Muhteşem üçlü
9/10
·120 syf.··
2026 3. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 20:09
Louis Gardel’in Sevenlerin Şafağı kitabı, Kanuni Sultan Süleyman, Pargalı İbrahim Paşa ve Hürrem Sultan üçgeninde ilerleyen kısa, akıcı ama tarihsel açıdan epey tartışmalı bir roman. Öncelikle şunu söylemeliyim: Kitap kötü bir okuma deneyimi sunmuyor. Aksine, sayfa sayısının azlığı, anlatımın hızlı ilerlemesi ve merkezine aldığı ilişki ağı sayesinde kendini kısa sürede okutuyor. Gardel, büyük bir imparatorluk anlatısından çok; iktidarın, yakınlığın, dostluğun, kıskançlığın ve insanın içindeki karanlık ihtirasların peşine düşüyor. Bu yönüyle kitabı tarihî bir roman gibi değil, tarihten ilham alan psikolojik ve dramatik bir kurgu olarak okumak daha doğru olur. Fakat benim için kitabın en büyük problemi de tam burada başlıyor. Sevenlerin Şafağı, Osmanlı tarihinin çok önemli isimlerini merkeze almasına rağmen tarihsel gerçeklik konusunda fazlasıyla serbest davranıyor. Bazı detaylar okurken insanı duraksatıyor. Özellikle karakterlerin birbirleriyle kurduğu ilişkiler, olayların yorumlanış biçimi ve tarihî kişiliklerin iç dünyalarının sunuluşu, yer yer “acaba bu gerçekten tarihsel bir zemine mi dayanıyor, yoksa tamamen yazarın hayal gücü mü?” sorusunu sorduruyor. Mustafa’nın annesi meselesi de buna örnek gösterilebilir. Kitapta Gülbahar adı geçince ilk bakışta bir hata varmış gibi durabiliyor; fakat Mahidevran’ın Gülbahar adıyla da anıldığı biliniyor. Yani burada sorun isimden çok, kitabın tarihî bilgileri yeterince açık ve güven verici biçimde aktarmaması. Okur, neyin tarihsel bilgi neyin kurgu olduğunu ayırt etmekte zorlanabiliyor. Kitapta Süleyman ile İbrahim arasındaki ilişki yer yer dostluk sınırlarını aşan, romantik ya da bedensel bir çekim ima ediyormuş gibi sunuluyor. Bu elbette yazarın edebi tercihi olabilir; fakat tarihsel kişileri bu kadar kesin ve tek bir
Edebiyat
Sevenlerin ŞafağıLouis Gardel · Can Yayınları · 199828 okunma
Elif Şafak - Ustam ve Ben
Puan vermedi·480 syf.··
2026 13. kitabı
Masal tadında bir eserdi ve verdiği tarih bilgileri kontrol ettiğimde çoğunun gerçek bilgi veya gerçeğe dayandırılmış güzel bir kurgu olduğunu gördüm bu da benim tarihî kurgu okurken en sevdiğim özelliklerden biridir yalnız yarısından sonra kitaba hacim yapsın diye konudan bağımsız küçük anektotlar eklenmiş ve bence eserin ahengini bozmuştur. Yani naçizane kitap normalde yarı hacminde olsa tam ayar olurdu diye düşünüyorum. Mimar Sinan'ın mizaçları birbirinden farklı Nikola Davut , Dilsiz Yusuf ve Hintli filbaz Cihan isimli dört çırağı vardır. Bunlar birbirlerine haset etmesinler diye çalışmalarını birbirlerine göstermeleri ustaları tarafından yasaklanmıştır. İçlerinden Cihan bir gün dört erkek cesedi bulur. Çırak Cihan, sarayda gece duyduğu sesler üzerine girdiği bir odada öldürülmüş genç erkek cesetleri bulur ve bir duvar halısının arkasına saklanarak faillerden korunur ancak orada mahsur kalır. Bir gece bir ulak gelir ve koca Sinanı saraya çağırdıklarını söyler. Gittiği yerde aynı cesetlerle karşılaşan Sinan, içgüdüsel olarak kaldırdığı duvar halısının altında Cihan'ı bulur. Biraz sonra da Sultan Üçüncü Murat gelir. Babası Sarı Selim haremde ayağı kayarak ölmüştür. Bu cesetler de onun saltanatın bekâsı için öldürdüğü kardeşleridir. Sinan'dan daha önce babası için bir türbe yaptırmasını istemiştir ve şimdi de tüm bu cesetlerin de aynı yere gömüleceği bir türbe emri verir. Kaderin cilvesidir ki kendinin 19 oğlu da yine saltanat bekası uğruna yay kirişiyle boğdurulup aynı türbeye defnedileceklerdir. Cihanın amcası üvey babasıdır. Annesini hamileyken dövüp hastalanıp ölmesine neden olur. Sıra Cihan'dadır ve 12 yaşındaki Cihan canını kurtarıp Çota isimli beyaz bir fille gemiyle İstanbul'a gelir. Aslında filin bakıcısı başka biridir ancak onu İstanbul'a getiren kaptan
Ustam ve BenElif Şafak · Doğan Kitap · 201314,3bin okunma
Reklam
Puan vermedi·230 syf.··
Beğendi
·
2026 8. kitabı
·
12 günde okudu
·
Okunma: 30 Mayıs 2026 00:00
Osmanlıda evlilik sisteminin değişmesiyle kadınların saray içinde kazandığı saltanat ve bunun devlete tesirleri akıcı bir dille anlatılıyor. Kadınlar saltanatı, iktidar hırsına sahip Hürrem Sultan'la başlayıp sahip olduğu makamı haleflerinin aksine devletin bekası için gayret eden Hatice Turhan Sultan'la nihayete eriyor. Yazar kitabın ekseriyetinde saltanat kadınlarının menfi etkilerinden bahsetse de Osmanlıda yaptıkları hayır faaliyetleri gibi müspet yönlerinin de gözardı edilmemesi gerektiğini ifade ediyor.
Osmanlıda Kadın SaltanatıYıldıray Kara · Yeditepe Yayınları · 201025 okunma
Fatih'i Herkes Yazar Marifet Deli İbrahim'i Yazmakta
10/10
·168 syf.··
Beğendi
·
2026 41. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 29 Mayıs 2026 21:27
·
Tarihi roman deyince akla gelen ilk isimlerden biri değil Zülfü Livaneli ama "madem yazıyorum, hakkını da vereyim" demiş. Bu arada tarihi roman denince akla gelen klasik aksiyonu bol epik bir eser gelmesin aklınıza. Daha çok kölelik psikolojisi ve iktidar hırsı odağında geçen bir roman yazmış Livaneli. Bende asıl hayranlık uyandıran iki şey var. İlki tarihi roman yazımına uygun olan dilin kusursuza yakın (kusursuza yakın diyorum çünkü kusursuz nasıl olur bilmiyorum) bir seviyede kullanılmış olması. İkincisi ise bedeni azat etseniz bile baki kalacak olan köleleşmiş ruhun harika bir şekilde betimlenmiş olması. Harem Ağası olan Habeşli bir köle ve nam-ı diğer Deli İbrahim'in saltanatını konu alan eserin bir diğer kahramanı ise Osmanlının Hürrem Sultan ile birlikte en güçlü Valide Sultanlarından biri olan Mahpeyker Kösem Sultan. Analığa diz çöktüren iktidar hırsı ve bu hırsa kurban edilen gencecik hayatlar trajikomik bir şekilde kaleme alınmış.
Engereğin GözüZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201924,8bin okunma
Puan vermedi·224 syf.··
2026 32. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 18 Mayıs 2026 12:37
İnanın söze nasıl başlayacağımı bilmiyorum. Bu aralar çokça görüp okumak istediğim kitaplardandı. Yazarı hakkında ise çok övgü duymuştum ama bütün hevesimi kursağımda bıraktı diyebilirim. Bence kitap insana birşey kattığı için okunmalıdır ama bu kitap sana ne kattı diye sorarsanız hiç bişey diyebilirim. Baştan sona aldatmak üzerine kurulu kitap. İlişkilere ihanet, sevgiye ihanet üzerine kitabın konusu. Aşkın tek bir bedende vücut bulabileceğine inanmışımdır hep. İnsan birini gerçekten sever ve gözü başkasını görmez. Aldatmanın bahanesi hiç bir zaman olamaz benim gözümde. Ama bu kitabın aldatmak gibi hassas bir konuyu çok normalmiş gibi anlatması hiç hoşuma gitmedi benim. Kitap Şadan bey gibi çapkın ve sevgiden uzak her dala konan erkek karekter ve sırf evlendirilmek için evlendiği karısının birbirlerini aldatmasını anlatıyor. Şadan bey baştan beri çapkın, karısı ise onun tam tersi bilgili, çokça okuyan birisi, bu iki zıt karakterin arasındaki fark da kitapta sanki aldatmaya haklı bir sebep olarak gösterilmiş. İşler ilerledikçe konu çok başka bir yere evriliyor. Kitabın ana karakterlerinden diğerleri ise yan köşke taşınan, yine okumuş bilgili bir karekter olan Hürrem Bey ve onun tam zıt karakteri olan eşi Cevher hanımdır. Yan köşke taşınmaları ile asıl olay şekillenir. Şadan gittikleri ilk ziyarette kadınla balkonda öpüşür, ve karısı ile kocası içerde olan bu iki insan onları geride bırakır, sonra kaçak ilişkileri devam eder. Kitabın sonu ise mide bulandırıcıydı bence. Son dönemlerde çıkan dizileri izliyomuş gibi hissettim kitabı okurken. Okumak isteyenler için kitabın sonunu söylemeyeceğim ama sondaki diyaloglarda çok kötüydü bence. Açıkçası benim beğenmediğim bir kitap oldu. Kitabın ismindeki sevda kelimesine hakaret olarak gördüm kitabı. Sevda ve aldatmak bile
1000Kitap
Gönül Bir Yel Değirmenidir Sevda ÖğütürHüseyin Rahmi Gürpınar · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20255,6bin okunma
Yetersiz ve zorlama bir final..
2/10
·536 syf.··
2026 1. kitabı
Selam, 1000Kitap’ı pek kullanmıyorum ama birileriyle fikirlerimi paylaşmak istedim. Belki de Ben mi yanlış düşünüyorum? falan gibisinden. Eğer haksız olduğumu düşünüyorsanız lütfen belirtin. Kitabı yeni bitirdim ve açıkça söyleyebilirim ki çoğu yerde çok kolaya kaçılmıştı. Tamam da ne alaka ya dedim sürekli. Kitap 530 sayfa ve 400 sayfa boyunca neredeyse hiçbir şey olmuyor ben bir savaş kitabı okuyacağız sanıyordum ama 400 sayfa boyunca ağırlıklı olarak aşk ve ilişki dinamikleri var. Dinamik de hep aynı zaten= (koruyucu + sahiplenici + itaatkâr erkek) ve (cesur + inatçı + güçlü kadın) pfff Yani o kadar şehirler, krallıklar düşüyo abi 15 ay önce Saige dangalağı küçücük kızın ölümüne yol açıp kendi de esir düşüyor ki bunun öncesi de var, yani en az iki seneye yakın diyarda savaş var VE bunlar oturmuş hâlâ düğün dernek yapıyorlar! DAHA YENİ tüm krallıkları çağırıp bir plan yapmaya çalışıyorlar, o da hiçbir fayda sağlamıyor. Sağlıyorsa da kitap bunu bize anlatma gereği duymuyor bir daha adı geçmiyor hiçbirinin onun yerine yok Drystan, yok Irithel, küvet veya aşk sahneleri biz çok iyi yönetiyoz dimi aşkım? Evet aşkım... Nah iyi yönetiyonuz btw Üst üste düğün kutlama yapanlar mı ararsın, milletin krallığı yanarken sözde imparatorluğun aşk meşk derdinde olması mı. Valla Reika haklıydı; bunların alıklıkları kadının canına ne kadar tak ettiyse artık. Zaten bence 4 kitap boyunca yazılmış en iyi metin Reika’nın itirafıydı: 24 tane sorumsuz ebeveynin planladığı 2. sınıf bir Hunger Games; evlilik dışı doğmuş ve masum bir kızın bile boynunu kırabilecek (öyle varsayıyordu) kadar ileri giden eğitimsiz bir tavernaciyi imparatoriçe yapamaz, YAPMAMALI! Karakter gelişimleri zaten çok komik. Zaiden lavuğu kitapta bir yerde diyor ki: "General / komutan ordusu ile birlikte olmalı, onurlu
1000Kitap
Diyarların YazarıAdora Yağmur · İndigo Kitap · 202668 okunma
Reklam
Reklam