Yalnız size şunu söyleyeyim ki, bir adamın suçlu olduğuna karar verirsem, onu, elimde delil olsa bile, kuşkulandırarak işe başlarım. Mesela bir adamı hemen tevkif etmek zorunda olabilirim, bir başkasının durumu ise değişik olabilir. O zaman ne diye ona biraz hürriyet bahşetmeyeyim? Görüyorum ki, ne demek istediğimi anlamıyorsunuz. Size daha kesin bir örnek vereyim. Eğer onu hapse atacak olursam, morelinin kuvvetlenmesine yardım etmiş olmaz mıyım? Evet özellikle bazı olaylarda durum böyledir. İnsanlar o kadar değişik ki! Delil istiyorsunuz. Delil olabilir. Ama delil iki çeşittir, bilirsiniz. Ben zayıf bir adamım. Bunu itiraf ederim. Bazen her delili matematik bir kesinliğe bağlamak isterim. İki kere iki gibi kesin. İnkar edilmez bir şekilde kesin... Adamın katil olduğuna emin olsam, onu vaktinden önce hapsedersem, onun hakkında daha başka deliller elde etmekten kendimi mahrum etmiş olurum. Nasıl mı? Ona kesin bir yer vererek. O zaman onu bütün şüphelerden uzaklaştırmış olurum. Adamın içi rahat eder ve kabuğuna çekilir. Bana inanmıyor musunuz Rodian Romanovitch? Tabii, hukuk fakültesinin öğrettiği cinsten suçlar, gerçek hayatta bulunmaz. Her suç işlenir işlenmez özel bir durum haline gelir. Kendisinden öncekilerin hiçbirine benzemez. Bazen çok gülünçlerine bile rastlanır. Eğer bir adama hiç ilişmeden bildiğimi ve kendisini gece gündüz takip ettiğimi belli edersem, adamın korku ve şüpheden aklını kaybedeceği muhakkaktır. Ya kendiliğinden itiraf eder ya da öyle bir şey yapar ki her şey, iki kere iki dört kesinliğiyle ortaya çıkar. Ne güzel değil mi? Bir köylü için doğrudur bu kurallar ama özellikle bizim cinsimizden, zeki ve kültürlü bir adam için kaçınılmaz bir sonuçtur. Ha, şunu da söyleyeyim ki, bir adamın ne bakımdan kültürlü olduğunu bilmek çok önemli bir noktadır.
Tepenize çığ düştüğünde, bütün karın altında yatarken neresi aşağısı neresi yukarısı anlayamaz oluyormuşsunuz. Karı iteleyip kurtulmak istiyor ama yanlış yönü seçip kendinizi daha derine, kendi mezarınıza gömebiliyormuşsunuz..
Artık ne kadar değişmişti; eskiden onu ilgilendiren teoriler, fikirler şimdi gülünç geliyordu. Bu kadar kısa bir zaman içinde böyle bir değişiklik... İçi burkuldu. Eski hayatı, eski eğlenceleri, eski duyguları, düşünceleri, hepsi hepsi, şimdi ona ne kadar yabancı geliyordu. Yükseldiğini ve her şeyden uzaklaştığını hissetti.
Eğer "görmek'' denilen şey kısmen optik sinirlerimizden kısmen de anılarımızdan besleniyorsa -yani kişi aynı anda hem o andaki görüntüyü hem de bu görüntünün depoladığı izlenimleri algılıyorsa- bu "geçmişe takılıp kalmak" ifadesine yepyeni bir anlam kazandırırdı. Öyleyse geçmiş, duyumsal deneyimler kılığına bürünüp bize miadı dolmuş veriler sunarak şu anın üzerinde tuhaf bir hakimiyet kuruyordu.