İbrahim Halil Gülben

İbrahim Halil Gülben
@ibrhalgul
Benim tüm çabam kimseye muhtaç olmadan yaşamaktır. İnsanlar hiç bir şeyimi almazlarsa bana çok şey vermiş olurlar ,hiçbir kötülük etmezlerse ,yeterince iyilik yapmış sayılırlar...
Sosyolog
Sosyoloji-Fırat Üniversitesi
134 okur puanı
Ağustos 2017 tarihinde katıldı
Kayra'nın Yolu
Ama birbirimize şöyle garip notlar, kesin sözler hiç yazmamıştık. El yazısının düzgünlüğü yazdığı kelimeyi her açıdan ne kadar ciddiye aldığını gösteriyordu.
Sayfa 248 - Doğan·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam
Kinyas
Ve artık izlenmek istemiyorsa insanoğlu, artık müzedeki bir resim, akvaryumdaki bir balık gibi seyredilmek istemiyorsa, artık hücredeki bir mahkûm, suikast tüfeklerinin dürbünlerindeki bir hedef gibi takip edilmek istemiyorsa kırmalıdır televizyonunu. Aşağı atmalıdır camından. Zemindekiler yukarı fırlatmalıdır televizyonlarını. Biter böylece onun hayatını buna, bunun hayatını şuna seyrettirme dönemi. Hep bu casus uydular. Onların işi! Tepemizde dolanıp duran. Altı milyar paranoyak yaratan bu uyduların işi. Perdeleri açık oturmasın kimse. Asla!..
Sayfa 213·Kitabı okudu
Edebiyat
Kayra
Eğer kabullenmemiş olsaydım o gün içimdeki deliliği ve normal hayata ani dönüşü, bugün kurmuş olduğum ailemle Monopol oynuyor olurdum. En büyük hatam sigara içtiğimi inkâr etmem gibi, delirdiğimi de inkâr etmem oldu. Beynim bir et parçası olarak dayanamadı bu delirmelerime ve ani geri dönüşlerime. Kaldıramadı genişleyip daralmaları. Ya deli olduğumu itiraf edip tedavi edilmeliydim ya da normal olduğuma kendimi ikna etmeliydim. Bir tercih yapmam gerekiyordu. Ben ikisini de seçtim. Yani hiçbirini! İkisiyle de yaşayabileceğimi düşündüm. Ancak kararım geleceğim için çok büyük ve belirleyici bir hata oldu. Sürekli kilo alıp veren bedenlerdeki sarkmalar, çatlamalar, zihnimin, bilincimin sınırlarıyla sürekli oynamamdan ötürü beynimde oluştu. Geri dönülemez bir noktadaydım o günden birkaç ay sonra. İki değişik Kayra’yı kabul etmiştim. Ve ikisiyle de başa çıkabileceğimi düşünüyordum. Tabiî hayatımın ikinci büyük hatası da fazla nazlanmadı ortaya çıkmak için. Hesaba katmamıştım o her şeyi dışarıdan seyreden üçüncü Kayra’yı. Hiçbir duyguya, fikre dahil olmayan Kayra’yı unutmuştum. İçimde bir stadyum dolusu adam vardı. Ve ben saymaya daha yeni başlıyordum.
Sayfa 203 - Doğan·Kitabı okudu
Edebiyat
Kinyas
Topraktan nefret ediyorum. Attığım her adımda bugüne kadar içine gömülmüş ve karışmış milyarlarca yaratığı düşünüyorum. Ölümün üstünde yürümeyi sevmiyorum. Ve dünya aklıma sadece bunu getiriyor, içine gömdüğü milyarlarca ölüyle. Birinin burnu, diğerinin ayakları. Bunların üzerine basarak gidiyor milyarlarca insan işine, okuluna. Hepimizin bastığı yerde bir ceset var. Hepimizin altında bir ölü var. İnsanlık gömdüğü yakınlarının üzerinde yürüyor. İnsanlık ölümün üstünde duruyor. Koşuyor, spor yapıyor...
Sayfa 165 - Doğan·Kitabı okudu
Edebiyat
Kinyas
Ben, Kinyas dünyaya düşünmeye geldim. Her şeyi hayal etmeye geldim. Çektiğim ve çektirdiğim bütün acılar beni havada tutan balonu şişirmeye yarıyor. Ben hiçbir şey bilmiyor ve hissetmiyorum. Sadece hayalimde yaşıyorum dünyayı. Canlarını aldığım insanları tanımıyorum. Hatırlamıyorum. Yeni hayaller kurup unutuyorum ölmeden önce attıkları o fısıltılı çığlığı... Ben uçurumdan aşağı yuvarlanan ve düşerken önüne gelen her şeyin varlığına son veren bir kar parçasıyım. Çığ olup düşüyorum şehirlerin üstüne. Dünya yuvarlak değil! Dünya bir tarafı yukarıda olan oval bir tepsi. Hepimiz kayıyoruz. Gümüş bir tepsiden düşüp kırılan kristal bardaklarız. Ruhum kayıyor. Ayağım kayıyor. Ama çok küçük yaşlarda kayak öğrenmiş bir çocuk gibi kimseye çarpmadan hayatının slalomlarını atan biri de değilim. Daha çok, kaba bir kızağın üstünde önüne çıkan herkesi deviren huzur bozucu bir kayak pisti katiliyim. Bir de tabiî ne istediğini bilenler var! Ufak yaşlarda, büyükleri geleceğe dair planlarını sorduklarında tereddütsüz yanıtlar veren ve de söylediklerini gerçekleştirenler var. Her şeyi ama her şeyi kontrol etmeye çalışanlar. Doğan güneşe hükmetmeye çalışanlar. Onlar da kişisel başarıları ve bundan kaynaklanan mutluluklarıyla yeterince aşağı kaydıktan sonra télé-ski’lere, télé-siege’lere binip tekrar yukarı çıkıyorlar. Tepsiden kopmamak, tamamen düşmemek için bütün paralarını ve enerjilerini tırmanmaya harcıyorlar. Düşüşlerini geciktirmek tek amaçları. Tepsinin üstünde geçirdikleri her saniye seksten daha fazla zevk veriyor bu homo-economicus’lara. Kavgalar ediyorlar, politikacı, işadamı, bürokrat, doktor, sanatçı oluyorlar. Meslekleri télé-ski’leri! Aileri télé-siege’leri! Hangisi doğru? Doğru diye bir şey var mı? Dünya bir karambol ve kimseye çarpmadan yürümeye çalışmaktansa kollarımı daha
Sayfa 164 - Doğan·Kitabı okudu
Edebiyat
Reklam