Edmund Husserl, Paris Konferansları’nda Descartes’ın Meditasyonlar’ından yola çıkar.
Descartes’ın şüphe yöntemini önemli bulur fakat onun eksik kaldığını söyler.
Descartes’a göre varlığımızın temeli “düşünen ben”dir. Burada düşünme sadece zihinsel kalır. Husserl’e göre bu yeterli değildir. Çünkü bütün deneyimlerimizin merkezinde bilinçli bir ben, yani “ego” vardır.
Husserl’e göre, fenomenolojide bu ego, nesnelerin nasıl bilinçte göründüğünü, hangi anlam katmanlarıyla bize sunulduğunu ortaya koyar. Yani bilinç ve anlam, bu ego aracılığıyla şekillenir.
Bu arada fenomenoloji Husserl’in geliştirdiği bir yöntemdir. Burada amaç bilincimizin deneyimlendiği şeyleri olduğu gibi, bilince nasıl göründükleri haliyle incelemektir.
Burada Husserl “epokhe” adını verdiği bir yöntem kullanır. Epokhe, gündelik hayatta doğal olarak kabul ettiğimiz bazı kabulleri geçici olarak askıya almak (paranteze almak) anlamına gelir. Böylece önyargılardan ve deneyimlerden arınmış bir şekilde inceleme yapılabilir.