Hz. Bakunin.
Bir topluluk, «daha iyi bir yaşama sahip olunabilir» demekle hiçbir zaman eyleme geçirilemez. Bir kadına: «eğer birleşirsek şöyle böyle bir yaşam sürebiliriz belki» denirmiş gibi. Hayır, kadına da topluma da cenneti vereceğimizi söylemek gerekir; bu, senin analitik, ayrışımcı düşüncenin etkisizliğini ortaya koyuyor. Samiler, insanın başlangıcında, (kötü anlamıyla) diyalektik bir cennet uydurdular. Samiliğin başka bir biçimi olan hristiyanlık, cenneti en sona, insan yaşamının dışına yerleştirdi ve birer yeni hristiyandan başka birşey olmayan anarşistler, yani yeni samiler cennetlerini yaşama ve yeryüzüne getiriyorlar. Her yanda ve her dönemde insanları güdenler, cennet sözü verenler olmuştur.
Edebiyat
Ahulgo'da yaşanan felaketten bir yıl sonra 1840'ta Şamil'in tek­rar ortaya çıkmasıyla kıyasıya mücadele yeniden başladı. Ne re­form yapmaktan ve daha merhametli bir yönetimden bahseden Ruslar için ne de daha önce Müritlerle tam anlamıyla ittifaka yanaşmayan dağlılar için artık bir orta yol bulmak mümkündü. Dağlılar, akın akın Şamil'in saflarına katılıyordu. Şamil ise elin­deki birlikleri dalga dalga Rus askerlerinin üzerine gönderiyordu. Davalarına yürekten inanan bu insanlar kahramanca çarpışıyor­du. Şamil, çok sayıda güçlü aşiret reisini yanına çekmeyi başar­mıştı. Onun yönetimi altındaki aşiretler, Çeçenistan ormanla­rında bir çeşit gerilla savaşı yürütüyordu. Rus askerleri, ağaç ve çalılarla kaplı arazide topların ve ikmal arabalarının taşınabilme­si için yol açmaya çalışıyordu. Şamil'in adamlarıysa sürünerek, emekleyerek ve yeri geldiğinde kedi gibi tırmanarak işgalcilerin etrafını sarıyordu. Rus birliklerini ormanın derinliklerine çeken Şamil, düşmanlarını burada yok ediyordu. Son zamanlarda Karadeniz'in kıyısında, Anapa'nın güneyinde bir dizi baskın ve kuşatma yaşanmıştı. Ruslar son derece kah­ramanca savaşmasına rağmen bütün çatışmaları Çerkes aşiretler kazanmıştı. Rus kaleleri, bir bir Çerkes aşiretlerin eline geçmiş, Rus garnizonlarında görevli bütün askerler katledilmişti. Bu bölgede oldukça yaygın görülen veba ve sıtma gibi hastalıklar (Bu nedenle bölge, Slavların Şeytan Adası yani askerlerin sür­gün yeriydi) birkaç ay içinde bütün bölükleri kırıp geçirmişti. Bitkin düşen askerler, canla başla mücadele etse de kuşatmaya direnecek güçleri kalmamıştı. Lazarev Kalesi, Velyaminov Kale­si, Nikola Kalesi, Mihailovski Kalesi üç ay içinde art arda düştü. Rusların itibarı, büyük bir darbe almıştı. Rivayete göre kıyı şeridindeki ayaklanmalar, Kafkas illeriyle İran
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Ahulgo'da yaşanan felaketten bir yıl sonra 1840'ta Şamil'in tek­rar ortaya çıkmasıyla kıyasıya mücadele yeniden başladı. Ne re­form yapmaktan ve daha merhametli bir yönetimden bahseden Ruslar için ne de daha önce Müritlerle tam anlamıyla ittifaka yanaşmayan dağlılar için artık bir orta yol bulmak mümkündü. Dağlılar, akın akın Şamil'in saflarına katılıyordu. Şamil ise elin­deki birlikleri dalga dalga Rus askerlerinin üzerine gönderiyordu. Davalarına yürekten inanan bu insanlar kahramanca çarpışıyor­du. Şamil, çok sayıda güçlü aşiret reisini yanına çekmeyi başar­mıştı. Onun yönetimi altındaki aşiretler, Çeçenistan ormanla­rında bir çeşit gerilla savaşı yürütüyordu. Rus askerleri, ağaç ve çalılarla kaplı arazide topların ve ikmal arabalarının taşınabilme­si için yol açmaya çalışıyordu. Şamil'in adamlarıysa sürünerek, emekleyerek ve yeri geldiğinde kedi gibi tırmanarak işgalcilerin etrafını sarıyordu. Rus birliklerini ormanın derinliklerine çeken Şamil, düşmanlarını burada yok ediyordu. Son zamanlarda Karadeniz'in kıyısında, Anapa'nın güneyinde bir dizi baskın ve kuşatma yaşanmıştı. Ruslar son derece kah­ramanca savaşmasına rağmen bütün çatışmaları Çerkes aşiretler kazanmıştı. Rus kaleleri, bir bir Çerkes aşiretlerin eline geçmiş, Rus garnizonlarında görevli bütün askerler katledilmişti. Bu bölgede oldukça yaygın görülen veba ve sıtma gibi hastalıklar (Bu nedenle bölge, Slavların Şeytan Adası yani askerlerin sür­gün yeriydi) birkaç ay içinde bütün bölükleri kırıp geçirmişti. Bitkin düşen askerler, canla başla mücadele etse de kuşatmaya direnecek güçleri kalmamıştı. Lazarev Kalesi, V elyaminov Kale­si, Nikola Kalesi, Mihailovski Kalesi üç ay içinde art arda düştü. Rusların itibarı, büyük bir darbe almıştı. Rivayete göre kıyı şeridindeki ayaklanmalar, Kafkas illeriyle İran
Dursun ve diğer yazarların kitaplarına uzun bir değerlendirme
Son bölümde, İslâm'a yönelik eleştirel görüşleri üzerinde durduğumuz Turan Dursun ve Erdoğan Aydın'ın genel olarak eleştirilerinin niteliği, temel görüş ve iddialarının düşünce tarihindeki yeri ve günümüzdeki anlamı ile vardığımız sonuçlar ve önerilerimizüzerinde duracağız. Şunu da belirtelim ki, yazarların eleştirileri, sadece kendi görüşlerini değil başta İlhan Arsel, Server Tanilli gibi yazarlar olmak üzere ülkemizdeki “maddeci sol” düşüncenin -üs-lup farklılıkları dışında temel iddiaları ve nitelikleri bakımından: İslâm'a yönelik eleştirilerini de büyük ölçüde yansıtmaktadır. Özetle, yazarlar İslâm'ı pozitivist 'bilim ve akıl ile çağdaş insanlık değerleri" ölçütünde değerlendirirler. İslâmi değerlerin bu ölçülere ters düştüğü, çağın gerisinde kaldığı, modernleşme imkânı olmadığı gibi, modernleşmemizi de engellediği, dolayısıyla reddedilmesi gerektiği sonucuna varırlar. Ayrıca dinin dogmatik bir yapıda olduğunu, özgür, yaratıcı düşünceyi engellediğini de sıkça vurgularlar. Yazarlar ateizmden yanadır, ancak onlar ateizmi felsefi bir problem olmaktan ziyade, ideolojik bir dünya görüşü ve politik bir yaşam biçimi olarak sunmaktadırlar. Eski Sovyetler Birliği'nde ve sosyalizmin hakim olduğu bazı üçüncü dünya ülkelerinde olduğu gibi ülkemizdeki sosyalistler de ateizmi, ideolojilerinin ayrılmaz bir parçası ve prapaganda aracı olarak değerlendirirler ve bilimsel ateizm adıyla takdim ederler. Özellikle Turan Dursun'un -ki o bir sosyalist değildir- dine karşı eleştirilerinin oturtulduğu zemin ile Erdoğan Aydın'ın eserleri ve görüşleri bunun örnekleridir. 1) Eleştirinin hislerin tuzağından kurtulma ve kapsamlı bir “anlama”, “yorumlama” çabası olarak algılanması gerektiği kanaatindeyiz. Böyle bir eleştiri faaliyeti bir çok bakımdan değerlidir ve takdire şayandır. Hür düşünce