Kitabı okurken kendimi tutamadım, yer yer sesli ağladım. İnsanın babası hiç ölür mü? Ölmüyor işte, her satırda yaşıyor.Bugün burada rahat bir nefes alabiliyorsak, kimseye el açmadan kendi ayaklarımızın üzerinde dimdik durabiliyorsak; bu, bir zamanlar bizim uğrumuzda hayatlarını, hayallerini ve en güzel yaşlarını feda edenlerin; Atatürk’ün ve onun o cefakar silah arkadaşlarının mirasıdır. Ben, bir kadın olarak bugün bu hayatın içindeysem, bu sadece onların verdiği o büyük mücadelenin eseridir.
Falih Rıfkı, Babanız Atatürk’te o büyük lideri bir devrimcilik kitabının sayfalarından çekip alıyor da sanki başucumuza, dert ortağımız olarak oturtuyor. Sofrasındaki o derin sohbetlere, bir şiir dizesi karşısında gözleri dolan o ince ruhlu adama, bazen de bir kararı alırken çektiği o uykusuz gecelerin sessiz ağırlığına şahit oluyoruz. Falih Rıfkı’nın samimiyeti sayesinde Atatürk, sadece tarihimizin bir parçası değil; sanki dün akşamki sohbetimizde bize yol gösteren, omuzlarımızdaki yükü paylaşan, bakışıyla içimizi ısıtan bir "baba" gibi yakınlaşıyor bize. Onun o keskin zekasına ve imkansızlıklar içinde bile milletine duyduğu o sarsılmaz aşka tanık oldukça, insan hem dizlerinin bağının çözüldüğünü hissediyor hem de o dehşetli hayranlıkla dolup taşıyor.
Her hücremle hissediyorum ki; o, bizim bu topraklar üzerindeki en büyük şansımız, içimizdeki o hiç sönmeyecek olan ateş. Onu bu kadar yakından tanıdıkça, ona ve onun bu eşsiz emanetine saygı duymayan, değerini idrak edemeyen insanların adına sadece üzülüyorum; çünkü kendi tarihlerine ve kendi varlık sebeplerine bu kadar yabancı kalmak, aslında ne büyük bir kayıp.
İyi ki bu topraklardan geçti, iyi ki bize bu onurlu duruşu miras bıraktı. O'na olan borcum, ömrüm boyunca taşıyacağım en kutsal yüküm. Bu kitap bir son değil; o büyük