Bir gün biri bana Kant için gelecekte şiirsel bir eylemde bulunacaksın deseydi eğer, muhtemelen ona geceleyin muhtelif bölgelerin açıkta kalmış derdim. Gün bugün olduğunda ise alt alta mısralar yazmanın, konu felsefe olunca biraz kasıntı bir inceleme yazmadan yeğ olacağını düşündüm. Bilenler bilir, Kant sabahtan akşama ahlaktan ve yasadan bahseden bir zat-ı muhteremdir. Gerek içimizde doğuştan vuku bulmuş olan tanrısal bilgiyi çevreleyen ahlâk, gerekse istemelerimizi ödevler yoluyla baskı altına alacak olan yapay ahlâk yasası Kant'ın besmelesidir. Buna da özgürlük demesini bir akıl kurnazlığından başkaca bir şey olarak görmüyorum. Kant, çok fazla mutluluktan bahseder, aldanmayın merhuma, konuşması sonlandığında sizi mutsuz eder. Mesela "Ebedi Barış üzerine felsefî deneme"sinde şu sözleri zikretmiştir: "Kanun koyucunun ortak iradeye dayanarak hukuki bir yönetim biçimi kurma işini, bir vahşi sürüsünden meydana getirdiği bir millete bırakacak kadar ahlâklı davranmasını pek bekleyemeyiz." O kadar övdüğü ahlâkın gayesi açıktır. Çağ büyüğümüz Slavoj Žižek'in konu ile ilgili tespiti yerindedir: "Demokraside, kendi eylemlerim, çoğunluğun iradesini hayata geçiren meşru eylemler olarak 'gizlenir'." Sözü Alain Badiou'ya bırakarak, şiirimi gelecek nesillere bir armağan olmak üzere buracıkta okuyorum: "Parlamenter toplumlarda siyasetin hukuk temasına teslim edilmesi... felsefeciyi sofistten ayırt etmenin imkansız hale gelmesine yol açar. Tersinden bakıldığında, bürokratik toplumlarda, felsefeciyi memurdan ya da polisten ayırmak imkansızdır. SON KERTEDE, FELSEFE GENELDE TİRANIN SON SÖZÜNDEN BAŞKA BİR ŞEY DEĞİLDİR."
En yüksek iyi'ye giderken ben;
İlahi buyruklar peşinde yürürken akıl
Takmış koluna kaşları çatık bir ahlâk
En büyük erdem mutluluğu idam etmekmiş
Kuşatmış