Evde ayakkabıyla dolaşılmaz,evde yüksek sesle müzik dinlenmez,koşulmaz,herkesin içinde ağlanmaz, en sevdiğin dizinin yeni bölümü babanın ekonomi haberlerine denk gelirse izlenmez,sigara içilmez,aşık olunmaz,kim sevdiğin söylenmez, kimden nefret ettiğini anlatılmaz ,uygunsuz 1 saatte acıkırsan yemek yenmez,uykun yoksa bile babadan sonra yatılmaz, erken uykun geldiyse uyunmaz,pijamayla oturulmaz,ayıp.Evde ne yapılır peki?Bir evin ev olabilmesi için ne gerekir?
Özgürlüğün çevremizdeki insanlarla anlam kazanması ne tuhaf.Şu an bu yerde doğup büyüdüğüm bu evde hayatında hiç olmadığım kadar özgürüm ama bunu gösterebileceğim tek bir kişi bile yok.
Yarı ölü biriyle aynı evde yaşamak tek başına yaşamaktan pek de farklı değil.Rutin bir bip sesi,her an birinin ölme ihtimali ile hayata dönme ihtimalin aynı anda soluk kalıp verdiği bir hol,evi sarıp sarmalayan ilaç kokusu ve her eşyayı silmiş kurtulmuş lavantalar olmasa burası yaşadığım yirmi yıl ve hiç yaşamadım on bir yıl kadar benim evim.
Mutfaktan bahçeye açılan kocaman bir cam kapı var.(…)Oysa benim eve dair en sevdiğim şeylerden biri bu cam kapı.Bu cam kapıdan geçip bambaşka bir dünyaya açılacağına inanıyorum,o zamanlar,yaşım daha küçük,halbuki sadece arka bahçeye çıkabiliyorum.
Geldim işte.Yine buradayım.Tıkırdayan cam,yayları öten yatak,doğalgazsız büyük odalar,vazolardaki lavantanlar, muhtemelen damlatan çatı ve yine muhtemelen en şiddetli fırtınada yere kadar eğililecek ama asla kökünden ayrılmayacak mandalina ağaçları.