Çok ender yaşanılan kimi aşklar gibi.
Öyle bir aşk yaşamışsındır ki,
bir daha artık böylesini yaşayamam dersin.
Aşk sözcüğüne anlamını veren,
bedenin tüm hücrelerinde,
sinirlerinin her atomunda duyduğun bir duygudur.
Sonra, bir gün, bir rastlantı, yeniden aynı heyecan, aynı coşku, aynı yoğunlukta yaşanan anlar...
İnanamazsın. Bir düşteyim sanırsın.
Kitaplar da benim için öyledir.
Eski aşklara dönemezsin, ama eski kitaplara dönebilirsin. (Kitapların ölmezliği burdan mı gelir?)
Önceki gecenin hatıraları, ertesi sabahın umutları gibi binlerce kök, sayısız ilmektir bizi bir insana bağlayan. İçinden bir türlü sıyrılamadığımız alışkanlıkların kesintisiz örgüsüdür. Cömertlikten istifleyen cimriler olduğu gibi bizler de cimrilikten harcayan müsriflerizdir ve hayatımızı bir insandan ziyade onun kendine bağlamayı başardığı saatlerimize, günlerimize ve diğer şeylere feda ederiz ki bunların yanında henüz yaşanmamış ömür, nispeten müstakbel yaşam bize daha da uzak, daha ilgisiz görünür; onun kadar içten, onun kadar bize ait değildir sanki.
Doğa ömür konusunda hayvanlara öyle cömert davranmıştır ki, onlara beş ya da on ömür vermiştir, birçok büyük şeyi başarmak için doğmuş olmasına rağmen, insana çok daha kısa bir süre vermiştir.