Eski Yunan'dan yararlanmak suretiyle bilim yapan İbn Tüfeyl "Allahsızlar"
arasında sayılmış, Sevil'de Melik İbn Vahib, akılcı bilimlerle
meşgul oldu diye aynı akıbete uğramıştır. Denilebilir ki,
İslam tarihi boyunca akılcı bilimlerle (ve özellikle felsefe ile)
uğraşanlara karşı daima düşmanlık beslenmiştir. Eski Yunan kaynakları sayesinde bilimsel gelişmeyi sağlayan kim varsa, örneğin başta ar-Râzı, Farabî, İbn Sina, ibn Rüşt, İbn Bacca, İbn Haldun vs.
hep zındık gözüyle görülmüşlerdir. Bu düşmanlık sadece bağnaz
halk yığınlarından ya da İslamı harfiyen uygulamaya hevesli bağnaz halifelerden değil, İslam dünyasının "bilim adamı" olarak baş tacı ettiği kişilerden (örneğin al-Gazali, İbn Teymiyye vs.) gelmiştir.
al-Gazali ya da İbn Teymiyye ya da benzerleri, akılcı bilimlerin
başmimarı sayılan Aristo'yu, Galen'i ve diğerlerini ve onların yorumcuları olan ya da onlardan yararlanan İslam bilginlerini "cahil", "dinsiz" ve İslam için tehlikeli kişiler olarak tanımlamışlardı. Zira Kur'an'dan başka bilimsel kaynak olmadığını, her şeyin, her
bilimin Kur'an'da bulunduğunu ve Kur'an'a aykırı hiçbir gerçek olamayacağını savunurlardı. Örneğin İbn Teymiyye, Tanrı ve Peygamber sözlerine göre hastalığın Tanrı'dan gelme olduğunu ve ancak Tanrı izni ile bulaşabileceğini ve veba gibi hastalıkların dahi insanlarda bulaşıcı olmayıp, sadece develerde bulaşıcı olduğuna dair İslami hükümleri sergilerken, İbn Sina'yı adeta cahil ve dinsizlikle suçlamış olurdu.