“Sana suskunluğumu getirdim, sana hüznümü getirdim. Sana ölü kuşlar, müstehzi gülüşler, sana uğursuzluk, sana kemgöz, incinmiş kelimeler getirdim.” (Vakitsiz Ölüler Yurdu) gibi vurucu cümlelerle başlıyor kitap. Zaman zaman okuru uzun uzun düşündüren cümleler…Dili büyük bir ustalıkla işleyen Sema Bayar, sıra dışı kurgusuyla okuru kitaba hapsediyor diyebilirim.Bunun yanı sıra okurla arasında görünmez bir bağ kurup okurun iç dünyasına açılan bir kapı aralıyor adeta. “upir” lerin, “ ecinni” lerin olduğu bölümler öyle akıcı ki adeta masal tadı alıyorsunuz okurken. Cafer Baba Tekkesi, Felah Baba, “huu” ile selamlaşan müritler, Ocak şeyhi, postnişin vb. tasavvuf tadı aldığım bölümler oldu. Sema Bayar’ın öykülerinde ilgi çekici bir unsur da metinlerarasılık… Bir öyküdeki kahramanın diğer öykülerde de karşımıza çıkması, tanıdık bir yüzle karşılaşmak gibi hoş bir duygu uyandırıyor okurda. “Kalp dediğin ipe sapa gelmez, en vefalı hisleri hazzın dipsiz kuyularında boğar. “ Kalp dinler, vicdan konuşur.” (Mezar Artığı) “İnsan kendini görmek için başka gözlere ihtiyaç duyar.” (Hüseyin’in Boynundaki İp) “Ölümü yenmek için her gün yeni baştan ölmeli insan”(Adam Asmaca) “Kızlar annelerinin alın yazısını miras alır, unutma.”(Doğum Lekesi) “İlk hatalar , diğer hataların toprağını sürermiş.” Kadınlar asla kendi gözleriyle aşık olmaz.” Kadınlar kendilerine dışardan bakabilme yeteneğiyle doğarlar.” “Dünyayla karşılaşmaktan başka ne doyurur ruhumuzu esir alan açlığı”(Bütün Günahlar Hayata Karışırken İşlenir)