Taş Kağıt Makas - Alice Feeney
Puan vermedi·312 syf.··
2026 3. kitabı
Bu kitabı bitirince içimden “Vay be, Alice Feeney yine yapmış yapacağını” demek geldi. Uzun zamandır böyle içten bir gerilim arıyordum ve tam da ihtiyacım olanı buldum. Adam ve Amelia’nın evliliklerini kurtarmak için çıktıkları o izole, karlı şapel tatili ilk bakışta klasik bir “ikinci şans” hikâyesi gibi duruyor. Ama Feeney’nin kalemi devreye girer girmez her şey tersine dönüyor. Yüz körlüğü gibi nadir ve zor bir detayı ustalıkla kullanarak karakterleri ve okuyucuyu sürekli yanıltıyor. Her bölümde bir önceki sayfada emin olduğunuz her şeyi sorguluyorsunuz. En sevdiğim yanı ise yazarın twistleri. Hiçbir şeyi zorlamadan, doğal akış içinde öyle katman katman açıyor ki, kitabın ortasına geldiğinizde “Acaba?” diye şüphelenmeye başlıyorsunuz ama sonlara kadar asıl darbeyi yiyorsunuz. Özellikle o mektuplar ve finaldeki sürprizler… Okurken hem heyecanlandım hem de “Nasıl fark etmedim?” diye hayıflandım. Feeney bu konuda gerçekten usta; sizi hem duygusal hem zihinsel olarak oyuna dahil ediyor. Kısaca, psikolojik gerilim sevenler için kaçırılmayacak bir kitap. Ne çok uzun ne de aceleye getirilmiş; tam kıvamında, akıcı ve unutulmaz. Bitirdikten sonra bir süre karakterleri düşünmeden edemedim. Kesinlikle tavsiye ediyorum! (5/5)
Duygu ve Düşünce
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,5bin okunma
Butimarın bizi tarumar ettiği anlar
9/10
·390 syf.·
2026 106. kitabı
Yazarın daha önce okuduğum Dünyasızlar kitabında final havada kalmış ve bir boşluk hissi yaratmıştı. Bu kitapla ilgili de beklentim çok yüksekti. Hatta ilk elli sayfada bir pskiyatrın iç dünyası bize öyle güzel anlatıldı ki, o anlarda sanki kahramanın iç dünyası bana ayna gibi yansıtıldı gibi hissettim. Bir psikiyatristin, kafa yapısını gözlemlemek için bir kara çarşaf giyip İstanbul'da bile gezmeyi deneyimlemiş ve taksicilik yapmış. Bu gözlemler sayesinde bu bölümleri bize çok güzel aktarmış. Butimar karakterinin kusursuzluğunu da ismini aldığı deniz kuşunun masumiyetiyle bağdaştırmıştır. Psikiyatristin hayatından sonra Yusuf'un hayatına dalıyoruz. Butimar'a olan aşkıyla nasıl yollara girdiğini okuyoruz. Yusuf'un hayatında öyle güzel dostları var ki, o dostların hikayeye etkisi oldukça fazla, yazar burada Yusuf'un simya tutkusunu da işlemiş. Bu tutku onu nasıl yönlendirmiş adım adım anlatmış. Karakterin inatçı tutumu kitapta en belirgin faktör oldu ve yaşamını etkiledi. Kitaptaki dostluk ilişkileri bazı yerlerde bencillik ile sınandı. Aşk, sürekli anlatılarak gerçeklikten koptu. Hatta kitapta aşkın yürekte saklanıp dillendirilmemesiyle ilgili bir öykü var.Bir Japon masalı ve Azerbaycan halk efsanesi var, bazen mistik bir atmosfer yaratılmış, okuyucu biraz farklı bir yolculukla kendini masalsı bir paradoksun içine itelenmiş. Fakat bu yolculuğun boğucu bir labirent gibi kafa karışıklığı yaratacak olması onu da çok etkilememiş. Bunu yazarın küçüklüğünden beri zamanda yolculuk hayali olmasına ve bunu romanlarında kullanmak istemesine bağladım. Herkes bu kitaptan istediğini alsın,herkes kafasında bir son yazsın istemiş. Bazı yerlerde okuyucunun yorulacağını, bazı kelimelerin çıkmaz bir sokağa gireceğini bilse de gizem yaratmak istemiş. Bunu da yazarın farklı ve özgün
ButimarKaan Murat Yanık · Kapı Yayınları · 20156bin okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Puan vermedi·200 syf.··
2026 31. kitabı
Zavallı Necdet’i bitirdikten sonra elimde kitap, bir süre öylece oturdum. Gerçekten “zavallı” kelimesi bu romana cuk oturuyor. Safvet Nezihi, 1902’de tefrika edilen bu romanında Necdet Feridun adlı yakışıklı, sarı saçlı, mavi gözlü, zengin ve biraz da hovarda bir gencin hayatını anlatıyor. Adamın hayatı Beyoğlu’nun eğlenceleriyle, kadınlarla, keyifli günlerle geçerken bir gün karşı köşke Meliha taşınıyor. Piyano sesiyle başlayan o meşhur aşk, yavaş yavaş Necdet’in bütün hayatını ele geçiriyor. Kitap aslında klasik bir üçgen aşk hikâyesi: Necdet – Meliha – Müzehher. Ama Safvet Nezihi bunu öyle bir duygusal yoğunlukla yazmış ki, okurken yer yer içim sıkıldı, yer yer de sinirlendim. Necdet’in sürekli kendi içinde gidip gelmeleri, bir an Meliha’ya deli gibi âşıkken diğer an başka bir kadının etkisinde kalması… Adam resmen duygularının kölesi. Bazen “ulan topla kendini” diye içimden bağırdım. En çok hoşuma giden tarafı, dönemin İstanbul’unu (özellikle Şişli, Feneryolu, Beyoğlu) çok canlı betimlemesiydi. Köşkler, piyanolar, gaz lambaları, arabalar… Okurken kendimi o yıllarda hissettim. Dil de o kadar ağır değil; akıcı, duygusal ve yer yer fazla dramatik. Tam tefrika romanı tadında, insanı sayfaları çevirmeye zorluyor. Karakterler biraz siyah-beyaz çizilmiş. Meliha’yı neredeyse tamamen olumsuz, Müzehher’i ise melek gibi göstermiş. Necdet de aşırı “zavallı” yapılmış; sürekli pişmanlık, vicdan azabı ve çaresizlik. Bu yüzden biraz melodram havası ağır basıyor. Ama 1900’lerin başında, halkın çok sevdiği bir eser olması da anlaşılır. İnsan o dönemde bu tarz duygusal, acıklı aşk hikâyelerine bayılıyordu. Kısacası Zavallı Necdet, kusursuz bir edebiyat şaheseri değil ama çok samimi, çok duygusal ve akılda kalan bir klasik. Özellikle Türk edebiyatının o eski romantik dönemine
Zavallı NecdetSafvet Nezihi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20215,2bin okunma
Puan vermedi·
"Sözüm ona modern çağda sevmekkk... Sevmek ne uzun ve zor kelime aslında haddini, edebini bilene tabi eskiler ne güzel demiş Edeb ya hû!!! İnsanların sevgi adı altında birbirlerinin arkasından işler çevirmesinden, samimiyetsizce gülümsemelerinden, kadınların da erkeklerin de 'bir sürü seçeneğim var' diyerek önüne geleni takip edip, beğenip sonra sessizce ortadan kaybolmalarıyla dolu bir çağda sevmek... İlişkileri bir ego tatmini aracına dönüştürmelerinden, kendi bencilliklerini masum insanların verdiği değerle beslemelerinden yorulduğumuz bir zaman.. Ne kadar kötü seven, ne kadar eksik kalan, ne kadar emek vermekten kaçan insanlarla dolu bir çağ bu. İnsan; durup dinlemeye, gerçekten bakıp görmeye, hissetmeye bile zaman bulamıyor. Belki de zaman bulmak istemiyor. Çünkü hissetmek sorumluluk getiriyor, anlamak emek istiyor, kalmak cesaret gerektiriyor. Bu yazılan satırlar bile muhtemelen yalnızca bir beğeninin ardından sonsuz kelimeler arasında kaybolup gidecek. İşte hızın acımasızca tükettiği çağın gerçeği bu. Hayallerden, kalplerden ve insanlığın içindeki güzel parçalardan çalarak büyüyen bir çağ... Dürüstlüğün bu kadar nadir, sevmenin bu kadar ucuz ve yüzeysel hâle gelmesine üzülüyorum. Neden herkes birbirini öylesine deniyor? Neden kimse gerçekten kalmaya niyet etmiyor? Neden bir insanın kalbini tanımaya çalışmadan, onu yalnızca bir ihtimalmiş gibi tüketip geçiyor? Biriniz de sahici olun istiyor insan. Biriniz de cesaret gösterin. Eğer samimiyetiniz yoksa insanların hayatına dokunmayın. Eğer kalmaya niyetiniz yoksa umut vermeyin. Eğer sevmeye cesaretiniz yoksa yüreği güzel insanları yaralamayın çünkü sevmek farkındalık ister güç ister kum fırtınasında güneşe bakamayacaksan niye güneşi hep görmek istiyorum diyorsun ki ? Bazen şöyle demek geliyor içimden: Bu çağın
Beni Sessiz de Sevebilir misin?M. Kemal Sayar · Timaş Yayınları · 20144,386 okunma
Puan vermedi·88 syf.·
Beğendi
·
2026 60. kitabı
Fransız yazar Molière, bu kez hem kıvrak zekâsı hem kurnazlığı hem de oyunlarıyla ön planda olan bir karakterle karşımıza çıkıyor: Scapin. Molière , okuduğum eserlerinin birçoğunda otoritenin körlüğü ile zekânın ışığını karşı karşıya getiriyor. Gerçeği gören, akıl veren ve olayları çözen kişiler çoğu zaman ya yakın bir akraba ya da o kişilerin yanında çalışan yardımcılar oluyor. Cimri'de La Flèche, Hastalık Hastası’nda Toinette, Tartüf’te Dorine gibi karakterler bunun en güzel örnekleri. Scapin'in Dolapları ’nda ise bu yardımcı karakter öyle güçlü ki hikâyenin merkezine yerleşiyor. Scapin, bir hizmetkâr olmanın ötesine geçerek; entrikaları, hazırcevaplığı ve insanları tanıma becerisiyle bütün olayların yönünü değiştiren, oyunun gerçek kahramanı haline geliyor. Octave ve Léandre’nin gizli aşkları, babalarının katı iradesiyle çatışırken çözüm Scapin’in dolaplarında bulunur. O, hileyi adeta bir sanat gibi işler; yalanı gerçeğe dönüştürür, korkuyu mizaha çevirir. Argante ve Geronte gibi kendini güçlü gören karakterler bile Scapin’in kurduğu oyunlar karşısında çaresiz kalır. Hatta bazı yerlerde okurken içimden “Scapin, sen neymişsin böyle?” diyesim geldi. :) Öyle hızlı düşünüyor, öyle ustaca planlar yapıyor ki; onun düzenbazlıklarını okurken hem güldüm hem de zekâsına hayran kaldım. Molière’in beni en çok etkileyen yanı da burada ortaya çıkıyor: Gücü makamda, parada ya da yaşta aramıyor. Bazen en doğru sözü söyleyen, en özgür düşünen kişi; toplumun küçük gördüğü biri olabiliyor. Kahkahaların, entrikaların ve yanlış anlaşılmaların ardında Molière yine insan doğasına dair ince gözlemleriyle, zekâ dolu kurgusuyla bu eserini de büyük bir keyifle okuttu bana.
1000Kitap
Scapin'in DolaplarıMolière · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2025821 okunma
7/10
·325 syf.··
2026 9. kitabı
·
30 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 23:57
Bilmiyorum neden ama kitabı kapattığımda zihnimde açılan baloncukta “Bile bile lades” cümlesi belirdi. Hikayeye tam olarak oturuyor mu emin değilim ama bazen sonunu bile bile denemek ister insan.. Gıpta ettiklerinin zararlarını bilse de yaşamak ister.. Charlie belki farkında olmadan girdi bu “akıllı olma” yoluna ama akıllı olduktan sonra da sadece aklın işe yaramadığını gösterdi bize. Duygular.. duygusal zeka, kendimizi ifade edememe ne kadar da yerleşiyor gün geçtikçe hayatımıza aslında. Teknolojinin bize yaşattığı rahatlığı sayesinde çoğu zaman aklımızı yormadığımız yeni düzende duygularımızı da alıp götürdü sanki… Beni etkileyen ve acı veren bölüm ; charlie’nin zihni geliştiği dönemde, insanların eskiden kendine olan davranışlarının ne kadar da kırıcı olduğunun farkına vardığı andı.. bir çok şeyi artık bildiğinde ve aynı şeyleri tekrar yaşayacağı ile yüzleştiğinde ise içimden bir şeyler koptu gitti. İnsan bilmediği şeye tahammül edebilir. Ama bildiği şeye tahammül etmesi ne zordur. Bu gerçeklerle yaşayan farkında insanlara selam olsun :)
Algernon'a ÇiçeklerDaniel Keyes · Koridor Yayıncılık · 202536,8bin okunma