Hayata bakış açımızı değiştiren bazı kitaplar vardır; Pierre Franckh'in Rezonans Kanunu tam da bu kategoride. Kitap, dış dünyada karşılaştığımız olayların aslında kendi içsel frekanslarımızın bir yansıması olduğunu, yani "rezonans" içinde olduğumuzu savunuyor. Kitap, sabit bir gerçeklik olmadığını, her birimizin kendi öznel gerçekliğimizi inşa ettiğimizi vurguluyor:
"Hepimizin bildiği gibi, tek ve kesin bir gerçeklik yoktur. Sadece öznel bir gerçeklik vardır. Bu yüzden hepimiz tamamen aynı olayı zihnimize farklı şekillerde kaydederiz."
Bu bakış açısı, olaylara verdiğimiz tepkilerin neden bu kadar değişken olduğunu ve aynı deneyimden neden farklı sonuçlar çıkardığımızı anlamamıza yardımcı oluyor. Birçok kişinin takıldığı "geçmişi değiştirme" konusuna yazar, oldukça özgün bir pencereden bakıyor:
"Birçokları geçmişin değiştirilemeyeceğini iddia eder. Fakat geleceğimiz büyük oranda geçmişimizden doğar. Bu yüzden geçmişimizin üstünde birazcık bile etkimiz olsaydı, bu çok iyi olurdu." Franckh, geçmişin sadece bir anı olmadığını, içimizde bıraktığı izlerle geleceğimizi şekillendiren bir "enerji alanı" olduğunu belirtiyor. "Kumdaki ayak izleri gibi" ifadesi, bu duygusal mirasın ne kadar kalıcı olduğunu çok şairane bir şekilde betimliyor.
Kitabın en vurucu kısımlarından biri de, ifade edemediklerimizin bile bir alanı olduğu gerçeği:"Sözsüz düzlemde sırlara yer yoktur. Sessiz değişim tüm düzlemlerde gerçekleşir. Rezonans alanınız sadece bilinçli bileşenlerden değil, bilinçsiz bileşenlerden de oluşur." Bu, hayatımızda neden bazen "beklenmedik" şeylerin başımıza geldiğini açıklıyor; çünkü bilinçaltımız, kendi sessiz rezonansını çoktan yaymış durumda.
Kitabın sunduğu felsefeyi benimsetmek adına yazarın oldukça yoğun bir tekrar mekanizması kullandığını söylemem