İçimde kendimi yargılayan sert ve acımasız bir yargıç vardı; onu “ben de insanım” yöntemiyle yumuşattım. Başkalarını yargılayan içimdeki aynı yargıcı, “o da insan” yöntemiyle yumuşattım. ✨️ Sadece ŞU AN VAR. Şuan nasılsın,şu an iyisin,gerisini boş ver. Gelecek şimdinin devamı olacak zaten. Şimdide ne varsa gelecekte o var. ✨️ Acaba ölüm gerçekten Kader miydi yoksa kader eşeğini sağlam kazığa bağladıktan sonra tevekkül etmek miydi?
Edebiyat
Kendimi Yazdım
Uykularımı! Beni intihar ettiriyor, Hisslerim mahşeri birer yargıç olmuşlar, Aklım idam sehpasın da ağlıyor. Kalbim bedeni mi terk etmiş, Yüreğim bir askeri kışla kadar merhametsiz olmuş, Gözlerim gecenin tenhasında firar etti. Kalem kendi mürekkebinde beni sorguluyor... Ay halime şahittir, Yıldızlar üzerime kurşun gibi yağarken, Yağan yağmur taneleri kirimi temizlemiyordu. Ben musalla taşında ağlarken, Vicdanım içimdeki cümlelere haykırdı. Ben serseri bir meçhul kaçışa hazırlarken, Malik melekleri beni yakaladı. Ben ateşimi bu gece de götürdüm... Hiç kimse bana şahit değildi, Ben kendime şahit olarak yeterdim, Ve ben Allah'ın huzurundayım, Eylem ve irademin tek yetkilisi idim....
Duygu ve Düşünce
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dünya bir yankı odası gibidir
İnsanın dünyaya bir pencereden değil, bir aynadan baktığını bir anlık varsayalım... Aslında bu cümle, hem kadim bilgeliğin hem de modern psikolojinin kesiştiği o zarif çizgiyi özetliyor. Bu yaklaşımın birkaç farklı açısı : 1. Psikolojik Yansıtma Zihin, kendi içindeki çözülmemiş çatışmaları, korkuları veya güzellikleri dış dünyaya yansıtma eğilimindedir. Eğer içimizde bir huzursuzluk varsa, en sakin denizde bile bir fırtına belirtisi görürüz. Tam tersi, içimizdeki sevgi baskınsa, en kusurlu tabloda bile bir estetik yakalarız. 2. Algıda Seçicilik Beynimiz muazzam bir veri bombardımanı altında. Neyi "göreceğimizi" ise değer yargılarımız, inançlarımız ve o anki ruh halimiz belirliyor. Yani biz dünyayı olduğu gibi değil, olduğumuz gibi görüyoruz. 3. Kadim Bilgi ve Felsefik Bakış Mevlana’nın da dediği gibi: "Dünle beraber gitti cancağızım, ne kadar söz varsa düne ait. Şimdi yeni şeyler söylemek lazım." Ama o yeni şeyleri söyleyebilmek için önce içimizdeki "gözlüğü" temizlememiz gerekir. Dışarıda gördüğün çirkinlik belki de senin içindeki bir yaranın sızısıdır; gördüğün mucize ise ruhunun zenginliğidir. Kısacası: Dünya bir yankı odası gibidir. Sen hangi notaya basarsan, evren sana o tınıyla cevap verir. Bu konuyu biraz daha derinleştirelim; çünkü bu sadece romantik bir söz değil, zihnimizin çalışma mekanizmasına dair çıplak bir gerçektir. Bu "yansıma" meselesini üç ana katmanda detaylandırabiliriz: 1. Nörolojik Filtre: Retiküler Aktive Edici Sistem (RAS) Beynimizin kökünde bulunan RAS adlı bölge, bir nevi "sekreter" görevi görür. Dış dünyadaki milyonlarca veriden hangisinin bilincimize ulaşacağına o karar verir. * İçeride ne varsa: Eğer zihnin o gün "insanlar çok kaba" düşüncesiyle doluysa, RAS sana yolda sadece somurtan insanları gösterir. * Sonuç: Nazik olan
Zihnim, hiç yaşanmamış felaketlerin ve asla söylenmemiş sözlerin mezarlığı gibi... Her gece kafamın içinde kurduğum o mahkemede, hem sanık benim hem de yargıç. En büyük savaşım dışarıdaki dünyayla değil, içimdeki o susmak bilmeyen gürültüyle. Düşünmekten yaşamaya sıra gelmiyor; kendi zihnimin labirentinde, çıkışı ararken her defasında daha derine batıyorum.
Bir yargıç değilim, bir beklenti üzerine cümlelerim ve gayretim yok insan kazanmak insan biriktirmek güzellikleri yaymak istiyorum sen böylesin die uçuruma atılan bakıştan uzak, içimdeki huzuru güzel gönüllere buluşturmak istiyorum... Hz Peygamber (sav) o kutlu Nebi ; kendin için istediğini kardeşin içinde istemedikçe tam manasıyla iman etmiş olmazsın buyuruyor... İslam'ı yaşama gayretinde olmak ve İslami bir duruş.. özlem ve duam tüm şifa bekleyen gönüllere..
İki farklı yol… aynı yüreğin iki ayrı sesi. Biri insanın karanlık yanıyla yüzleşmesini anlatan İçimdeki Yargıç, diğeri ruhun kaybolmuş parçalarını arayan Unutulmuş Benlik. Bu iki roman; vicdan, yalnızlık, pişmanlık ve yeniden doğuşun aynı kalemde hayat bulmuş hâli. Okuruna hem kendini sorgulatıyor, hem de içindeki sessiz çığlıkları duyuruyor.