Kurnazlık peşindeki manav gibi. Geçerken portakalların çok lezzetli göründüğünü söyleriz ve biraz satın alırız. Sonra bize kavunlarının da çok güzel olduğunu söyler. Kavunları da almaya karar veririz. Çeşitlilik ve ticaret zamanla artmaya devam eder. Zamanla poşete çürük domatesleri ve limonları sıkıştırmaya başlar ve bu bizi üzer. Çünkü kısa vadeli kârı sürekliliğe tercih etmiştir. Bu özensizliği gördüğümüzde, onun için herhangi bir müşteri olduğumuzu ve olup bitenlerin yıllar boyunca öğrenilmiş bir strateji olduğunu anlarız. Manavın bakış açısındansa "çürüklere rastlayıncaya kadar süren sadakat, vefasızlığın rasyonalize edildiği bir stratejidir". O da kendince, bizimle daha güçlü bir bağ kurup kurmama konusunda "sınava tabii tuttuğunu" iddia edebilir. Ama hayat kısa, sevdiklerinizi "sınamayın".
Duygu ve Düşünce
Hala şokunu yaşadığım doğrudur:)
Bugün okuma yazma öğrenemeyen bir öğrencimin velisini aradım sınıf tekrarına bırakalım diye. Bırakmaya gönlü razı olmadı ve bana “elimden gelen bu kadar, istersen çocuğu sana getireyim, masrafını da vereyim sen öğret” dedi😄itinayla seçilmiş velilerim olduğunu iddia ederim ama kanıtlayamam😂
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Şu sanat eserlerine bakın! Bu çocukların birer insan olmadığını kim iddia edebilir? Beni Asla Bırakma
DİN SÖMÜRÜCÜLERİ ve MUHATAP ANLAYIŞ...
(...) Yine anlaşılmadığının ve daha uzun yıllar boyunca “acaba mı?” gibisinden bakılacağının farkındayım. Onun için daha basit örnekler vereceğim. Meselâ geçen gün Cağaloğlu’nda bir kitabçının camında şöyle bir afiş gördüm: -“Asr-ı Saadetteki İslâm’ı yayacağız!” Nasıl olacak bu? Sen Peygamber misin? Değilsin… Senin çevrende “Sahabîler” gibi bir örnek ümmet kadrosu mu var? Yok… Sen Asr-ı Saadetteki vasıtalara mı sahibsin; tıpkı onlar gibi yaparak mı İslâm’ı yayacaksın? O da değil… Beytülmal kuracak mısın, zekât toplayacak mısın, cihad edecek misin?.. Söz konusu bile değil… Eee?.. Daha çok soru sorarım ama, dikkat ederseniz, “aynısı” olmayı geçtik, “gibi”sine geldik, oradan da haber yok… Durun ben ne yapacaklarını tahmin edeyim: “Ey Müslümanlar, Asr-ı Saadetteki İslâm işte budur” diye kitablar yazacaklar, onları şu kalitede bir kâğıda basacaklar, şuradaki ve buradaki kitabevlerine dağıtacaklar, şu ve bu gazete, dergi ve internet sitelerine reklam verecekler, şu kadar miktar satacaklar, bu kadar para kazanacaklar… Peki, şunu sorayım: Bunların hangisi var Asr-ı Saadette? Hiçbiri… Özetle din sömürüsü yapacaklar. Emin olun, başka hiçbir şey değil… Yetmez mi bu kadar sahtekârlık, sahte Müslümanlık? İslâm bunlar için bir dâva değildir. İslâm bunlar için bir çıkar aracıdır. Bununla para ve şöhret kazanırlar. Onların gençlerine bakın: İslâm’ı “âhiretlik” bilirler. Orta yaşa gelince, geçim derdine girince, bu sefer İslâm onlar için “dünyalık” olur, geçim vasıtası olur, kazanç kapısı olur. __Ben senelerdir müşahede ederim bu ortamı: Hiç değişmez… Şu üniversitelerdeki gençliği, özellikle; ki onlar üzerine çok zengin intibâlarım var, belki bir gün kitablaştırırım da… Şöyle diyeyim: Gençliğin dinamizmini işte böyle sahtekârlıklarla, dolandırıcılıklarla
Akademya Yazıları
Kim söyleyebilir seni düşünmenin sadece seninle buluşmak, sevmenin ise sadece seni düşünmek olmadığını; tenden tiksinmemin, aşktan iğrenmemin, daha tanımadan kaygıyla bana yolunu gözleten o karanlık arzudan ya da hakkında hiçbir şey bilmediğim halde beni olduğum gibi sana iten tarifsiz özlemden kaynaklanmadığını? Ve hatta kim iddia edebilir çok eskiden, belirsiz bir başka yerde seni zaten sevmemiş olduğumu? Şu tükenmez sıkıntıyı başıma saran da o yerin hasretidir belki. Belki varlığımın duyduğu tarifsiz bir özlemsin sen, yokluktan ibaret bir beden, uzaklığın bedeni ve belki de dişiyi dişi yapanlardan başka nedenlerden dolayı dişi. Fernando Pessoa
Bizi sevdiğini iddia edenlerin çoğu, aslında sadece bizim üzerimizdeki kendi güçlerini ve yalnızlıklarını örtme çabasını seviyor. Bir insanı sadece kendi boşluğunu doldurmak için araçsallaştıran her dostluk, özünde derin bir yabancılaşmanın maskesidir.