Akış
Ara
Ne Okusam?
Giriş Yap
Kaydol
Yine Uhud'a çıktığı bir gün sahâbilerden biri Efendimizin yanına gelip, "Ya Reûlullah! Herhâlde sizin en acı gününüz Hz. Hamza'nın şehid olduğu gündür" diyor. Hz. Peygamber başını kaldırıp "Hayır" diyor, "benim için en acı gün Tâif'te yaşadığımdır. Tâif'e gitmiş, onları İslâm'a dâvet etmiştim. Onlar ise dâvetimi kabul etmemiş, beni çocuklara taşlatmışlardı. Onların dâvetimi kabul etmeyip kâfir kalmaları beni çok üzer" Bu nasıl bir şefkat ve merhamettir! Bunu görüyor ve burdan kendimize ders çıkarıyor muyuz? Bizim için acı ve üzücü olan nedir? Kime kızıyor, kime merhamet ediyoruz? Kızma ve merhamet duygularımız nefsimizden mi kaynaklanıyor? Yoksa "hubben lillah, buğzen lillah" (sevmek de Allah için, kızmak da Allah için) kuralına mı uyuyoruz? İnsanlarla münâsebetimiz nasılsır?
Allah ve Resûlüne karşı gönlünüzde sevgi besliyorsanız, isimleri anıldığında sesiniz titriyorsa, gözünüz yaşarıyorsa, burnunuzun direkleri sızlıyorsa Allah ve Resûlü de sizi seviyor demektir. Kim ki Allah ve Resûlünü çok içten seviyor ve bunu derinden hissediyorsa, bilsin ki Allah ve Resûlü de kendisini seviyor. Allah ve Resûlünü sevmek onlar tarafından sevildiğimize delâlettir. Onlar tarafından sevilmeden onları sevmemiz mümkün değildir. Hep söylendiği gibi sevgi, yukarıdan aşağıya rahmet gibi yağar. Aşağıdan yukarıya bitki gibi çıkmaz. Çünkü hiçbir bitki yukarıya ve yukarılığa ulaşamaz.
Reklam
Bir de "Gül kokusu Resûlullah Efendimize âittir." diye bir söz var. Söz doğru. Anlaşılma yanlış. Bizim Türkçe'de "çiçek" dediğimiz güzelliklerin Farçası "gül"dür. Yani Farsça'da gül, çiçek demektir. bizim gül dediğimiz çiçeğe Farsça'da "verd" denir. Dolayısıyla, Efendimizin kokusu gül çiçeğinin değil bütün çiçeklerin kokusudur. Daha doğrusu bütün çiçekler o güzel kokularını, o güzeller güzeli Fahr-i Kâinat Efendimizin o güzel kokusundan "şemme-i Muhammedî"den almışlardır, her çiçek kokladığımızda Efendimizin kokusunu alıp O'na salât ü selâmlar ederiz.
Habîb ise, "istemeden verilen" demektir. Efendimiz hayatı boyunca istememiş, istemesine gerek duyulmadan her bir şeyi karşılanmıştır. Kendi adına bir beklenti içinde olmamış, hep "Allah, Allah!" demiştir. Tâif'e gidişini, Tâif'te gördüğü muâmeleyi ve sonrasında ellerini kaldırıp kendisine o insanlık dışı muâmeleyi revâ görenler hakkındaki af ve merhamet talep eden yakarışını hatırlayın. Derdi hep ümmeti olmuştur. Efendimiz ömür boyu içinde olduğu hâl îtibârıyla Habîbullah'tır, Allah'ın sevgisine, aşkına liyâkatli olmuştur.
EBÛ UBEYDE b. CERRAH Ümmetin Emini
Resûlullah, Erkam'ın evine yerleşmeden önce Ebû Bekir'in İrşadıyla İslam'ın ilk günlerinde müslüman olmuş... Habeş hicretine katılmış, Allah Resûlü ile birlikte Bedir, Uhud ve diğer büyük gazvelerde bulunmuş... Resûlullah'ın vefatından sonra da sırasıyla Hz. Ebû Bekir ve Ömer'in yanından ve sohbetlerinden ayrılmamış... dünyayı boş vermiş, zühd ve takvaya sarılmış, kutlu ve yüce insan...
EBÛ UBEYDE b. CERRAH Ümmetin Emini
Hz. Ömer'in son nefesinde hakkında: "Ebû Ubeyde hayatta olsaydı onu halife tayin ederdim. Rabbim sorarsa da Allah ve Resûlü'nün emini olan kişiyi halife tayin ettim, derdim."
Reklam
Allah'ın "Kün!" emriyle var olan insan şeklindeki Nûr-ı Muhammedî hemen şöyle demiştir: Lâ ilâhe ilallah- Allah'tan başka tanrı yoktur!" Allahu Zülcelâl bunu şöyle devam ettirmişti,r: "Muahmmedün Resûlullah!" Burada bir incelik var: "Lâ ilâhe illallah" kelime--i tayyibesi mahlûk sözüdür. "Muhammedün Resûlullah" sözü ise Hâlık'ın sözüdür. O Hâlık-ı Zülcelâl'in arz üzerindeki halîfesi olan insan, kendisini halîfe tâyin edenin yaptığı gibi "Muhammedü'n Resûlullah" demelidir ki halîfetullah olmayı hem hak etsin, hem idrâk...
Allah'ın nerede olduğu sorusuna, "gökte" cevabını veren meşhur cariye hadisi ile ilgili olarak da şöyle demiştir: "Bu, Allah'ın göğün içinde olduğunu ve göklerin onu kuşatıp sarmaladığı anlamına gelmez. Bunu ümmetin selef ve imamlarından kimse söylememiştir. Aksine yüce Allah'ın göklerin üstünde, arşı üzerinde ve
“Kadınlara iyiliği tavsiye ediniz. Zira onlar sizin yanınızda kendileri için bir şeye sahip olamazlar. Siz onları Allah’ın emaneti olarak aldınız. Allah’ın kavli ile ırzları size helal kılındı.” Hz. Muhammed (s.a.s)
Hz. Resûlullah'ın kâli, söyledikleri şerîattır, hâli tarîkattır, sırrı ise hakîkattir. O sırra aşina olup şerîatten uzaklaşmamak da mârifettir. (Efendimizin, Mirâc hakîkatinden sonra bile şerîatten uzaklaşmaması...) Gelin görün ki, hem toplum hem de Müslümanlar olarak bu hallerden ve dilden uzaklaşmışız. Dolayısıyla ne Efendimizi, ne şerîatı, ne de tasavvufu anlayabiliyoruz. Şerîat derken el kesmeyi ve recmi (taşlamayı), tasavvuf ve tarîkat derken de bilmem hangi ekolü anlıyoruz. Sanılıyor ki şerîat, tarîkat ve hakîkat birbirinden kopuk kompartımanlardır. Bu yanlış telakkî, biraz da Batılı bir zihne ve eğitime sahip olmaktan doğuyor. Mehmed Zâhid Kotku Efendi'nin anlatıldığı bir kitaba Görünmeyen Üniversite ismi verilmiş. Ne kadar haklı ve doğru bir isimlendirme! Görünmeyen esaslı üniversitelerin kapısından ayrıldığımız günden bu yana zihinlerimiz ve kalplerimiz çoraklaşmıştır.
Reklam
Hz.Muhammed Mustafa (sav) buyurdu ki: "Sizler Yahûdîlerle muhakkak savaşacaksınız! Harp o kadar şiddetli olacaktır ki, hattâ taş: ‘Ey Müslüman! Şu arkamdaki bir Yahûdî’dir! Gel de onu öldür!’ diyecektir.” (Müslim, Fiten, 80)
Hasan Sezâî-i Gülşenî Hazretleri'nin, "Muhammed'dir Cemâl-î Hakk'a nir'ât, Muhammed'den göründü kendi bizzât" beytinin mânâsını bilenler ne demek istediğimizi anlayacaktır. Evet, Muhammed'dir Cemâl-i Hakk'a mir'at, (Allah'ın cemâlinin aynasıdır) Muhammed'den göründü kendi bizzât. Bu beyit aklî okumayla anlaşılmaz, gönül ile anlaşılır.
EBÛ UBEYDE b. CERRAH Ümmetin Emini
Hz. Peygamber'in, elinden tutup da: "Her ümmetin bir emini vardır; bu ümmetin emini de Ebû Ubeyde b. Cerrâhtır."
Hz Muhammed (asm) Huneyn Savaşı'nın yapıldığı gün, kendisinin; düşmanı takip amacıyla gönderdiği askeri birlik, birkaç çocuğun da ölümüne neden olmuştu. Resulullah Aleyhisselam'ın azarlaması üzerine savaşçılarından biri: "Bunlar zaten putperest müşriklerin çocuklarıydı.", diyerek kendisini mazur göstermeye kalkınca, Resulullah Aleyhisselam şu cevabı verdi: "Sizin aranızdaki en seçkin Müslümanlar da müşrik ve putperestlerin çocuklarıydılar! Dikkat edin, asla çocuk yaştaki kimseleri öldürmeyin! Her insan, (hangi dini seçtiğini) kendi diliyle söyleyinceye kadar İslam yaratılışı üzerindedir. Onun bir Yahudi ya da Hristiyan olmasına sebep, onu bu şekilde eğitip yetiştiren anne-babalarıdır.
Sayfa 411 - Beyan Yayınları
"Kim yatağına abdestli olarak girer ve uyku bastırıncaya kadar Allah'ı zikrederse, gecenin herhangi bir saatinde uyanıp da Allah'tan dünya veya ahiret hayırlarından bir şey isterse, ona Allahu Teala istediğini mutlaka verir." Son Peygamber Hz. Muhammed (SAV) Tirmizi, Deavat: 92
1.500 öğeden 16 ile 30 arasındakiler gösteriliyor.