devleti'nin bir İslâm devleti olarak Şerîatten başka bir kanûnu olmaması gerekirdi. Gerçekte, tamamıyla özel koşullar altında gelişen Osmanlı Devleti, Şerîatı aşan bir hukuk düzeni geliştirmiştir. Buna imkân veren prensip ise, örf, yani özel anlamda hükümdarın sırf kendi iradesine dayanarak Şerîatın kapsamına girmeyen alanlarda kanûn koyma yetkisidir. Bu da, doğrudan doğruya hükümdarın devlet içinde tam anlamıyla mutlak bir mevki kazanması, devlet çıkarlarının her şeyin üstüne sayılması ile gerçekleşebilmiştir. İşte İslâm devletinde bu aşamaya, daha Osmanlılardan önce kurulmuş olan Müslüman Türk devletlerinde erişilmiş bulunuyordu. Şerîat yanında kanûn ve örf, yani sırf hükümdarın iradesinden doğan ayrı bir hukuk düzeni, Osmanlılardan önce Türk İslâm devletlerinde tamamıyla yerleşmişti. Genellikle, fakîhler için bu kanûn düzenini meşrû gösteren esas, İslâm cemaʻâtinin hayrı ve selâmeti ile adâlet prensibidir. Mogol yasasının İslâm cemaʻâti üzerinde uygulanmasını meşrû göstermek için de adâlet, zayıfın kuvvetliye karşı korunması esasıyla ortaya sürülmüştür. Kanûn ve yasa koymanın temel koşulları şöyle tespit olunmuştur: 1. Şerîat dışı bir durum; 2. Buna dair yaygın bir âdetin veya kıyasa esas olacak bir genel âdetin
Sayfa 227 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu