(...) Müzik, ruha en yakın, en çabuk tesir eden sanat olmanın yanında, ruhun iyi veya kötü yönde muvazenesini de belirten bir sanattır; ruhun gelişmelerinden etkilenir ve ruhun gelişmelerini etkiler. İlâhî bir yöne dönük olabildiği gibi, şeytanî bir yöne de dönük olabilir. İslâm tasavvufunda onun bu iki yönüne de dikkat çekilmiştir. Hazret-i Ebu Bekir’e bağlı “gizli zikir” yolunda, müziğe yer verilmemiş, ruhun inkılâbı için sessizlik ve dinginlik tercih edilmiştir. Nakşibendîler bu yoldadır… Hazret-i Ali’den gelen “açık zikir” yolunda ise, ruhun inkılâbına yardımcı bir unsur olarak güzel müziğe, nağmeye de yer verilmiştir.
Mevlevîler bu yoldadır… Klâsik Türk müziğinin hemen bütün büyük hamlelerinin arkasında Mevlevîlik vardır. Fakat Mevlevîlik kendi içinde bozulunca Türk müziğinde de tereddî başlamış, nihayet Türk müziği İslâm tasavvufunun dışında, giderek ruhtan uzaklaşan, değer kaybeden bir macera yaşamıştır.
Selim Gürselgil, (I. Dönem, Ocak 1997, Feyyaz Aksakal imzasıyla) Müzik Zevki ve Cihad Şuuru Hakkında