ibrahim

ibrahim
@ibrahim1989
"Hayır demesini bilmeyen kişi güçsüz kişidir. Hayır demesini bilmeyen kişinin Evet'inin de anlamı yoktur."
İlişkiler
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
BİLİYOR MUSUNUZ? “1923TE TÜRKİYE’DE; Nüfus 13 milyon civarıydı, 11 milyon kişi köyde yaşıyordu. 40 bin köy vardı, 38 bininde okul yoktu. Traktör sıfırdı, karas...aban’dı. 5 bin köyde sığır vebası vardı. Hayvanlar kırılıyor, insanlar kırılıyordu. İki milyon kişi sıtma, bir milyon kişi frengiydi, verem, tifüs, tifo salgını vardı, üç milyon kişi trahomluydu, Bebek ölüm oranı yüzde 48’di, yani her doğan iki bebekten biri ölüyordu. Memlekette sadece 337 doktor vardı. Sadece 60 eczacı vardı, sadece 8’i Türk’tü. Diş hekimi, sıfırdı. Dört hemşire vardı. 40 bin köy, sadece 136 ebe vardı. Ortalama ömür 40’tı. Yanmış bina sayısı 115 bin, hasarlı bina sayısı 12 bin. Ülkeyi yeniden inşa etmek gerekiyordu. Kiremit bile ithaldi. Adı Marsilya kiremidiydi. Limanlar, madenler, demiryolları yabancıya aitti. Toplam sermayenin sadece yüzde 15’i Türk’tü. Osmanlı’dan Cumhuriyet’e miras kalan sadece dört fabrika vardı, Hereke ipek, Feshane yün, Bakırköy bez, Beykoz deri… Elektrik sadece İstanbul, İzmir ve Tarsus’ta vardı. Otomobil sayısı bin 490’dı. Sadece dört şehirde özel otomobil vardı. Veremle boğuşan halk, ahırda yatarken… Bugün bazılarının yere göğe sığdıramadığı Abdülhamid’in 16 tane eşi vardı: Nazikeda, Safinaz, Dilpesent, Peyveste, Nazlıyar, Bidar, Mezide, Emsalinur Hanım... 16 tane… Yaş itibariyle, tamamı çocuktu. Abdülmecid’in 22 eşi vardı. Ahali ineğine verecek saman bulamazken, o sarayında iki futbol takımı kadar kadınla yatıyordu. Kadın, insan değildi. Tiyatro yok, müzik yok, resim yok, heykel yok, spor yoktu. Arkeolojik eserler, öyle gizli saklı değil, padişahların hediyesi olarak, trenlerle çalınmıştı. Kimisi alaturka saat’i kullanıyor, güneşin battığı anı 12:00 kabul ediyordu.
Bu ülke iki kitabı okumadığı için bu hale geldi: 1- Kuran’ı Kerim; okuyup anlasaydık dini kullandırmazdık… 2- Nutuk; okuyup anlasaydık düşmanı tanır, vatanı sattırmazdık…
'Tam yatmıştım ki aşağıdan sesler duydum. Birileri konuşuyordu. Koşarak inip baktım. Orhan Kemal masa başında Nazım'la sohbet ediyordu. Az ötede Dostoyevski, Cervantes'e mapushane anılarını anlatıyordu. Aziz Nesin pencerenin kenarında Sabahattin Ali'ye yeni dergi planını açıyor, bir köşede Uğur Mumcu'yla Ilhan Selçuk gazeteyi konuşuyordu. Dünyanın her yerinde baskıya, zulme hukuksuzluğa karşı savaş verenlerin uğrak yeriydi burası... Yazarlığın kütüphanesi, insanlığın ortak evi... Gazeteciliğin mecburi durağı, muteber mertebesi... Bunun bilinci ve gönül rahatlığıyla girdim yatağa... Haklılığımla ısındım. Bekçi düdükleri arasında uzun alkışları ve hıçkırıkları işittim. Gece kısaydı. Sabah yakın. Merhaba gözyaşı sarayım,"değerli yalnızlığım."'
Sayfa 85·Kitabı okudu