O kadar tanıdık bir öykü ki aslında. Hikayede olan her karakterler aslında hayatımızda sıklıkla gördüğümüz,yanından geçtiğimiz, sessizce benimsediğim ve istemsizce onayladığımız insanlar. Aziz Bey'in kibri, benim ben deyişleri, babasını eleştirip öfke duyarken aynada baktığı silüetinde babasının aynısı olduğunu görmesi.. her şey o kadar ahenkle işlenmiş ki,hayran kaldım. Alegorik anlatım kullanmış çok sevdim. Sadece olanı tanrısal bakışla değil öyle olmasaydı nasıl olurduyu da çok kısa ve öz bir şekilde anlatmış. Sürükleyici büyüleyici. 88 sayfada böyle hissettirmesi çok güzeldi.
En çok beni Vuslat üzdü. Vuskatla evlenirken Aziz Beyin düşüncelerini şöyle aktarmış yazar,
"Aşık olacak, kapris çekecek, ortak hayatlarını bitmeyen istekler manzumesine çevirecek bir kadının gönlünü eyleyecek hali de, arzusu da yoktu. Öylesine bencil düşünceler içindeydi ki ancak Vuslat gibi sessiz, silik, dikkatle bakılmadıkça görülmeyen, varlığına ihtiyaç duyulmadıkça ortaya çıkmayan, o konuşursa dinleyen, sorarsa cevap veren, kısacası hayatını alabildiğine kolaylaştıracak bir kadınla yaşayabileceğini düşünüyor, dahası böyle bir kadın istiyordu."
Çok üzgünüm .çok güzel
Ama bilmiyordu ki vücudun ruha ihanet etmediği anlar pek azdır. Ne çok ister insan büyük kederlerin ardından ölüp gitmeyi de, başaramaz. Ruh, başına kara bir hale takarak göğe yükselmek için çırpınır; ama vücut dünyalıdır; yer, içer, yaşar.